Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
Cilt Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cilt Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2012 Cuma

Hamile mi kaldınız yada şüpheleniyormusunuz? Hamilemiyim acaba sorusuna yanıtmı arıyorsunuz yoksa? hamile kalıp kalmadığınızı anlayabilmeniz için bir yazımız.

Adet kanaması gecikmesi ve rahimde büyüme olan hastalarda , gebelik testinin pozitif çıkması ile gebelik tanısı konmaktadır. Gebeliğin erken tanısı, ölü fetüs ve dış gebeliğin tesbiti açısından önem taşır.

Şüpheli gebelik bulguları :

-Adet kanamasının gecikmesi
-Aşerme ve psikolojik değişiklikler
-Sabah bulantı ve kusmaları
-Göğüslerde gerginlik
-Karında büyüme
-Sık idrara çıkma
-Devamlı uyuma isteği
-Halsizlik

Kesin gebelik bulguları:



-Kanda gebelik testinin pozitif çıkması
-Bebek kalp seslerinin işitilmesi
-Bebek kısımlarının elle hissedilmesi
-Bebek hareketlerinin saptanması
-Ultrasonda embryonun görülmesi


Şüpheli Gebelik Belirtileri
Adet gecikmesi: Düzenli adet gören bir kadın adet kanamasının geciktiğinden şikayet ediyorsa öncelikle gebelik düşünülmelidir.Gebeliğin oluşumuyla salgılanan beta HCG gebeliğin devamını sağlar ve adet kanaması gecikir.

Stres, gebe kalma korkusu, hormonal düzensizlikler, menapoz öncesi dönem, emzirme, kronik hastalıklar, opioid ve dopaminerjik ilaç kullanımı, genitoüriner sistem tümörleri, bilinçsizce yapılan küretajlar adet düzensizliklerine sebep olur.
Meme değişiklikleri: İlk gebelikte önemlidir.Memelerde büyüme, dolgunluk hissi, hassasiyet, renk değişikliği görülür.Gebeliğin ikinci yarısından itibaren göğüslerden salgı gelebilir. Salgı önceleri şeffaf olup, ilerleyen aylarda sarımtrak bir renk alır. Buna kolostrum adı verilir.
Bulantı ve kusma: Gebeliğin başlangıcından itibaren on ikinci haftaya kadar gebelerin yarısında hafif bulantı ve kusma şikayetleri olabilir. Özellikle sabah aç karnına fazladır, ilerleyen saatlerde azalır.Çoğunlukla onikinci haftadan sonra kendiliğinden düzelebilir, nadiren gebelik boyunca devam eder.İlk gebelikte daha çok görülür.Gebelikteki metabolizme değişikliklerinin, psikolojik faktörlerin, iç salgı bezlerinin bulantı ve kusmada etkili olduğu düşünülmektedir.
İdrar yapma alışkanlığında değişiklikler: Gebeliğin ilk aylarında rahim daha aşağıda yerleştiğinden, idrar torbasına bası yaparak, idrar torbasının kapasitesini azaltır.Bu nedenle hastada sık idrara gitme hissi olur. Gebeliğin ilk üç ayından sonra şikayetler geçer.
Halsizlik, yorgunluk hissi: Gebeliğin 20. haftasına kadar sürebilir, çok rahatsız edici olabilir.
Çocuk hareketlerinin hissedilmesi: İlk gebelikte çocuk hareketleri gebeliğin 20. haftasından itibaren hissedilebilir, çoğul gebelikte ise 16.gebelik haftasından itibaren hissedilebilir.Önceleri seyirme şeklinde başlayan hareketler giderek kımıldamalara dönüşür.

Kesin gebelik bulguları:
Çocuk kısımlarının palpasyonu: İleri aylarda, çocuk gövdesi ve ekstremiteleri, rahatlıkla karında palpasyonla hissedilebilir.
Ultrasonda bebeğin görülmesi: Rahim içinde gebelik kesesi ve kese içinde embryo taslağı aranır. Kalp hareketleri görülür.
Aktif bebek hareketlerinin elle hissedilmesi: Gebeliğin ikinci yarısından itibaren çocuk hareketleri elle hissedilebilir.


Gönderen Unknown

9 Aralık 2012 Pazar


Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte cilt rahatsızlıklarının görülme sıklığı artıyor. Soğuk, rüzgâr ve düşük nem oranı gibi etkenler cildimizin normalin üzerinde hızla gerilip, çatlamasına neden oluyor. Bu nedenle cildimiz, diğer mevsimlere göre daha özel bakımlara ihtiyaç duyuyor.

