Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
Kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2013 Çarşamba

Gebeliği önlemek için kullanılan yöntemlerden biri tüplerin bağlanması. Bu yöntem aynı zamanda vajinal yoldan giren bazı kanserojen maddelerin yumurtalıklara ulaşmasını engelliyor. Böylece yumurtalık kanseri riski azalıyor.

Akıntı ve kanama var

34 yaşında, 2 çocuk annesiyim. Cinsel ilişki sonrasında kötü kokulu akıntım var. Bazen lekelenme şeklinde, kanama da oluyor. Bu durum yüzünden ilişkiye bile girmek istemiyorum. Sizce bu neden kaynaklanıyor?

YAZININ DEVAMI BUGÜN POSTA GAZETESİNDE..

Gönderen Unknown

31 Ocak 2013 Perşembe

Kahve prostat kanseri riskini ‘azaltıyor’

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 50 bin erkek üzerinde yapılan araştırmada kahve tüketiminin prostat kanseri riskini azalttığı sonucuna varıldı.
Araştırmaya göre günde 6 bardak kahve içen kişilerde herhangi bir tür prostat kanseri görülme oranı yüzde 20 daha düşük.
Kahve tüketimi prostat kanserinin daha ölümcül olan bazı türlerine yakalanma oranını ise yüzde 60 azaltıyor.
Prostat kanseri erkeklerde görülen en yaygın kanser türü.
Ancak bazı sağlık kuruluşları araştırma kuruluşları kahve tüketimi ile prostat kanseri görülme oranı arasındaki bir tür korelasyonu ortaya koysa da araştırma sonuçlarının henüz net olmadığını söylüyor.
Bu kuruluşlara göre erkeklerin prostat kanseri riskini azaltmak için kahve tüketimini artırmaları gerekli değil.
ABD’de 48 bin sağlık görevlisi erkek üzerinde 20 yıl boyunca yapılan araştırmada kişilere 4 yılda bir günlük kahve tüketimleri soruldu.
Bu süre içinde bu erkeklerin yaklaşık onda biri 5,035 erkek prostat kanserine yakalanırken bu hastalıktan dolayı 646 ölüm vakası görüldü.
Araştırmanın bir başka sonucu ise kahvenin kafeinli ya da kafeinsiz olarak tüketilmesinin bir fark yaratmadığı.
Buna göre, kafeinin prostat kanserinin gelişimi üzerine herhangi bir bilinen etkisi yok.


Gönderen Unknown

28 Ocak 2013 Pazartesi

Baş Boyun ve Gırtlak Kanseri Oluşumu Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri
Baş Boyun ve Gırtlak Kanseri:

Vücudun en önemli noktalarında oluşabilen kötü huylu kanser çeşitlerinden olan baş boyun ve gırtlak bölgelerinde hücrelerin anormal derece de çoğalarak meydana getirdiği önlem alınmadığı takdir de ölümcül sonuçlar doğurabilen bir hastalıktır.

En büyük Nedeni:

Tütün bu ölümlerin en çok önlenebilir nedenidir.

Her yil ABD’de 200.000’den fazla insan sigara ile iliskili hastaliklardan ölmektedir. Iyi haber bu sayinin sigarayi birakan Amerikali sayisindaki artisla beraber düsmesidir. Kötü haberse bazi sigara içicilerinin dumansiz tütün, çignenebilir tütün kullanimina yönelmesidir ki bunun güvenli bir alternatif olabilecegi düsünülse de bu dogru degildir. Bu yalnizca kisideki kanser riskini akcigerlerden dudaga tasir. Akciger kanseri görülme sıklığı azalırken bas boyun kanseri sayisinda artis görülmektedir.

Bas boyun kanserleri erken yakalanirsa tedavi edilebilirler. Bas boyun kanseri erken belirti vermesi özelligi erken tani konulabilmesini saglar. Muhtemel uyarici isaretleri bilmeli ve doktorunuzu mümkün olan en kisa zamanda uyarmalisiniz. Bas boyun kanserlerinin basarili tedavisinin erken teshise bagli oldugunu unutmayin. Uyarici bir takim belirtilerin bilinmesi bas boyun kanserinde yasaminizi kurtarir. Erken tespit edilmeli ve tedavi edilmeli!

Neleri Gözlemlemeliyiz?

Boyunda bir sislik Bas boyun kanserleri genellikle vücutta herhangi bir yere yayilmadan önce boyundaki lenf dügümlerine yayilir. Boyunda 2 haftadan uzun sürede geçmeyen sislikler mümkün olan en kisa zamanda bir doktor tarafindan görülmelidir. Tabii ki tüm sislikler kanser demek degildir. Ancak sislik ya da sislikler agiz, girtlak, guatr kanseri, bazi lenf kanserleri ve kan kanserinin ilk belirtisi olabilir. Böyle sislikler genellikle agrisiz ve gittikçe büyüme egilimindedir.

Ses Degisimi

Pek çok girtlak kanseri ses degisimine neden olur.2 haftadan uzun süren ses kisikligi ya da ses degisimleri doktorunuzu görmeniz açisindan sizi uyarmalidir. Bir Kulak Burun Bogaz ve bas boyun uzmani; ses tellerinizi kolay ve agrisiz yöntemlerle muayene edebilir. Her ne kadar pek çok ses degisikliginin nedeni kanser degilse de isi sansa birakmamalisiniz. Eger ses kisikliginiz 2 haftadan uzun sürerse girtlak kanseri olmadiginizdan emin olmali ve doktorunuza gitmelisiniz.

Dudakta Büyüme

Dil ve dudak kanserlerinin çogu geçmeyen yara ve sislige neden olur. Yara ve sislikler iltihaplanmadikça agrisizdir. Kanama görülebilirse de siklikla hastaligin ileri dönemlerine kadar görülmez. Yara ya da sislik boyundaki bir kitleye eslik ederse bu son derece ciddiye alinmalidir. Dis doktorunuz ya da doktorunuz biyopsi (doku örnekleme testi) gerekip gerekmedigini degerlendirip bu islem için sizi bir bas boyun cerrahina sevk edebilir.

Kanama

Bu sıklıkla kanser haricinde bir nedene baglidir. Bununla beraber agiz, burun, bogaz ve akciger tümörleri kanamaya neden olabilirler. Birkaç günden fazla bir süre tükürük veya balgamda kanama görülürse doktora görünmelisiniz.

Yutma Problemleri

Bogaz ve yemek borusu kanserleri kati gidalarin ve bazen sivilarin yutulmasini zorlastirir. Gida belli bir noktada batma hissi uyandirip ya mideye gider ya da agizdan geri gelir. Bu durumda bir doktora basvurmalisiniz. Genellikle X isinli baryum yutma filmi ya da yutturulan bir tüp yoluyla yemek borusunun direkt muayenesi ile neden ortaya konur.

Ciltteki Degisiklikler

Bas boyunda çok sik karsilasilan deri kanseri erken baslanan tedaviye iyi yanit verir. En sik alin, yüz, kulak gibi cildin günese maruz kaldigi yerlerde görülürse de cildin herhangi bir yerinde olabilir. Deri kanseri siklikla küçük soluk bir yara seklinde baslar, yavas büyür ve ortasinda gamze seklinde bir çukur ve hatta ülser olusur. Bu alanin bir kismi iyilesirken daha büyük bir bölümü ülsere kalir. Bazi deri kanserlerinde renk degisimi görülür. Bas boyunda görülen diger kanser tipleri arasinda; yassi hücreli kanser ve habis melanom sayilabilir. Yassi hücreli kanserlerin bir bölümü alt dudak ve kulakta görülür. Deri kanserine benzer ve erken teshis edilip uygun tedavi edilirse genellikle daha tehlikeli hale gelmez. Dudakta, yüzde, kulakta iyilesmeyen bir yara varsa hemen doktora basvurun. Habis melanom klasik olarak ciltte koyu mavi siyah renkli degisime neden olur. Bununla beraber herhangi bir bendeki büyüklük, renk degisikligi, kanamanin baslamasi da birer sorundur. Yüz ve boyunda özellikle büyüklük ve sekil bakimindan degisiklik gösteren mavi siyah renkli bir leke varliginda mümkün oldugunca çabuk zamanda bir deri hastaliklari uzmanina ya da baska bir doktora basvurmalidir.

Devam Eden Kulak Agrilari

Yutkunma esnasinda kulak ve etrafinda olusan agrilar bogazda büyüyen tümöre ya da enfeksiyona bagli olabilir. Böyle bir sikayet; yutkunma güçlügü, ses kisikligi ya da boyunda bir sislik ile beraberse daha da dikkat çekicidir. Bu bulgularin en kisa zamanda bir Kulak Burun Bogaz Uzmani tarafindan da degerlendirilmesi gereklidir.