Bir yandan soğuk ve kuru hava, diğer yandan yağan kar ve buzlardan yansıyan bol ışık cildimizi risk altına alıyor. Kuru ve soğuk havadan ilk etkilenen cilt kısmı ise dudaklarımız oluyor. Kuruma ile ortaya çıkan çatlak dudaklar ve pürüzlü eller kış aylarında cilt bakımının önemini daha da belirgin hale getiriyor.

kiş için ciltEstetik Direktörü Ayşe Bocan özellikle soğuk havalarda görülen ve cildin pul pul dökülmesine sebep olan cilt kuruluğundan kurtulma yolları hakkına pratik çözümler sunuyor;

• Aşırı sıcak su ile yıkanmak yerine ılık suyu tercih edin.

• 15 dakikadan fazla duş almayın.

• Banyodan sonra cildinize nemlendirici sürün.

• Bitkisel özlü nemlendiricileri seçin.

• Alkollü kozmetik ürünlerini tercih etmeyin.

• Gerekli durumlarda günde cildinize iki kere nemlendirici sürün.

Vitamin Eksikliği Cildimizi Nasıl Etkiler?

Özellikle A, C, E ve F vitaminleri bakımından eksik beslenme, cildin yenilenme hızını yavaşlatıyor. Bu durumda cilt içerisinde nemi bol genç hücreler yerine nemi az yaşlı hücreler beliriyor. Cildin ihtiyacı olan vitaminleri karşılayabilmek için vitamin oranı yüksek meyve ve sebzeler tüketmeye çalışın.

Gönderen Unknown

Son yıllarda büyük gelişme gösteren estetik cerrahi ile kendi güzellik anlayışına uygun bir görünüme sahip olmak isteyenlerin hayali gerçek oluyor. Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, ameliyattan korkan kadınlar için neştersiz ve kısa sürede yapılan estetik operasyonlar hakkında bilgi verdi.


Yaşlılık Belirtilerinden PRP ile Kurtulun!

Ciltte oluşan kırışıklık ve yaşlılık izlerini gidermek için PRP tedavisi ile çok kısa sürede istenilen sonuçlar elde ediliyor. İşlemin uygulama aşamasında öncelikle kişinin kendi kanı steril bir ortamda alınarak, özel bir santrifüj cihazında yüksek hızda ve belli sürelerde döndürülüyor. Santrifüj edilen kan ayrıştırılıyor, kanın alyuvar ve akyuvarlar gibi şekilli elemanları dibe çökerken trombositten zengin bölümü de ortaya çıkarılıyor. Bu plazma özel bir işlemle alınıyor ve tedavi edilecek bölgeye mikroenjeksiyonlar yoluyla enjekte ediliyor. İşlem yaklaşık 30 dakika sürüyor ve aynı gün içerisinde kişi evine dönebiliyor.

Beş Dakikada Yeni Bir Burun…

Neştersiz burun estetiği kısa süreli değişiklik isteyenler veya estetik öncesinde yeni burun şeklinin yüzde nasıl duracağını görmek isteyenlere, 8 aylık veya 2 yıllık geçici bir süre ile uygulanıyor. Neştersiz burun estetiğinde önce hastanın burnu doktor tarafından muayene ediliyor, resimleri çekiliyor ve bilgisayarda gerekli düzeltmeler yapılıyor. Burun üzerine yüzeysel anestezik bir pomat sürülerek ağrı duygusu gideriliyor. Daha sonra burun kemiği üzerine dolgu maddesi enjekte edilir ve masaj ile burna istenilen şekil verilir. Herhangi bir alçı ya da sargının kullanılmadığı bu yöntemde 5 dakika buz uygulaması yapılır.

Küçük Göğüsler Artık Problem Değil!

Neştersiz meme büyütme ameliyatında bölge lokal anestezi ile uyuşturularak, özel bir dolgu maddesi doku altına iğne yardımı ile enjekte ediliyor. Kısa süre sonra kişi istediği meme boyutuna kavuşuyor. Ayrıca bu yöntem kalçaya, bacakların ince kısımlarına uygulanabiliyor. Yaklaşık 45 dakika süren bu işlem sayesinde küçük göğüs problemi sona eriyor ve kişi sosyal hayatına kısa sürede geri dönüyor. Bu yöntem kişi tarafından 1,5 yıl kullanılabiliyor.

Elleriniz İçin Öğle Tatili Yeterli…

El yüzeyinde yaşlılığa bağlı doku kaybında hazır dolgu maddesi uygulaması ya da lipofilling işlemi uygulanır. Cilde anestezik bir krem sürüldükten sonra beş dakika içinde ince bir iğne sayesinde uygulama gerçekleştirilir ve çalışan kişiler bu işlemi öğle tatilinde dahi yaptırabilir. Kişinin özellikle karın bölgesinden alınan yağ dokusunun istenilen bölgeye enjeksiyonu olan lipofilling işleminde dolgunluğun yanı sıra ciltte gençleşme de görülür.

Mona Lisa Gibi Gülümseyin…

Yaşlandıkça belirginleşen yüzdeki ifade değişiklikleri, dudak kenarlarımızı aşağıya doğru çeken depresör adlı kasların aşırı aktivitesinden kaynaklanır. Bu kaslara uygulanan botoks sayesinde kasın aktivitesi azalır ve dudak kenarları yukarı kalkar. Yüze gülümseme ifadesi veren Mona Lisa gülüşü sayesinde kişi sempatik bir duruşa sahip olur.

Nefertiti Boynuyla Kusursuz Güzellik…

Mısır Kraliçesi Nefertiti, boynunun kuğu gibi uzun ve çenesinin belirgin olmasıyla ünlüdür. Özellikle yanak ve boyunlardan göğse doğru inen bantlar, orta yaşlı kadınlarda yanağı da aşağıya doğru çekerek boynun güzelliğini bozar. Botoks enjeksiyonu ile bandın gerginliği azaltılır ve boyun gergin ve kusursuz görünür. Avrupa ve Amerika’da çok sık tercih edilen ve ameliyat gerektirmeyen bu yönteme Nefertiti boynu denilmektedir.



Estetik ve Cerrahi Uzmanı

Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu


Gönderen Unknown

1 Aralık 2012 Cumartesi

Kürtaja karar verme aşamasındaki etkiler ve kürtaj sonrası psikolojik durumununun nasıl yenilebileceğine dair cevaplar.



Karar aşamasında dış etkenlerin rolü nedir?

Karar aşamasında birçok neden kürtaj yaptırmaya etki edebiliyor. Bunlardan bir tanesi din ile ilgili baskılar. Bütün dinerle baktığınızda kürtajın yasaklandığını, yapılmaması gereken bir şey olduğuyla ilgili öğretiler olduğunu görüyoruz.

Kürtajın kadın üzerinde ne gibi etkileri vardır?

Dünyaya bebek getirme rolü daha çok kadına ait olduğu için, anne adayı ile bebek arasında ciddi bir bağ kuruluyor. Annelik rolüyle birlikte, yani ilk andan itibaren anne adayının karnında hormonal bir değişim oluyor, bu doğrultuda da bebekle ilgili bazı şeyleri hissetmeye başlıyor.

Daha sonraki hamileliklerinde bu kürtajın psikolojik etkileri olur mu?

Kürtaj sonrasında gerçekleşecek hamileliklerde, genellikle bir endişe oluyor, mesela "Daha önceden bir bebek olabilecekken bunu kendi isteğimizle son verdik, daha sonrasında olmayabilir mi?" gibi dini motifler de bu tabloya eklenebiliyor ya da "Allah bizi cezalandırır mı? Hani ilkini aldırdığımız gibi" bunlarla birlikte bazı endişe ve ikilemler içerisine girilebiliyor ve o dönem biraz daha sıkıntılı geçirilebiliyor.

Partnerin böyle bir durumda yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Kürtaj konusunda anne adaylarının çok daha riskli sıkıntılar yaşadığını görüyoruz, çünkü annelik rolüyle babalık rolü birbirinden çok farklı. Annelik dediğimiz zaman bir duygudan, bir içgüdüden bahsediyoruz, ama babalık direk bir içgüdü değil, daha çok öğrenmeyle geliştirilebilecek bir duygu.

Kürtajın yaratacağı psikolojik etkilerden nasıl kurtulunur?

Kürtajla ilgili olarak toplumda öğrendiğimiz çok fazla motif var ve bu motifler de kürtaj konusunda bizim üzerimizde ciddi bir baskı oluşturuyor. Kürtaj yaptıran kadın daha sonra bir çocuk sahibi olamaz ya da kürtaj yaptırdıktan sonra başınıza mutlaka bir şey gelir gibi yanlış bilgiler psikolojik sıkıntıları çok fazla etkileyebiliyor.

Size gelen vakalar hangi yaş grupları arasında?

Son dönemlerde genellikle medyada ve yurtdışındaki kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre kürtaj yaşının çok alt yaşlara düştüğünü öğreniyoruz. Tabii cinsel özgürlükle birlikte, daha rahat birliktelikler yaşanabiliyor.