Bas ve boyun kanserlerinde yüksek riskin tanimlanmasi:

Bas ve boyun kanserlerinin %30 kadar bir kismi sigara kullanimi ve alkol gibi spesifik faktörlere uzun süre maruz kalmayla yakin iliskilidir. Sigara ve içki kullanmayan eriskinlerde agiz ve bogaz kanserine neredeyse hiç rastlanmaz. Uzun süreli günes isigina maruz kalma dudak kanseri ile iliskilidir ve cilt kanserinin en büyük nedenidir. Ne yapmalisiniz? Tarif edilen tüm belirti ve bulgular kanser olmayan durumlarda da varolabilir. Aslinda çogu zaman bu sikayetler kanser disindaki diger bazi durumlarda da görülebilir. Fakat bunu iyi bir muayene yapmaksizin söyleyemezsiniz. Bu nedenle bu sikayetlerin varliginda doktorunuza gidin ve emin olun. Hatirla ! Bas boyun kanserlerinin erken teshisi ile tedavinin basarisi arasinda çok büyük bir iliski vardir. Buradaki tibbi önerilerin çok sayida insana ulasmasiyla tedavi oranlarinin yükselecegine inaniyoruz. Bas boyun kanseri ile ilgili bir belirtinin varligindan süpheleniyorsaniz hemen bir doktora gidin.

Google arama etiketleri:
[  boyun hastalıkları belirtileri,  girtlakta batma,  boyun kanserinin belirtileri,  ağız ve boğaz kanseri belirtileri,  ]


Gönderen Unknown
Yemek Borusu Kanseri Nedir, Nasıl Oluşur, Belirtileri ve Tedavisi
Yemek Borusu Kanseri Nedir?

Kanser vücudumuzun çok çeşitli bölgelerinde oluşabilen ve oluştuğu bölgenin ismiyle anılan veya isimlendirilen anormal hücre büyümesi bozukluğudur. Yemek borusu kanseri de yemek borusunun içyüzünü  döşeyen hücrelerden kaynaklanır.  Yemek  borusunun hemen  tümü  yassı hücrelerle döşeli olduğundan bu hücrelerden kaynaklanan  habis tümörler yassı hücreli kanser olarak adlandırılır (skuamöz hücreli kanser). Yemek borusunun mide ile  birleştiği en alt kısmı ise kolumnar hücrelerle (prizmatik hücreler) döşelidir ve bu hücrelerden  kaynaklanan habis tümörler de adenokanser  olarak adlandırılır. Bazen  yemek  borusunda ince  barsak dokusuna benzer  hücre  toplulukları ortaya çıkabilir. Barrett  özefagusu  olarak adlandırılan bu değişim  adenokanser  gelişimi için önemli bir  risk faktörüdür. Anaplastik tümörler, adenoid-kistik karsinomlar, malin melanom, karsinosarkomlar, kaposi sarkomu ve lenfomalar yemek borusunun nadir olarak görülebilecek diğer habis tümörleridir ve  hayat beklentisi   yassı hücreli kanser ve adenokansere göre daha  kötüdür.



Yemek  borusu ve komşu  organlarla ilişkisi

Yemek  borusu kanseri ne sıklıkla görülür?

Yemek borusu kanseri meme, akciğer, prostat ve kalın bağırsak kanserleri kadar sık değildir. Rastlanma sıklığı bakımından tüm kanserler arasında 9.sırada yer almaktadır. İnsan vücudunda oluşan kanserlerin %1,5-2’sini ve tüm sindirim sistemi kanserlerinin de %5-7’sini  oluşturur.Kansere bağlı ölümlerin %4’ünden sorumludur. Görülme sıklığı coğrafi yerleşime göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 100.000 kişiden 5’inde görülür (1-6/100.000). ABD’de görülme sıklığı 100.000 kişiden 2.5-5 iken (bu  her yıl 8000 yeni vaka anlamına gelmektedir) Asya ve Yakın Doğuda sıklık artmakta, özellikle Azerbaycan, İran,Çin ve Güneydoğu Asyanın diğer bölgelerinde 80/100.000 e kadar yükselmektedir. Düşük sosyoekonomik yapıya sahip toplumlarda sıklık ve ölümcüllük oranı daha da yüksektir. Genel olarak bakıldığında yemek borusu adenokanseri erkeklerde kadınlardan 5 kat daha fazla görülür ve hastaların %95’i beyaz ırka mensuptur. Asya ve Afrikada her iki cinste de eşit sıklıkta görülmektedir. Erkeklerde 60 yaş ve üzerinde daha sık görülürken kadınlarda daha genç yaşlarda ortaya çıkabilir. Son yıllarda yassı hücreli kanser sıklığı hafifçe azalırken yemek borusu adenokanseri sıklığında belirgin bir artış gözlenmektedir. Günümüzde yeni teşhis edilen hastaların yaklaşık yarısını ve yemek borusu en alt kısmından kaynaklanan kanserlerin de %80’ ini adenokanserler oluşturmaktadır.

Yemek borusu kanserine neler neden olur?


Yemek borusu kanserinin nedeni hangi tip kanser olduğuna göre değişir. Yassı hücreli kanser için risk faktörleri sigara içimi ve fazla miktarda alkol tüketimidir. Günde 120g ve üzerinde alkol ve 2 paket ve daha fazla sigara tüketenlerde yassı hücreli yemek borusu kanseri gelişme riski bu maddeleri kullanmayanlara göre yaklaşık 150 kat daha fazladır. Çok sıcak yeme ve içme alışkanlığı, insan papilloma virus (HPV) enfeksiyonu, akalazya (yutma güçlüğü ile  giden iyi huylu bir yemek borusu hastalığı), radyoterapi, Plummer-Vinson sendromu (demir eksikliği anemisinde yemek  borusunun üst ucunda oluşan ve yutma  güçlüğü yaratan daralma), yemek borusunun kezzap  veya  çamaşır  suyu  gibi yakıcı maddelerin içilmesine bağlı hasarlanmaları, gluten allerjisi, A vitamini, riboflavin ve çinko eksikliği, diyette nitrozamin fazlalığı yemek borusu kanseri gelişimini kolaylaştırıcı olduğu ileri sürülen diğer faktörler arasında sayılabilir.

Yemek borusu adenokanseri için risk faktörleri  daha az anlaşılmıştır. Gastroözofagial reflü hastalığının bir komplikasyonu olan Barrett özofagusu  yemek borusu adenokanseri için en iyi bilinen risk faktörüdür. Barrett özefagusu veya Barrett  metaplazisi olarak bilinen durum gastroözofagial reflü hastalığının  ciddi  ve sessiz bir komplikasyonudur.  Bu hastalıkta  yemek borusunun iç yüzeyini  döşeyen dokunun yerini  mide veya barsakların iç yüzünü döşeyen doku almaktadır.   Genel olarak reflü dışındaki yakınmalar nedeniyle gastroskopi yapılan insanlarda  Barrett metaplazisine rastlanma sıklığı  %0.5-1 ken  reflü nedeniyle endoskopi yapılanlarda bu oran  %5-15 e kadar yükselmektedir. Yemek borusunda darlık  gelişen  hastalarda bu oran %50 ye kadar çıkabilir. Barrett özefagusu her yaşta görülebilmesine rağmen 40 yaş sonrasında görülme sıklığı artar. Batı toplumunda ve beyaz ırkta daha sık görülmektedir. Barrett  özefagusunun önemi kansere  dönüşüm  gösterebilen bir hastalık oluşundadır. Barrett özefagusu olan hastalarda yemek borusunda  kanser gelişme  sıklığı yıllık %0.5 civarındadır ki bu  oran  Barrett özefaguslu hastalarda yemek borusu kanseri  gelişme riskinin genel topluma  göre  30 ila 50 kat daha fazla olduğu anlamına gelir. Bu nedenle Barrett özefagusu  saptanan hastaların  belirli aralıklarla  gastroskopi  yapılarak ve doku örneği alınarak takip edilmeleri ve  kansere dönüşümün erken bulguları saptanan hastaların cerrahi tedavi ile  tedavi edilmeleri gerekir.

Gastroözofagial reflü hastalığı yemek borusu kanseri  oluşumuna yol açarmı?

Yapılan çalışmalar gastroözofagial reflü hastalığı varlığında yemek borusu kanseri  görülme sıklığının bir miktar arttığını göstermekteyse de bu artış  orta ve hafif şiddetteki  reflü  vakalarında fazla belirgin değildir. (Reflü şikayeti olmayanlarda %0,002, hafif ve orta şiddette reflüsü olanlarda %0,003-0,018, şiddetli reflüsü olanlarda %0,035). Bugünkü bilgilerimiz, reflü hastalığında yemek borusu kanseri gelişme sıklığında hafif ancak önemsiz düzeyde bir artış olduğunu göstermektedir. Bu risk cerrahi tedavide görülebilecek ciddi  komplikasyonların gelişme olasılığından (%0,5-1,5) belirgin ölçüde daha düşüktür.

Yemek borusu kanserinin  belirtileri nelerdir?

En sık yakınma yutma güçlüğü (yemeklerin mideye ulaşmadan önce yemek borusunda takılması hissi) ve/veya yutma  sırasında ağrı hissedilmesidir. Yutma  güçlüğü  genellikle ilerleyici karakterdedir. Başlangıçta katı ve  iyi çiğnenmemiş gıdaların büyük parçalar halinde  yutulması ile oluşurken zamanla sıvı gıdaların  yutulmasında da güçlük oluşur. Özellikle et, ekmek ve elma hastalar tarafından yutma güçlüğü oluşturan gıdalar olarak tanımlanır. Bunların dışında  kilo kaybı, tükürük salgısının artması, sindirilmemiş besinlerin ağza geri gelmesi, uyku sırasında ağızdan yastığı kirleten ve  bazen kanlı olabilen bir sıvının akması, göğüste rahatsızlık hissi, sırta yayılabilen göğüs ağrısı, kusma sırasında ağızdan kan gelmesi, dışkının siyak  renkte çıkması gibi bulgular da olabilir. Hastalarda kansızlık,ses kısıklığı ve öksürük  bulunabilir.

Bende yemek borusu kanseri olup olmadığını nasıl anlarım?

Yemek borusu kanserinin ana belirtileri olan yutma güçlüğü ve/veya yutma  sırasında ağrı hissedilmesi ve kilo kaybı hekime başvurmanız için yeterli neden olabilir. Yemek borusu kanseri olup olmadığınız anlamak için basit bir yöntem henüz yoktur. Genelde yemek borusunda yutma güçlüğüne neden olacak bir kitle olup olmadığının anlaşılmasına yönelik testler uygulanır.

Yemek borusu kanseri tanısını koymak için hangi yöntemler kullanılır?

Yemek borusu kanserinden şüphelenilen birisine çeşitli testler yapılabilir. Hastalar genellikle yutma güçlüğü ile hekime başvurduklarından ilk uygulanacak tanı yöntemi baryumlu yemek borusu grafisidir. Bu yöntemde hastaya bir sıvı (baryum çözeltisi) içirilir ve bu esnada film (baryumlu grafi) çekilir. Erken dönemde bu inceleme ile hastaların %75’inde tümör saptanabilmektedir. Çift kontrastlı teknik kullanıldığında bu oran %90’a kadar yükselmektedir.

Endoskopi lezyonu direkt olarak görme ve biyopsi (doku örneği) alma imkanı sağlaması nedeniyle uygulanması gereken diğer bir yöntemdir. Ağrılı yutma ön planda olan hastalarda ilk tanı yöntemi olarak kullanılabilir. (Bkz. Endoskopi ve Gastroskopi). Bu yöntem ucunda kamera olan bir aletle (endoskop) ağızdan girilerek yemek borusunun görülmesi esasına dayanır.

Ayrıca yemek borusunun yakınındaki oluşumlar olan akciğerler, karaciğer ve diğer organlar hakkında da fikir veren göğüs ve karın bilgisayarlı tomografisi çektirmek de gerekebilir.



Endoskopide yemek borusu kanserinin görünümü

Yemek borusu kanserinin evrelemesi nasıl yapılır?

Yemek borusu kanseri teşhisi koyulduktan sonra hekim hastalığın ne kadar ilerlediği ve yayılıp yayılmadığına göre evreleme yapar. Kanserin çeşidine göre kanserin en sık yayılabileceği yerler incelenip özel testlerle bu bölgeler  araştırılarak evreleme yapılır. Yemek borusu kanserinin en çok yayıldığı yerler lenf bezleri, akciğerler, karaciğer, böbrek üstü bezi, böbrekler ve kemiklerdir. Karın ve göğüs bilgisayarlı tomografisi kanserin akciğerler, karaciğer ve böbrek üstü bezine yayılımı hakkında yeterli bilgi verse de lenf bezi tutulumu hakkında pek bir şey söyleyemez. Tümör ve komşu lenf bezleri hakkında endoskopi eşliğinde ultrasonografi (endosonografi) yaparak da fikir edinilebilinir. Bazen kanserin kemiğe sıçrayıp sıçramadığını araştırmak için kemik incelemeleri de gerekebilir. Pozitron emisyon tomografisi (PET scan), bronkoskopi ve mediastinoskopi evrelemede kullanılabilecek diğer yöntemlerdir.

Yemek borusu kanserinde evreleme, uygun tedavi ve gidişatın tayini bakımından önemlidir. Diğer birçok kanser türünde olduğu gibi yemek borusu kanserinin evrelendirilmesinde de TNM sistemi kullanılır. T tümörün yemek borusu duvarında ilerleme derinliğini, N lenf bezi tutulumunu, M ise uzak bir organa sıçrayıp sıçramadığını gösterir.


Yemek borusu kanseri nasıl tedavi edilir?

Yemek borusu kanserinde seçilecek tedavi yöntemi tümörün evresi, tipi, hastanın yaşı ve genel durumuna göre belirlenir. Yutma güçlüğü kanser büyümeye başladıktan aylar sonra oluştuğundan yemek borusu kanseri genelde geç dönemde teşhis edilir. Günümüzde yemek borusu kanserinin tedavisi genelde tedavi amaçlı olmayıp belirtileri ortadan kaldırmaya ve hastanın yaşam kalitesini arttırmaya yöneliktir. Bunun nedeni ilk başvuru sırasında hastaların ancak 1/3 ünün cerrahi tedavi uygulanabilecek evrede olmasıdır.

Kanserin diğer organlara yayılmadığı ve tedavi edilebilir olduğu hastalarda yemek borusunun büyük bir kısmının çıkarılması ana tedavi prensibidir. Pek çok hastada işe yaradığına dair çok kesin kanıt olmasa da kemoterapi ve radyoterapi tedavileri de ilave olarak yapılabilir. Birçok kanser merkezi tedavi edilebilir hastalarda ameliyattan önce verilecek kemoterapi ve radyoterapinin yararını araştırmaktadır.

Kanserin komşu organlara yayıldığı veya herhangi başka bir nedenle ameliyat edilemeyecek durumdaki hastalarda kemoterapi ve radyoterapinin birlikte kombine verilmesi ana tedavi prensibidir. Bu tedavi yöntemi ile yutma ile ilgili problemler hemen düzelemeyeceğinden yutmayı düzeltmek için başka yöntemler de denenir. Bunlar arasında yemek borusunu açık tutabilmek için tümörün olduğu  bölgeye esnek bir tüp (stent) yerleştirilmesi ve bu  bölgenin laser  veya  argon akımı ile  yakılarak açılması sayılabilir.

Tedavi olabilme olasılığı hastalığın teşhis edildiği andaki evresine bağlıdır. Erken evrede yakalanmış hastalarda yaşam beklentisi ve tedaviden sonraki 5 yıllık hastalıksız sağ kalım %80-90’dır. Ancak çoğu yemek borusu kanseri (hastaların %30-40’ı) ileri evrede teşhis edildiğinden tedavi başarısı düşüktür. Tümörün yemek borusuna yayılım derecesi, lenf bezlerinin tutulumu ve tümörün uzak organlara sıçrayıp sıçramadığı (metastaz) hayatta kalım süresini belirleyen en önemli verilerdir.

Yemek borusu kanserinde palyatif tedavi ne demektir?