Gönderen Unknown

Uzmanlar, hepimizin birinci isteği olan sağlıklı bir yaşam sürmek için çaba göstermek gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirip yanlış olanları terk etme tavsiyesinde bulunuyor.



Uzmanlar, hepimizin birinci isteği olan sağlıklı bir yaşam sürmek için çaba göstermek gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirip yanlış olanları terk etme tavsiyesinde bulunuyor.

İşte sağlıklı bir yaşam için yapabileceklerimiz…

Gün içerisinde yediğimiz ve içtiğimiz gıdalar bize daha zinde bir yaşamın anahtarını sunuyor. Bazı besinler ise yanlış kullanımları sebebiyle birçok hastalığa yol açıyor.

Reem Nöroloji Merkezi Kurucusu Dr. Mehmet Yavuz çay gibi sıcak tüketilen bazı içeceklerin ömrü uzattığını aktardı ve konu hakkında bilinmeyenleri anlattı.

Yemeklerden sonra sıcak çay ya da su içmek kişileri, kalp krizi ya da beyin damar hastalıklarından korumaktadır. Aynı şekilde birçok ülkede de yemeklerden sonra çay içmek bir alışkanlıktır.

Çinliler ve Japonlar da yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içmektedirler. Ülkemizde de çoğu bölgelerimizde yemekten sonra çay içmek bir gelenektir.

Yemek sonrası soğuk içmeyin

Yemek arasında su içmek zararlı değildir. Fakat yemeklerden sonra su, kola, ayran ve benzeri soğuk şeyler içmek damar hastalıklarına neden olabilir. Yemekten sonra soğuk bir şeyler içmek sizi rahatlatabilir ancak tükettiğiniz soğuk su katılaşarak yağlı madde haline döner ve yavaş sindirilir.

Alınan gıdaların midede ya da ince bağır sakta en iyi şekilde sağlıklı olarak sindirimi için öncelikle bunların mide asidi ve enzimlerle çok iyi parçalanması gereklidir. Bu sitemin sağlıklı işlemesi için de sıcak ortama ihtiyaç vardır.

Gıdaları parçalayacak enzimler sıcak ortamlarda çok iyi fonksiyon görürken soğuk ortamlarda ise görevlerini tam yapamazlar.

Besinler tam parçalanamaz ve kana geçen moleküller iyi parçalanamadıkları içinde damar tümenlerinde kolesterol ya da yağ zerrecikleri halinde birikirler. Bu ise vücudun hayati bölgelerinde ilerleyen zaman süreci için de damar hastalıklarının (kalp krizleri, beyin damar hastalıkları gibi) gelişmesine neden olur.



Gönderen Unknown

Düzenli fındık, ceviz ve badem tüketenlerde kalp damar hastalığı gelişme riski azalıyor.



Karedeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Fındık Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Asım Örem, haftada 1 kez düzenli fındık, ceviz ve badem tüketenlerde kalp damar hastalığı gelişme riskinin yüzde 8.3, haftada 4 kez tüketenlerde ise yüzde 35-40 azaldığını söyledi.

Prof. Dr. Örem, yaptığı açıklamada, fındık, ceviz ve badem gibi ağaçta yetişen sert kabuklu meyvelerin insan sağlığına son derece olumlu etkilerinin olduğu belirtti.

Bu ürünlerin sağlık açısından yararlarının belirlenmesi noktasında çok sayıda araştırma yapıldığını vurgulayan Örem, şunları söyledi:  "Bu konuda yapılan çalışmaların sonucu olarak, söz konusu ürünleri haftada 1 kez düzenli tüketenlerde kalp damar hastalığı gelişme riski yüzde 8.3, haftada 4 kez tüketenlerde ise yüzde 35-40 azalıyor. Ayrıca, bu ürünleri daha sık tüketenlerin az tüketenlere göre şeker hastalığı gelişme riski de düşüyor. Fındık, ceviz ve badem gibi meyvelerin tüketiminin günlük diyetimizin vazgeçilmez bir parçası olması gerekir."

Ürünleri tüketim şeklinin de önemli olduğunu bildiren Örem, ürünlerin aperitif olarak, öğle ve akşam yemeklerinden 1.5-2 saat önce alınmasının iştahı azalttığını, bunun sonucu olarak da ana öğünlerin daha hafif geçtiğini ifade etti.