Kemo-radyoterapi ve/veya cerrahi tedavi uygulanamayan hastalarda yutma güçlüğü, kilo kaybı, kanama ve fistül oluşumuna (iki komşu organ arasında normalde olmayan bir bağlantının oluşması) bağlı inatçı öksürük vb. şikayetler nedeniyle bu şikayetlerin  giderilmesi  amacıyla palyatif tedavi gerekebilir. Yutma güçlüğü gıda alımına engel olacağından hastanın genel durumunun hızla kötüleşmesine sebep olabilir. Endoskopik dilatasyon (yemek borusunun bir balon yardımıyla genişletilmesi), stent takılması ve darlığın termal veya kimyasal yöntemler kullanılarak  açılması  bu amaçla kullanılabilecek yöntemlerdir. Bunlar arasında özellikle kendi kendine açılan ve kıvrılabilir özelliğe sahip  metalik yemek borusu stentleri  gerek uygulama kolaylığı ve gerekse yutma güçlüğünü  belirgin ölçüde azaltmaları nedeniyle  yaygın olarak kullanılmaktadır. Dilatasyonla elde edilen iyileşme çok kısa süreli olduğundan genellikle stent takılacak hastalarda uygulanır.

Google arama etiketleri:
[  yemek borusu kanseri belirtileri,  yemek borusu hastalıkları,  özofagus kanseri belirtileri,  yemek borusu kanserinin belirtileri,  yemek borusu kanseri nedir,  yemek borusu hastalığı,  ]


Gönderen Unknown
Pankreas Kanseri Belirtisi Evreleri Bulguları ve Tedavisi
Pankreas Nedir?

Pankreas karın bölgemizde midenin arka bölümünde yer alan yumuşak yapılı ve yassı uzun bir organımızdır. Başlıca görevi sindirim enzimlerini (lipaz, amilaz, tripsin, kimotripsin vb.) ve özellikle vücuttaki şeker metabolizmasını düzenleyen insülin ve glukagon gibi bazı hormonları salgılamaktır ve yaşam için elzem bir organdır.

Normalde vücuttaki hücreler düzenli bir şekilde bölünerek çoğalır ve zamanı gelince de ölürler. Eğer hücreler kontrolsüz bir biçimde bölünmeye devam eder ve ihtiyac duyulmayan dokular oluşursa bu dokuların oluşturduğu kitlelere tümör denir. Vücutta oluşan tümörler habis (malign) veya selim (benign) karakterde olabilirler. Kanser terimi habis tümörler için kullanılır. Habis tümörler bulundukları bölgedeki yakın organlara ve kan ve lenf yoluyla da uzak organlara sıçrayabilirler ve bu durum metastaz olarak adlandırılır. Pankreas kanserinde de pankreas içindeki kanalları döşeyen hücrelerden kaynaklanan bir tümör gelişimi söz konusudur. Bu tür tümörler pankreasın eksokrin tümörleri olarak adlandırılırlar. Bunlar arasında en sık görülenler pankreasın adenokanserleridir. Pankreasın daha nadir görülen tümör cinsleri pankreastaki hormon salgılayan hücrelerden kaynaklanan tümörler ve pankreasdaki kistik yapılardan kaynaklanan tümörledir. Bu guruptaki tümörler nöroendokrin tümörler ve kistadenokarsinomlar olarak adlandırılırlar ve nisbeten daha iyi bir gidiş gösterirler. Pankreas kanseri ölümcül kanserler arasında 4. Sırada yer alır.



Pankreas kanserine ne neden olur?

Pankreas kanserinin nedeni kesin olarak bilinmekle birlikte hastalığın oluşmasına yol açtığı düşünülen bazı risk faktörleri belirlenmiştir ;

- 40 veya üzerinde olmak

- Erkek cinsiyet

- Sigara kullanmak

- Şeker hastalığı

- Kronik pankreatit (genellikle alkole bağlıdır) , herediter pankreatit,

- Ailenin veya kişinin geçmişinde bazı kolon polip tiplerin veya kolon kanserin bulunması (FAP- Ailevi kalın barsak polipozisi, ailevi nonpolipöz kolon kanser sendromu vb.).

- Aile geçmişinde pankreas kanserin bulunması

- Yağ oranı yüksek gıdalarla beslenme (?)

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Pankreas kanserinin erken evrelerinde genellikle hiçbir belirti görülmez. Hastalığa ait bulgular (semptomlar) ortaya çıktığında çoğunlukla tümör ileri bir evreye ulaşmış ve pankreas çevresindeki dokulara ulaşmıştır. Semptomlar, tümörün yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişir ;

- İştahsızlık

- Nedeni açıklanamayan kilo kaybı

- Üst karında hissedilen ve bazen sırta vurabilen ağrı

- Bulantı

- Depresyon,halsizlik, çabuk yorulma

- Sarılık (Tümörün safra yollarını tıkaması sonucunda ortaya çıkar, bu taktirde göz aklarında sararma, idrarda koyulaşma ve dışkı renginde açılma olur)

Hastalıkta görülebilecek belirtiler pankreas kanseri dışında başka hastalıklarda da görülebilirler. Bu nedenle bu tür yakınmaları olan kişiler bir doktora görünmelidirler.

Pankreas kanserinin nedenleri kesin olarak bilinmediğinden ve hastalık erken evrede herhangi bir belirti vermediğinden önlem almak zordur. Ailevi ya da genetik yatkınlıktan dolayı pankreas kanseri yönünden artmış bir riske sahipseniz doktorunuzun yardımıyla düzenli aralarla yapılacak tetkiklerle erken teşhis koymak mümkündür.

TEŞHİS

Pankreas kanserinin teşhisinde doktorun bu hastalığın varlığından şüphelenmesi ve gerekli tetkikleri istemesi önemlidir. Bu amaçla aşağıdaki incelemeler yapılabilir;

Batın ultrasonografisi: İyi yapılmış bir ultrasonografi pankreas kanserinin erken teşhisinde yardımcıdır ve daha ileri düzeydeki incelemelerin yapılması konusunda karar verilmesine yardımcı olur. Ultrasonografinin iyi bir yanı radyasyon içermemesidir.

Bilgisayarlı tomografi (BT):

Karın içerisindeki yapıların ve özellikle pankreasın daha ayrıntılı bir şekilde ve ince kesitler halinde incelenmesini sağlar. Radyasyon içermesi ve nisbeten pahalı oluşu dezavantaj oluşturmakla birlikte pankreas tümörü varlığından şüphelenildiğinde mutlaka yapılması gereken bir inceleme yöntemidir. .

Manyetik rezonan görüntüleme( MRI):

Manyetik dalgalar yardımı ile karın içindeki yapılar BT dekine benzer bir şekilde incelenir. Radyasyon içememesi önemli bir üstünlüğüdür.

ERCP (Endoscopic retrograde cholangiopancreatography):

Endoskopik yöntemle pankreas kanalına kontrast madde verilerek pankreas kanalı görüntülenir. ERCP teşhisten çok pankreastaki tümörün safra yollarına bası yaparak tıkaması sonrasında oluşan sarılığın tedavi edilmesi amacıyla kullanılan bir yöntemdir (Bkz. Endoskopi- ERCP).

Tümör dokusundan örnek alınması (Biyopsi):

Pankreasta bir kitle tesbit edildiğinde kesin tanı ve tümör cinsinin anlaşılması amacıyla doku örneği alınması gerekir. Bu aynı zamanda daha sonra uygulanacak olan ilaç tedavisinin seçiminde de yardımcı olur.

Kan testleri:

Pankreas kanserinde de diğer bazı kanser çeşitlerinde olduğu gibi kanda tümör belirteçleri (tumor marker) olarak adlandırılan birtakım maddelerin arttığı saptanabilir. Bu maddeler genellikle tümörün kendisi tarafından oluşturulabildiği gibi bazen vücut tarafından da oluşturulabilir.

Pankreas kanserinde yükselen tümör belirteçleri CEA (carcino embrionic antigen) ve CA 19-9 (Carcinom antigen 19-9) dur. Bu maddeler pankreas kanseri için spesifik olmayıp sindirim sisteminin diğer kanserlerinde, safra yolları hastalıklarında ve pankreasın bazı selim hastalıklarında da yüksek bulunabilir. Tümör belirteçleri tanıdan çok tedaviye alınan cevabın değerlendirilmesi ve hastanın tedavi sonrasında izlenmesi amacıyla kullanılırlar.

EVRELEME

Pankreas kanseri tedavisinde uygun yaklaşımı saptamak amacıyla öncelikle tümör evrelemesinin yapılması (Tümörün ne kadar büyüdüğünün ve komşu ve uzak organlara yayılım derecesinin saptanması) gerekir. Çünkü pankreas kanser tedavisinde uygulanacak tedavi yöntemleri kanserin evresine bağlı olarak değişir.

pankreas_tnm2

Evre 1: Tümör pankreas dışına sıçramamıştır

Evre 2: Tümör pankreasın sınırları dışına çıkmış, komşu dokulara, organlara ve lenf düğümlerine sıçramıştır.