"HER ÜÇ ÜRÜNDEN BENZER ORANDA ALINMALI"

Bu ürünlerin özellikle salata ve tatlı türleri ile karıştırılarak farklı lezzetler oluşturup hayat boyu tüketilmesinin önemli bir yol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Örem, şunları vurguladı:

"Fındık, ceviz ve bademin farklı özelliklerinden dolayı fayda sağlıyor. Bu nedenle haftalık tüketimde her üçünden benzer oranlarda alınması gerekir. Günlük tüketilecek toplam miktar yaklaşık 40-50 gram olmalı, aşırı tüketim (yaklaşık 80 gramın üzeri) kilo aldırabilir. Bu tip aşırı tüketimlerin genellikle yemek sonrası yapılması ve beraberinde fazla alkol alınması olumsuz etkiyi artırıyor. Halkımızın bu ürünlerin tüketimi konusunda düzenli ve devamlı eğitime ihtiyacı var. Bunun ulusal sağlık politikası bünyesinde sağlıklı yaşam ve hastalıklardan korunma başlığı altında işlenmesi gerekir."

Prof. Dr. Örem, bu tip bir diyet şeklinin, kan yağları yüksek kişilerde veya kalp hastalarında kullanılan ilaçların yerini alamayacağını ve hekimlerin verdiği ilaçların bundan dolayı kesilmemesi gerektiğini vurguladı. Örem, fındık ve benzeri ürünleri tüketmenin sağlıklı beslenmek için bir hayat tarzı olması gerektiğini kaydetti.



Gönderen Unknown

Gerek normal yaşamda gerekse de cinsel ilişki esnasında kadınları mutsuz eden vajinal kuruluk neden oluşur?



Vajinanın nemli olması, 'varlığı bir dert, yokluğu yara' gibidir... Vajinadaki ıslaklık hissinin zaman zaman rahatsızlık hissi vermesi bir yana gerek normal hayatta gerekse de cinsel hayatta çok önemli olduğunu söylemekte yarar var. Zira vajina kuruluğu, hem o bölgede tahrişe hem de mutsuz bir cinsel hayata yol açabiliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kağan Kocatepe, vajina kuruluğunun neden oluştuğu ve ne zaman bir sorun haline geldiğine dair bilmemiz gerekenleri açıklıyor..




VAJİNAL KURULUK NEDİR

Dış genital bölgeden başlayan ve rahime kadar uzayan bölgeye vajina denir. Vajina 10-15 cm uzunluğunda bir kanaldır. Bu kanalın ön ile arka duvarı birbiriyle temas halindedir. Bu temastan dolayı duvarların sürtünmesini önlemek için o bölgede mutlaka bir sıvı akıntısı olması gerekir. Eğer bu bölge nemli olmazsa sürtünmeden dolayı tahriş meydana gelir.

Vajinanın cinsel ilişki esnasında daha da nemli olması gerekir. Bu nedenle ilişki esnasında vajinadan daha fazla sıvı salınır. İki şekilde vajinal kuruluktan söz edilir:

Normal zamanlardaki kuruluk

Cinsel ilişki esnasında yaşanan kuruluk



Gönderen Unknown

Kısırlığın çözümsüz olduğu vakalar enderdir. Ancak erken menopoz ya da erkekte hiç sperm hücresi bulunmaması durumunda yardımcı yöntemlere başvurmak anlamlı değil



Bunun dışında kalan kısırlık vakalarında ise sadece çocuk sahibi olma şansının azaldığı söylenebilir.

Tanının konabilmesi için tetkikler ve muayeneler adım adım uygulanır ve uzun zaman alabilir. Bu zaman doktorun problemi iyi anlamasına ve en etkili tedaviye karar vermesine yardım eder. Araştırmalar sonucu bir veya birden fazla kısırlık nedeni bulunabileceği gibi çiftlerin yaklaşık %15'inde kısırlığın nedeni saptanamaz.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy kadınlarda en çok görülen kısırlık nedenlerini şöyle özetliyor:

Kadındaki en önemli kısırlık sebepleri yumurtlama bozuklukları, tüplerin hasarlı veya tıkalı olması, endometriozis, rahim ağzına ait problemler ve alerjik nedenlerdir.

1. Yumurtlama bozuklukları: Kadında en sık görülen kısırlık nedeni yumurtlama bozukluklarıdır. Yumurtlama (yumurtanın yumurtalıklar dışına atılması) olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. Yumurtlama bozukluğu, yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz ve seyrek olması anlamına gelir. Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama bozukluğunu gösterir. Ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir.

Yumurtlama bozuklukları başlıca üç grupta toplanabilir

- Yumurtalıklardaki yumurta üretimini uyaran hormonların doğuştan eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması: Bu durumda kadında ergenlikten itibaren hiç adet kanaması görülmez
- Beyin sapından (hipofiz) süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması: Bu durum genellikle bu bölgedeki iyi huylu bir tümörün varlığına bağlı olmakla beraber bazen hiçbir neden bulunamaz. İyi huylu tümörler cerrahi yollarla çıkarılabilir. Neden bulunamadığı durumlarda çeşitli ilaç tedavileriyle prolaktin seviyeleri düşürülerek yumurtlama normal hale getirilebilir.