Evre 3: Tümör pankreas dışına, yanındaki dokulara, organlara ve lenf düğümlerine sıçramış, pankreasın etrafındaki büyük kan damarlarına da yayılmıştır.

Evre 4: Pankreasın dışına, karaciğer gibi uzak yerlere sıçramıştır.

TEDAVİ

Cerrahi tedavi:

Kanserli tümör, tümöre komşu dokular ve yakındaki lenf düğümleri çıkarılır. Whipple ameliyatı olarak adlandırılan cerrahi yöntemde pankreas, midenin bir kısmı, onikiparmak barsağı ve etrafındaki dokular alınır. Bazen asıl tümör kitlesi çıkarılamasa da kanserin yol açtığı kusma, sarılık vb. durumların ortadan kaldırılması için cerrahi tedavi uygulanması gerekebilir.

Radyoterapi:

Radyasyon ile tümör hücrelerinin öldürülmesine ve tümörün küçültülmesine çalışılır. Cerrahi girişim öncesinde veya sonrasında uygulanabilir. Vücut dışından uygulanabileceği gibi bazen tümör yakınına koyulan radyoaktif çekirdeklerle vücut içinden de yapılabilir.

Kemoterapi :

Burada ilaçlar ile kanser hücrelerinin öldürülmesi veya çoğalımlarının durdurulmasına çalışılır. Cerrahi tedavi şansı olan hastalarda kemoterapi cerrahi tedavi öncesinde veya sonrasında verilebilir. Cerrahi tedavi şansı olmayan hastalarda günümüzde tek geçerli tedavi şansı kemoterapidir. Kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulandığında daha iyi sonuç alınabilir.

whipple

Pankreas kanserinde cerrahi tedavi (Whipple prosedürü)

Biyolojik Tedavi (Biyoterapi – İmmunoterapi ):

İmmunoterapi olarak da bilinen biyolojik terapide, bağışıklık sistemi ( vücudun kendi koruma mekanizmaları) kanserle savaşır. Bağışıklık sistemin yeterli çalışmaması durumunda kanser oluşumunun kolaylaştığı bilinmektedir. Biyoterapi ile vücudun bağışıklık sistemi onarılır, uyarılır ya da kuvvetlendirilir. Biyoterapi tek başına uygulanabileceği gibi cerrahi tedavi, radyoterapi ve kemoterapi ile beraber de uygulanabilir. Bu şekilde tedaviye bağlı yan etkilerin azalması da sağlanmış olur.

Biyoterapi ile,

- Kanser oluşum süreci durdurulur, kontrol edilir ya da bastırılır

- Kanser hücreleri bağışıklık sistemimiz tarafından daha kolay farkedilir hale getirilir.

- T-hücreleri, NK-hücreleri ve makrofajları gibi bağışıklık sistemi hücrelerinin öldürme gücü artırılır

- Normal bir hücreyi kanser hücresine dönüştüren sürec durdurulur ya da geri döndürülür

- Vücudun, tedavi süreci içinde ölen ya da hasarlanan hücrelerinin yerine yeni hücre üretmesi hızlandırılır.

- Kanser hücrelerinin vücudun başka yerlerine sıçraması engellenir.

Biyolojik tedavi yöntemleri:

İnterferonlar

İnterferonlar vücut tarafından enfeksiyon durumunda üretilir. İnterferonlar hem enfeksiyon oluşturan yabancı maddelerle hem de kanser hücreleri ile savaşır.

Monoklonal Antikorlar

Vücuttaki her hücrenin yüzeyinde kendini tanıtan proteinler vardır. Kanser hücrelerinde değişeime uğrayarak farklılaşmış olan bu proteinler bağışıklık sisteminin uyarılmasına yol açar. Bu proteinler kanser antijenleridir ve vücut onlara karşı antikor olarak adlandırılan başka proteinler üretir. Bir tane ana antikordan aynı antijene karşı sayılarca antikor klonu üretildiğinden monoklonal diye adlandırılmaktadır. Bu tedavide kanser hücrelerinden örnek alınırak kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan antijenler saptanır. Sonra bu antijenlere bağlanıp antijenin üzerinde yer aldığı hücreyi öldürecek olan antikor üretilir. Bu yöntem ile üretilen antikorlar kanser hücrelerini öldürmek için tek başına kullanılabildiği gibi tedavi veya tanıda gerekli olan maddelerin kanser hücrelerine taşınmasında da kullanılabilirler. Monoklonal antikorlar ile kemoterapötik ajanların doğruca tümör hücrelerine taşınmasımümküm olabilmektedir. Bu şekilde ilacın sağlıklı dokulara taşınma ve zarar verme oranı da azalır. Yüksek konsantrasyonda kullanılabilindiğinden etkinliği konvansiyonel kemoterapiden daha yüksektir ve yan etkileri de daha azdır. Monoklonal antikorların kanser tedavisinde kullanımı yenidir ve sadece kemoterapiye dirençli vakalarda uygulanmaktadır. Günümüzde pankreas kanserinde kullanılan monoklonal antikor ‘setuksimab’ dır. Bu ilacın içerdiği antikor kanser hücresine bağlanarak hücrenin anormal çoğalmasını ve saldırgan karakter kazanmasını engeller. Tedavinin etkinliğini değerlendirmeye yönelik çalışmalar halen sürmektedir.

Monoklonal antikorlar tanısal amacla da kullanılabilir. Antikorla birleştirilen radyoaktif maddelerin kanser hücelerine bağlanmasıyla diğer yöntemler ile görüntülenemeyen kanser hücrelerinin ve metazstazların görüntülenmesini sağlanır.



İnterlökinler, vücudun lenfositlerini (bir çeşit akyuvar) aktive eder. Yani bağışıklık sistemi için önemli olan beyaz kan hücrelerinin (akyuvarlar, lökositler) coğalımını çalışmalarını uyarırlar. Bu şekilde vücut direncinde artma sağlanır. Örneğin, IL-2, tümör hücrelerini öldüren hücreleri aktifleştirir ve bağışıklık fonksiyonun kuvvetlenmesine katkıda bulunur.

Google arama etiketleri:
[  pankreas kanseri belirtileri,  pankreas kanseri evreleri,  pankreas kanseri nedir,  ca 19-9 yükselten nedenler,  pankreas ca,  pankreasta kitle,  pankreas hastalığının belirtileri nelerdir,  pankreas vücudun neresinde,  pankreas vücudun neresinde bulunur,  pankreas hastalıkları belirtileri,  ]


Gönderen Unknown

18 Ocak 2013 Cuma

Prostat Kanseri Belirtileri Teşhis ve Tedavisi
Prostat Kanseri: Genellikle 60 yaşın üzerindeki erkeklerde görülen ve erkek kanser oranının %102unu oluşturan, akciğer kanserinden sonra erkeklerde en çok rastlanan kanser çeşididir. Erken teşhis ve tedavi edilmezse mutlak  ölümcüldür. Kesin olarak sebebi bilinmemekle birlikte androjenlerle (erkek hormonları) yakın ilişkisi olduğuna dair kuvvetli deliller mevcuttur. Kanserin şiddeti, kökenini aldığı hücreye benzeme oranına göredir.

Prostat Kanseri Belirtileri:


  • İlk olarak, Prostat büyümesinde görülen rahatsızlar gibi şikayetler baş gösterir.

  • Kemekler ve karaciğer ilgili belirtiler ortaya çıkabilir.

  • Organ yayılımı olmuşsa iştahsızlık ve halsizlik görülür.

Teşhisi:

Kesin teşhis prosttan alınan biyopsi meteryali ile konulur. Yayılımı araştırmak için şüphe edilen  organlarda incelenir.



Erken Teşhis ve Tedavi :


  • Cerrahi Tedavi : Açık prostat ameliyatı, kapalı prostat ameliyatıdır. Günümüzde en yaygın önerilen ameliyat olan kapalı prostat ameliyatında herhangi bir kesi yapılmadan idrar borusundan girerek ameliyat yapılmalıdır. Bu yöntemle hastalar daha çabuk iyileşmektedir. Greenlight lazerle prostat ameliyatı ise tedavide yeni bir dönüm noktası olmuştur. Kanama riski çok azdır. Hasta 24 saatte tabvurcu edilebilir.Genel anestezi alamayan hastalarda lokal anestezi ile uygulanabilir ve belkide en önemlisi cinsel fonksiyon kaybı genellikle görülmez. Ancak yüksek teknoloji gerektirdiğinden pahalı bir ameliyattır.

  • Greenlight lazerle prostat tedavisi: Lazer teknolojisi ile ağrısız ve acısız prostat kanserine maruz kalan bölge lazerler yakılarak bölge temizlenir ve hasta rahata kavuşturulur.



Gönderen Unknown
Akciğer Kanseri Oluşumu, Sebepleri, Belirtileri ve Tedavisi
Sigara kullanımıyla doğru orantılı olarak dünya üzerinde en çok rastlanan kanser çeşidinden birisi olan akciğer kanseri, ülkemizde de en çok rastlanan kanser çeşitlerinden birisidir. Kanser, günümüzde erken tanı ve teşhis ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. Kanserin oluşmasında ve tedavi sürecinde, erken, tanı, belirtiler, bulgular gibi akciğer kanseri ile ilgili önlemler hakkında detaylı bilgileri yazımızda bulabilirsiniz.

Akciğer Kanseri Nedir, Nasıl oluşur, Akciğer Kanseri Hakkında Genel Bilgiler;


Akciğerler, solunum sistemimizin en önemli parçasıdır. Akciğerlerin şekilsel yapısı süngerimsi bir görüntüye sahiptir ve koni şeklinde bir organımızdır. Sağ akciğer soldan biraz büyük olup üç kısımdan (lob) oluşurken, sol akciğerde iki lob vardır. Nefes aldığımızda akciğerler hücrelerimizin yaşaması ve normal fonksiyonlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan oksijeni alırlar. Nefes verdiğimizde ise akciğerler vücut hücrelerinin bir atık maddesi olan karbondioksidi uzaklaştırırlar. Yani vücut için gerekli oksijen alış-verişini gerçekleştiren organımızdır, ve yaşamamız için gerek duyduğumuz en önemli organlardan birisidir.

Kanser oluşumu, bulundukları bölgedeki dna’ları ve hücreleri değiştirerek, normal görünümünden farklı bir şekle sokup gerektiği gibi çalışması engelleyen hücresel bozukluklardır.

Akciğerlerde başlayan kanserler mikroskop altındaki görünümlerine dayanılarak küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) olmak üzere başlıca iki gruba ayrılır. Akciğer kanserinin her tipinin büyümesi ve yayılımı farklılık gösterir ve tedavisi de farklıdır.

Yandaki resimde akciğer kanserinin akciğerlerimizde nasıl oluşum içinde olduğunu görebilirsiniz.

Küçük hücre dışı akciğer kanseri, küçük hücreli akciğer kanserinden daha sıktır ve büyümesi ve yayılımı daha yavaştır. Küçük hücre dışı akciğer kanserinin üç ana tipi vardır. Kanserin kaynaklandığı hücre tipine göre adlandırılırlar: Yassı epitel hücreli kanser (ayrıca epidermoid kanser olarak da adlandırılır), adenokanser ve büyük hücreli kanser.

Küçük hücreli akciğer kanseri, bazen yulaf hücreli kanser olarak da adlandırılır. Diğer türden daha az sıklıkta görülür. Akciğerin bu kanser tipi daha hızlı büyür ve vücuttaki diğer organlara daha fazla yayılır.

Akciğerlerde başlayan kanserler mikroskop altındaki görünümlerine dayanılarak küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) olmak üzere başlıca iki gruba ayrılır. Akciğer kanserinin her tipinin büyümesi ve yayılımı farklılık gösterir ve tedavisi de farklıdır.

Akciğer Kanseri:


Kimler risk altında? Kimler Akciğer Kanserine Daha Çabuk Yakalanır?

Uzun yıllar yapılan araştırmalar göstermiştir ki, akciğer kanseri riski taşıyan, risk altında bulunan grubun büyük bir çoğunluğu tütün yani sigara kullanımı kaynaklıdır.

Sigara ve Kanser ilişkisi:

Sigara tüketimi, akciğer kanserine en fazla sebep olan etkenlerden birisidir. Sigara tütününde bulunan binlerce zehir, sürekli vücuda alınması nedeniyle hücrelerin yapısal faaliyetlerini etkileyerek kanser oluşumuna neden olmaktadır. Tütündeki karsinojen olarak bilinen zararlı maddeler akciğerlerdeki hücrelere hasar verirler. Zamanla hasar görmüş hücreler kanserleşebilir.

Sigara içicisinde akciğer kanseri gelişimini etkileyen faktörler:


  • sigaraya başlama yaşı, ne kadar uzun süre içtiği,

  • günlük içtiği sigara sayısı ve ne derinlikte içine çektiğidir.

Sigaranın bırakılması bir kişide akciğer kanseri gelişimi riskini oldukça düşürür.

Purolar ve Pipolar Akciğer Kanserine Yol açar mı?

Puro ve pipo içicileri içmeyenlere göre daha yüksek akciğer kanseri gelişimi riskine sahiptir. Kişinin içtiği yıl sayısı, günlük içtiği pipo veya puro sayısı, ne derinlikte içine çektiği kanser gelişimi riskini etkilerler. İçine çekmeyen puro veya pipo içicileri dahi artmış akciğer, ağız ve diğer kanser tipleri gelişme riski altındadırlar.

Çevresel (Pasif) Tütün İçiciliği:

Başkalının sigara içmesine bağlı olarak çevresel tütün içiciliğine maruz kalmak akciğer kanseri gelişme riskini artırır.

Radon:

Radon doğal olarak toprak ve kayalarda olan görünmez, renksiz ve kokusuz radyoaktif bir gazdır. Akciğerlerde hasar sebep olarak akciğer kanserine götürebilir. Madende çalışan işçiler radona maruz kalabilirler ve ülkenin bazı yerlerinde radon evlerde bulunabilir. Sigara içiciliği radona maruz kalmaktan dolayı akciğer kanseri gelişme riskini daha da artırır. Kişilerin kendi evlerinde radon ölçümünü sağlayan testler geliştirilmiştir.

Asbest:

Asbest belli endüstrilerde kullanılan, doğal olarak lif şeklinde bulunan bir grup minerale verilen isimdir. Asbest lifleri kolayca parçalara ayrılmaya eğilimlidirler ve bu parçacıklar havada yüzebilir ve kıyafetlere yapışabilirler. Bu parçacıklar solunduğunda akciğerlere yerleşirler ve hücrelere hasar vererek akciğer kanseri riskini artırırlar. Çalışmalar büyük miktarda asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme riskinin maruz kalmayanlara göre 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu maruziyet gemi yapımı, asbest maden ve üretimi, izolasyon çalışmaları ve fren tamiri gibi bazı sanayi kollarında gözlenmektedir. Sigara içen asbest çalışanlarında akciğer kanseri riski daha da fazladır. Asbest çalışanları işverenler tarafından sağlanan koruyucu ekipmanları kullanmalıdır ve tavsiye edilen çalışma ve güvenlik kurallarını izlemelidir.

Hava Kirliliği:

Araştırmacılar akciğer kanseri ile dizel yakıt ürünleri ve diğer fosil yakıtları gibi havayı kirleten bazı atıklar arasında bir ilişki tespit ettiler. Buna rağmen bu ilişkinin daha açık olarak ortaya konulması için başka çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Akciğer Hastalığı:

Bazı akciğer hastalıkları (verem gibi) bir kişide akciğer kanseri gelişme riskini artırır. Akciğer kanseri veremin hasar verdiği akciğer bölgelerinden gelişme eğilimindedir.

Kişisel Hikaye:

Daha önce akciğer kanseri geçirmiş olanlarda hiç akciğer kanserine yakalanmamış olanlara göre ikinci bir akciğer kanseri gelişme riski daha fazladır. Akciğer kanserinden sonra sigaranın bırakılması ikinci bir akciğer kanserinin gelişmesini önleyebildiği tanımlanmıştır.

Akciğer kanserinden korunmanın bilinen en iyi yolu sigarayı bırakmak veya hiç içmemektir. Bir kişi sigarayı ne kadar erken bırakırsa o kadar iyidir. Uzun yıllardır sigara içiyor olsanız dahi sigarayı bırakmaktan fayda görmek için hiçbir zaman geç kaldığınız anlamına gelmez.

Akciğer kanserinden korunmanın bilinen en iyi yolu sigarayı bırakmak veya hiç içmemektir.

Akciğer Kanserinin Belirtileri, Akciğer Kanseri Nasıl Anlaşılır;


Bu belirtilere akciğer kanseri veya diğer durumlar sebep olabilir. Bir doktor tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Akciğer kanserinin başlıca belirti ve bulguları şunlardır:


  • Kesilmeyen ve giderek kötüye giden bir öksürük

  • Sabit göğüs ağrısı,

  • Kanlı balgam,

  • Nefes darlığı, hırıltı veya boğuk seslilik,

  • Akciğer enfeksiyonu veya bronşit ile tekrarlayan problemler,

  • Boyunda ve yüzde şişlik,

  • İştahsızlık veya kilo kaybı,

  • Yorgunluk.