- Polikistik over sendromu: Bu hastalığın tipik formunda genel olarak adetler düzensiz ve seyrektir (yılda 3 - 4 adet). Bazı hastalarda adetler hiç görülmezken diğerlerinde tamamen normal olabilir. Hastalar genellikle şişmanlamaya yatkındırlar. Ciltte ve saçlarda yağlanma, sivilce gibi problemler sıkça görülür. Yumurtalıklarda normalden fazla sayıda yumurta bulunmakta ve bunlar erkeklik hormonu salgılayarak normal yumurta gelişimini engellemektedir.

2. Tüplerin hasarlı ve tıkalı olması: Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın buluşmasını engelleyerek döllenme ve gebeliği olanaksız kılar. Tüplerdeki bu hasar geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan karın içi yapışıklıkları gibi birçok nedene bağlı olabilir. Tüpler bir dış gebelik sonucu da hasara uğrayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar tüplerdeki hasarın en önemli nedenidir. Ülkemizde çocukluk çağında alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülemez hasar oluşturur.

3. Endometriozis
Endometriozis, rahim içini döşeyen dokunun (endometrium) rahim dışında gelişmesine denir. Endometriozis en sık olarak rahimi yerinde tutan bağlara yerleşir. Diğer sık görüldüğü bölgeler ise rahim yüzeyi, tüpler ve yumurtalıklardır. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi hormonlara duyarlı olup adet sırasında kanar. Karın içinde oluşan bu mikro kanamalar zamanla iltihap benzeri yangısal durum oluşturur ve yapışıklıklara sebep olur. Endometriozis yumurtalıklarda yerleştiği zaman kist oluşumuna neden olur. Bu kistlere endometrioma adı verilir. Endometriozisin en önemli belirtileri adet öncesi ve adet sırasında ağrı, ilişki esnasında veya sonrasında ağrı, düzensiz şiddetli adetler ve kısırlıktır. Daha az görülen diğer belirtiler yorgunluk, adet esnasında bağırsak hareketlerinin şiddetlenmesi.

İshal, kabızlık gibi diğer sindirim sistemine ait belirtilerdir. Bunların yanı sıra endometriozis bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeyebilir. Endometriozisi olan kadınların yaklaşık yüzde 50'sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran kadınların yaklaşık yüzde 25'inde endometriozis saptanır.

4. Rahim ağzına ait problemler: Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıya (mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzından salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır. Östrojen ve progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus sırasında miktarı ve niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlığa neden olabilir.

5. Alerjik nedenler: Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri ve tedavileri zordur. Alerjik neden spermlerde veya mukusta bulunabilir. Antisperm antikorları adı verilen bu alerjik durumların tedavi etkinliği belli değil ve tedavi edilen veya edilmeyenlerdeki gebelik oranları çok farklı değildir. Bu nedenle rutin olarak gerekliliği tartışmalıdır.



Gönderen Unknown

Bir erteleme ve kaçınma hastalığı olan vajinismus nedeniyle çiftlerin yanlış tedavilere yönelmeleri çözüm sürecini aksatabiliyor.



Toplumsal çalışmaları ve basın açıklamalarıyla ülkemizde gündem yaratabilen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), ülkemizde evli ve cinsel hayatı olan her on çiften birinde görülen vajinismus hakkında yeni bir basın açıklaması yaptı. İşte CİSED'in basın açıklamasından çok çarpıcı başlıklar:
 
Çiftler çoğu zaman vajinismustan değil çocuk sahibi olamamaktan şikâyetçi

Evlenirken her çiftin cinsellikle ilgili beklenti ve hayallerinin olduğunu, vajinismus sorunu ortaya çıktığında bunların ilk geceden yıkıldığını ve balaylarının kâbusa dönüşebildiğini ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismus; kadın bedeninin penis-vajina birlikteliğini içeren cinselliği reddedişidir.Çiftler vajinismus sorunu ile karşılaşınca önce büyük bir üzüntü ve çaresizlik yaşamakta ve bu sorunu en yakın çevrelerinden bile saklamaktadırlar. Başlangıçta sorun genellikle ya görmezden gelinmekte ya da kendiliğinden düzeleceği düşünülerek bir cinsel terapiste başvurma kararı sürekli ertelenmektedir. Cinsel terapiye başvurma kararı verildiğinde ise, sihirli bir değneğin kendilerine dokunmasını ve hayatlarına sorunsuz olarak devam etmeyi arzu etmektedirler. Bu nedenle de hızlı ve mucize tedavilerde umut aramaktadır. Bunlar kızlık zarının ameliyatla aldırılması, anestezi altında cinsellik yaşamak, botoks uygulamaları ya da tek seanslık tedavi yöntemleri olabilmektedir. Bu yöntemler çiftin hem paralarının hem enerjilerinin hem de umutlarının tükenmesine neden olabilmektedir. Çünkü deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi çifti dipsiz bir kuyuya doğru sürükleyebilir, umutlarını kırabilir ve daha sonraki tedavi girişimlerini de güçleştirebilir.  Sorunların devam ediyor olması çiftin daha çok yıpranmasına ve cinselliği daha kötü algılanmalarına neden olabilir. Çiftler, bir süre sonra bunun bir kader olduğunu kabul etmeye başlayabilir, cinsellikten uzaklaşabilir veya cinselliğe küsebilirler. Hatta bir evliliği tamamlayamamayı kişisel başarısızlık olarak algılayan çiftler, penis-vajina birlikteliğini içermeyen yalan bir cinsel hayat yaşamaya başlayabilirler. Zamanla cinsel birleşme denemeleri giderek seyrelebilir veya “sürtünme” ile boşalma alışkanlığı geliştirebilirler. Son aşamada iç dünyalarında fırtınalar kopmaya başlayan çiftler; birbirlerinden gün geçtikçe uzaklaşabilirler, çocuk sahibi olmalarına yönelik çevrelerinden gelen baskılarla yanlış üstüne yanlışa sürüklenebilirler. Çocuk sahibi olmak için aşılama ya da tüp bebek yöntemine yönelebilirler. Hatta çiftler çoğu zaman vajinismustan değil çocuk sahibi olamamaktan şikâyetçi olabiliyor.Aslında emek veya çaba harcamaktan kaçınan çiftler kendilerini daha yoğun bir mücadelenin içerisinde bulurlar ve bu süreç, onların tüm güzellikleriyle birbirlerini yaşamalarına engel olur. Artık onlar için amaç evliliğin başında olduğu gibi mutlu olmak değil; utanç, kızgınlık, umutsuzluk duyguları ile kurdukları yalan dünyalarına sığınmak ve gizlenmektir.Ancak bazı çiftler daha baştan boşanmayı tercih edebiliyor yanivajinismus yuvaları yıkabiliyor.” dedi.
 
Vajinismus tedavisindeki en önemli faktör güvendir


Sebebi ne olursa vajinismusun tedavisinin mümkün olduğunu ifade eden CİSED Genel Sekreteri Psikolog Serap Güngör; “Cinsel hayatın penis-vajina birlikteliğini içermemesi, sağlıklı olmaması kişinin ruh sağlığını bozabilir, günlük hayatını ve tüm ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Aldatma, duygusal ve fiziksel şiddet, saygısız davranışlar, duygusal tatminde azalma, herkesin rahatça girdiği cinsel ilişkiye “biz nasıl giremiyoruz veya neden biz?” şeklindeki suçluluk, eksiklik hissi, utanç duyma, kendinden nefret etme, hayal kırıklığı, bunaltı, sıkıntı, umutsuzluk, çaresizlik, gibi durumlar da vajinismustan kaynaklanabilir. Bunalım ve sıkıntıya düşen çift kendilerine ve birbirlerine güvenlerini yitirebilir. Bu nedenle vajinismus tedavisindeki en önemli faktör çiftin kendilerine, cinsel terapistlerine ve uygulanan tedavi yöntemlerine karşı hissettikleri güvendir. Çünkü mutluluğu yakalamak çok zor değildir, mutluluk, tedavi kararının sağlıklı alınmasına ve başvurulacak cinsel terapistin doğru seçimine bağlıdır. Unutulmamalıdır ki, vajinismusun %100 tedavisi vardır ve cinsel terapidir, başlangıçta zor gibi görünen yol, içine girildiğinde en kolay ve en keyif veren yol olabilmektedir.” dedi.



Gönderen Unknown

Regl öncesi sendromu, regliden 7-10 gün öncesinde başlayabilen gerginlik, huzursuzluk, baş ağrısı, kabızlık, karında şişlik, sırt ağrısı, depresyon, ruh halinde değişiklik gibi belirtiler gösteren bir rahatsızlıktır.



 




Milliyet Sağlık



Gönderen Unknown

Ne zaman bir kırışıklık ya da sivilceyi yüzümüzde görsek en son ne zaman bakım yaptığımızı unutmuş oluruz. Cildin sadece en üst tabakası yıkanır, nemlendirilir ve bakım yapılır.