Akciğer Kanserinde Erken Tanının Önemi;

Belirtilerin sebebini bulmak için doktorlar şahsın tıbbi öyküsünü, sigara içme hikayesini, çevresel ve mesleki maddelere maruziyetini ve ailesel kanser hikayesini değerlendirmelidir. Hekim aynı zamanda fizik muayene yapmalı ve akciğer grafisi ve diğer laboratuar testlerini istemelidir. Eğer akciğer kanserinden şüpheleniyorsa balgam sitolojisi (derin bir öksürmeyle elde edilen balgamdaki hücrelerin mikroskopik incelenmesi) akciğer kanserini bulmada yararlı basit bir testtir. Akciğer kanseri varlığını doğrulamak için akciğerden doku incelemesi yapılmalıdır. Biyopsi (akciğerden alınan küçük bir doku parçasının patolog tarafından mikroskop altında incelenmesi) bir kişinin kanser olup olmadığını gösterebilir. Doku parçasını almak için birçok yöntem kullanılmaktadır.

Bronkoskopi: doktorlar bronkoskopu (ince, ışıklı bir tüp) ağızdan veya burundan sokarak nefes borusundan aşağı inerek solunum yollarına bakarlar. Bu tüple hücre veya küçük doku örneklerini toplayabilirler.

İğne Aspirasyonu: Göğüsten tümör içine sokulan bir iğne ile küçük bir doku parçası alma işlemidir.

Torasentez: Bir iğne yardımıyla akciğerin etrafını saran sıvıdan kanser hücrelerini kontrol etmek için örnek alınmasıdır.

Torakotomi: Akciğer kanseri tanısı koymak için bazen açık göğüs ameliyatı gerekebilir. Bu işlem hastanede yapılması gereken büyük bir ameliyattır.

Mediastinoskopi/Mediastinotomi: Mediastinoskopi kanserin göğüsteki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını göstermede yardımcı olabilir. Skopi adı verilen ışıklı görünen bir cihazla göğüsün merkezi (mediasten) ve yakınındaki lenf bezleri incelenir. Mediastinoskopide skopi cihazı boyundan açılan küçük bir kesiden içeri sokulur; mediastinotomide ise kesi göğüste yapılır. Her iki işlemde de skopi küçük bir doku parçası almak için de kullanılır. İşlem genel anestezi altında yapılır.


Akciğer Kanseri Tedavisi:


Tedavi kanserin türü (küçük hücre dışı ve küçük hücreli akciğer kanseri), boyutu, yerleşimi, tümörün yaygınlığı ve hastanın genel sağlık durumu gibi birçok faktöre bağlıdır. Birçok farklı tedavi ve tedavi kombinasyonu akciğer kanserini kontrol etmek ve/veya semptomları azaltarak hayat kalitesini düzeltmek için kullanılabilir.

Cerrahi kanseri almak için yapılan işlemdir. Doktorun yapacağı cerrahi tipi tümörün akciğerdeki yerleşimine bağlıdır. Sadece akciğerin küçük bir parçasını almak için yapılan işleme bölgesel veya kısmi rezeksiyon denilmektedir. Eğer cerrah akciğer bir tam lobunu alırsa, bu işleme lobektomi adı verilir. Pnömonektomi bir akciğerin tamamının alınmasıdır. Bazı tümörler büyüklükleri veya yerleşimleri nedeniyle ameliyat edilemezler. Bazı hastalar da diğer sağlık sorunları nedeniyle ameliyat olamazlar.

Kemoterapi tüm vücuttaki kanser hücrelerini öldürmek için kansere karşı olan ilaçlarının kullanılmasıdır. Tümör akciğerden alındıktan sonra bile kanser hücreleri hala yakın dokularda veya vücudun herhangi bir yerinde bulunabilirler. Kemoterapi kanserin büyümesini kontrol etmek veya belirtileri ortadan kaldırmak için kullanılabilir.

Işın tedavisi, radyoterapi adı da verilmekte olan bu tedaviyle kanser hücrelerini öldürmek için yüksek-enerjili ışınlar kullanılmaktadır. Işın tedavisi sınırlı bir alanı hedef almakta ve sadece o bölgedeki kanser hücrelerini öldürmektedir. Radyoterapi cerrahi öncesi tümörü küçültmek veya cerrahi sonrası ameliyat bölgesinde kalmış olan kanser hücrelerine zarar vermek için kullanılabilmektedir. Doktorlar ayrıca radyoterapiyi, sıklıkla kemoterapi ile birlikte, cerrahinin yerine birincil tedavi olarak kullanmaktadır. Radyasyon tedavisi nefes darlığı gibi belirtilerin giderilmesi için de kullanılabilmektedir.

Fotodinamik tedavi, özel bir kimyasalın kana enjeksiyonu ve tüm vücuttaki hücreler tarafından emilmesini içeren bir tür laser tedavisidir. Kimyasal madde normal hücrelerden hızlı bir şekilde ayrılmakta fakat kanser hücrelerinde uzun bir süre kalmaktadır. Kanseri hedef alan bir laser ışığı kimyasalı aktifleştirerek onu emmiş olan kanser hücrelerini öldürür. Fotodinamik tedavi ile akciğer kanserinin belirtileri azaltılabilir, örneğin kanamanın kontrolü veya cerrahi ile alınamayan kanserin tıkadığı hava yolundan kaynaklanan solunum problemlerini gidermek gibi. Ayrıca fotodinamik tedavi normal tedavilere uygun olmayan akciğer kanserli hastalardaki çok küçük tümörlerin tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanserinin Tedavisi

Küçük hücre dışı akciğer kanseri olan hastalar birkaç yoldan tedavi edilebilirler. Tedavi seçimi genellikle tümörün büyüklüğü, yerleşimi ve yaygınlığına bağlıdır. Cerrahi bu tip akciğer kanserlerinin tedavisinde en sık kullanılan yöntemdir. Işın tedavisi ve kemoterapi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve semptomları tedavi etmek için kullanılabilmektedir.

Küçük Hücreli Akciğer Kanserinin Tedavisi

Küçük hücreli akciğer kanseri hızlı yayılır. Birçok durumda, hastalık teşhis edildiğinde kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine yayılmıştır. Doktorlar tüm vücuttaki kanser hücrelerini yakalamak için hemen hemen her zaman kemoterapi kullanırlar. Tedavi ayrıca akciğerdeki veya vücudun diğer bölgelerindeki (beyindeki gibi) tümörleri hedefleyen ışın tedavisini de içerir. Bazı hastalar beyinde kanser bulunmadan da ışın tedavisi alırlar. Bu tedaviye koruyucu kafa ışınlanması adı verilir ve beyinde tümör oluşumunu engellemek için verilir. Ameliyat küçük hücreli akciğer kanserli hastaların küçük bir kısmında tedavi planının bir parçasıdır.

TEDAVİDEN SONRA YAPILMASI GEREKENLER


Hasta Takibinin Önemi

Akciğer kanseri sonrası hasta takibi çok önemlidir. Düzenli kontroller sağlık durumundaki değişikliklerin fark edilmesi ve eğer kanser tekrar ortaya çıktıysa veya yeni bir kanser geliştiyse, mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmesini sağlayabilir. Kontroller fizik muayene, akciğer grafisi veya laboratuar testlerini içerebilir. Belirlenen süreç içerisinde akciğer kanseri olan insanlar sağlıkları ile ilgili herhangi bir sorunu ortaya çıkışından sonra en kısa sürede doktoruna bildirmelidir.

Duygusal Desteğin Sağlanması

Kanser gibi ciddi bir hastalıkla yaşamak hayata meydan okumadır. Kanser hastası fiziksel ve tıbbi zorluklarla başa çıkmaktan başka, hayatını zorlaştıran birçok üzüntü ve duygu ile karşı karşıyadır. Bu hastalar hastalıklarının gerçek yönü yanında duygusal yönüyle de başa çıkmak için yardıma ihtiyaç duyarlar. Gerçek anlamda kanserin duygusal ve psikolojik yönüyle ilgilenmek tedavi planının bir parçasıdır. Sağlık timi (doktorlar, hemşireler, sosyal çalışanlar ve diğerleri), destek grupları ve hasta-hasta ilişkileri kişilerin yalnızlık ve üzüntülerinin daha az hissedilmesine yardımcı olabilir ve hayat kalitelerini düzeltebilir. Kanser destek grupları benzer sıkıntıları yaşamış diğer kanser hastalarıyla kanser ile yaşama konusunda konuşmak için uygun bir ortam sağlar. Hastalar destek gruplarını bulmak konusunda sağlık ekibinin bir üyesi ile konuşmak isteyebilir.


Gönderen Unknown
Kan Kanseri (Lösemi) Nedir, Nasıl Oluşur, Belirtileri ve Tedavisi
Lösemi, kan kanseri olarakta bilinen ve ülkemizde oldukça sık rastlanan kanser türlerinden olup, erken tanı ve teşhis yapılmadığı taktirde ölümcül olan bir hastalıktır. Tedavi sürecide oldukça zahmetli ve sıkıntılı bir hastalıktır.

Lösemi (Kan Kanseri) Nedir, Nasıl oluşur, Kimlerde Görülür?

Lösemi (kan kanseri), kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması sonucu ortaya çıkan bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına neden olur. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda kırmızı kan hücresi eksikliği anemiye, nefes darlığına neden olabilir. Bunun dışında zayıflık ve yorgunluk, ateş, bazı nörolojik semptomlar, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir.

Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.

Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.

Kesin nedenleri bilinmemekle birlikte hem genetik hem de çevresel faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Somatik hücrelerdeki DNA’larda meydana gelen mutasyonlar onkogenlerin aktive olması ya da tümör baskılayıcı genlerin inaktive olmasına neden olur. Böylece hücre ölümünün ve bölünmesinin regülasyonu hasara uğrar. Bu hasara genetik sebeplerin dışında, petrokimyasalların, radyasyonun, kanserojen maddelerin ve bazı virüslerin (örn. HIV) neden olduğu düşünülmektedir.

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.

a-) Akut Lösemiler

Akut lösemide,sürekli kan hücresi artışı yaşanmaktadır, ve sonuçta sağlıklı-normal kan hücrelerinden sayıca daha fazla hale gelmektedirler. Bu normal hücreler diğer organlara da yayılarak, organı fonksiyonlarını yapamaz hale getirebilirler. Akut lösemilerin sınıflandırılması temel olarak olgunlaşmayan hücrelerin tiplerine esas alınarak yapılır:

Akut Lenfoid Lösemi (ALL) : Normalde lenfosit adı verilen olgun kan hücresi tipine dönüşmesi gereken lenfoblast isimli olgunlaşmamış kan hücrelerin artması ile karakterizedir. Bu lenfoblastlarin sayıları çok miktarda artar ve genelde lenf düğümlerinde birikirek şişliklere neden olurlar. ALL, en sık gözlenen çocukluk çağı kanseridir, ve 15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilern %80 u ALL dir. Bazen yetişkinlerde de görülebilmekle birlikte,50 yaşın üzerinde ALL son derece nadirdir.

Akut Myeloid Lösemi (AML) : Myeloblast adı verilen ve normal kan hücrelerine (kırmızı kan hücrelerine, trombositlere) dönüşmesi gereken anemi (kansızlık – kırmızı kan hücresi üretiminde azalma) ve sık enfeksiyona yakalanma (beyaz kan hücresi üretiminde azalma) durumu ortaya çıkabilir. Ergenlik çağında ve 20 li yaşlarda saptanan lösemilerin %50 sini, yetişkinlerdeki lösemilerin de %20sini AML oluşturur.


b-) Kronik Lösemiler

Kronik lösemi, görünüşte olgun ancak normal olgun kan hücrelerinin yaptıklarını yapamayan kan hücrelerinin aşırı üretimi ile karakterizedir. Kronik lösemi daha yavaş ilerler ve sonuçları daha az dramatiktir. Temel olarak iki alt grubu vardır:

Kronik Lenfoid Lösemi KLL) : Olgun görünüşe sahip lenfositlerin kemik iliğinde aşırı üretimi ile kendini gösterir. Bu anormal hücreler tam olarak olgunlaşmış normal lenfositler gibi görülürler, ancak normal lenfositler gibi vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyamazlar. KLLde, kanser hücreleri kemik iliğinde, kanda ve lenf nodlarında bulunurlar ve lenf düğümlerinde şişmeler meydana gelir. KLL tüm lösemilerin %30unu oluşturur. 30 yaşın altında nadiren görülürler, ancak görülme sıklığı yaşla birlikte artar ve en sık olarak 60-70 yaş arasında gözlenir. Saçlı (Hairy) hücreli lösemi; lenfosit kaynaklı bir kronik lösemidir ancak KLLden farklıdır. KLLden farklı olarak, saçlı hücreli lösemi ilaç tedavisi ile sıklıkla tedavi edilebilmektedir.

Kronik Myeloid Lösemi (KML) : Bu lösemi, olgun görünüşlü ancak fonksiyon kaybı bulunan myeloid hücrelerin (beyaz kan hücreleri gibi) aşırı üretimi ile kendini gösterir. Bu aşırı üretim hiç normal hücre kalmayana kadar devam eder. KML hastası olanlarda sıklıkla Philadelphia kromozomu denilen kromozom anomalisi ortaya çıkar. Bu kromozom anomalisinde bu hastalığa neden olan bir enzimin üretilmesine neden olan bir genin olduğu düşünülmektedir. KML yetişkinlerde gözlenen lösemilern %20-30 unu meydana getirir ve 25-60 yaşları arasında gözlenir. Bazı hastalarda kemik iliği nakli ile bu hastalık tedavi edilebilir.

Genel olarak lösemiler tüm kanserlerin %2 sini oluştururlar. Erkeklerde lösemi daha sık gözlenmektedir. Ayrıca beyaz ırkta da daha sıktır. Yetişkinlerde lösemi tanısı konma sıklığı çocuklardan 10 kat daha fazladır ve risk yaşla birlikte artar. Çocuklar arasında ise 4 yaş altında daha sık gözlenir.

Löseminin kısmen de olsa ailevi olabileceğine dair bulgular vardır; özellikle KLL gibi belirli türlerinde, bazı ailelerde yoğunlaşma gözlenmektedir. Belirli genetik hastalıklarda (Down sendromu gibi) da bazı lösemi tiplerinin daha sık gözlendiği bilinmektedir. Bununla birlikte, kesin bir genetik ve ailevi risk henüz saptanmamıştır. Myeloid lösemi olgularında, iyonize edici radyasyona ve benzene (kurşunsuz benzinde bulunur) maruziyetin hastalığın gelişmesinde etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Lösemi (Kan Kanseri) Belirtileri:


İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, miİlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ciltte sık sık çürükler meydana gelir veya kesik oluştuğunda kanama güçlükle durdurulur.

Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı, kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak genellikle büyümüştür ve lenf düğümlerinde de şişlikler tesbit edilir. Karında şişkinlik hissi vardır.

Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.Halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, saç dökülmesi gibi. krobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir.

Tanı

Öncelikle hastanın şikayetlerinden ve muayene bulgularından şüphelenilmesi gerekir; ve kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra kemik iliği biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.

Genel olarak, kronik lösemi, akut lösemiden daha yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.

Şu an için lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli olarak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar.

Lösemi (Kan Kanseri) Tedavisi:


Hastalığın tedavisinde, son yıllarda oldukça önemli adımlar atılmışsa da sebepler bilinemediği için sebebe yönelik tedavi yapılamamaktadır. Günümüzde tatbik edilen tedavilerin temel amacı, habis hücreleri ortadan kaldırmaktır. Tedavi şemaları hastalığın tiplerine ve safhalarına göre değişiklik gösterir. Radyasyon (şua) tedavisi; çeşitli kanser ilaçlarının tatbiki; bağışıklama (veya bağışıklık sistemini güçlendirme) tedavisi (immünoterapi), kemik iliği nakli başlıca tedavi şekilleridir. Kemik iliği nakli, kriz (atak) atlatıldığı zamanda kişinin kendi hücrelerinin (ototransplantasyon) veya uygun bir vericinin hücrelerinin (allotransplantasyon) verilmesi ile olabilmektedir. Bu tedavi şekillerine ek olarak birçok yeni metod deneme safhasında olup, müsbet neticeler vermektedir. Hastaların kaybedilmelerinin en önemli sebepleri, aşırı zayıflık, mikrobik hastalıklar, kanama ve işgale bağlı organ yetmezlikleridir.

Tatbik edilen tedavilerle hastalık krizi (atağı) atlatılabilmektedir. Ancak bazan kısa bazan da yıllarca süren aralardan sonra hastalık yeniden ortaya çıkabilmektedir.




Gönderen Unknown