Cildiniz, hastalıklara karşı savunma gösteren ilk birincil savunma sistemidir. Bu nedenle cildimize daha fazla saygı duymalı ve özen göstermeliyiz. Cildimiz, vücudumuzun en büyük organıdır. Gizli sağlık tehtidlerinden onu korumalıyız ki o da iç organlarımızı korusun. Cilt sağlığının sürdürülmesi için, çevredeki zararlı maddelere temastan ya da maruz kalmaktan kaçınmalıyız. Çevre kirliliği, ultraviolent ışığı (güneş ışığı), aşırı sıcaklık, rüzgar, terleme ve yanlış cilt ürünleriden uzak durun.



• Cildinizi güneşten koruyun. Her gün yüzünüze 30 faktör koruyuculu güneş kremi sürün. Nemlendirici, sıvı ve toz makyaj koruyucuları mevcuttur. Geniş kenarlı yüzü güneşten koruyan bir şapka takın. Kulak ve boyun arkasını da unutmayın.

• Cildinizi kuruluktan koruyun. %30 civarında sudan oluşan epidermis suyun buharlaşmasını önleyerek ciltte su tutulmasını sağlar. Su için ve cildinizi susuz bırakmayın. Nemlendirin. Doğal nemlendiriciler sitrat, çeşitli mineraller, üre, laktat ve amino asitleri içerir.

• Cildinizi her gün temizleyin. Su tek başına işe yaramaz. Gözeneklerin açılması ve cildin hava alması gerekir. Yağlı kalıntıları temizlemezsek sivilce oluşur. Sabundan uzak durun, sabun kaşıntı, kızarıklık, pullanma ve kuruluk yapar, pH dengesini değiştirir. Yerine sıvı temizleyiciler, balmumu, kir çözen mineral yağını kullanın. Doğal kremleri tercih edin. Sebze meyve yağları, hindistan cevizi yağı ve alkil eter sülfat gibi malzemeleri kullanın.

• Peeling yapın. Ilık bir bezle cildinizi ovun. 40 yaş üzerindeyseniz cilt kanseri riski açısından her yıl tarama yaptırın. Gençlerde ise 3 yılda bir uygundur. Her kadının cildini kontrol etmesi gerekir.

İyi beslenme ve egzersiz cildi koruyarak güzelleştirir.



Gönderen Unknown

Akneli ciltlere uygun ev yapımı yüz kremi. Ayrıca cildinizi tüm gün boyunca yumuşacık hissedecek ve derinizin renginde iyileşme olduğunu fark edeceksiniz. Bu kremin 4 aylık raf ömrü vardır. Buzdolabında tutmaya gerek yoktur.


Malzemeler:


  • 5.2 gram karite yağı,


  • 4 ml foraha yağı,


  • 3 ml çuha çiçeği yağı,


  • 3 ml avokado yağı,


  • 14 ml lavanta hidrosol,


  • 2 damla biberiye özü,


  • 1 damla çay ağacı esansiyel yağı,


  • 1 damla sitronella esansiyel yağı (idris otu ya da limon otu),


  • 1 damla atlas sedir ağacı esansiyel yağı.

Hazırlanışı:
Bir kaseye karite yağı, foraha yağı ve çuha çiçeği yağını koyup karıştırın. Avokado yağını da ekleyip homojen kıvama getirin. Topak topak olmadığından ve pürüzsüz olduğundan emin olun. Şimdi lavanta hidrosolünü yavaşça ekleyin. Bir şırıngayla dökebilirsiniz. İyice karıştırın ve ardından esansiyel yağları ekleyin. Krem %50 yağ içermesine rağmen bu karışımın çok yumuşak olduğunu ve cildinizi aydınlattığını göreceksiniz. Deriniz kremi anında emecektir.

Ayrıca cildinizi tüm gün boyunca yumuşacık hissedecek ve derinizin renginde iyileşme olduğunu fark edeceksiniz. Bu kremin 4 aylık raf ömrü vardır. Buzdolabında tutmaya gerek yoktur. Yüksek kaliteli ham karite yağını bulmak kremi hazırlamak için çok önemlidir. Artık cildiniz ışıl ışıl parlayacak ve aknelere veda edeceksiniz.
Bir kaseye karite yağı, foraha yağı ve çuha çiçeği yağını koyup karıştırın. Avokado yağını da ekleyip homojen kıvama getirin. Topak topak olmadığından ve pürüzsüz olduğundan emin olun. Şimdi lavanta hidrosolünü yavaşça ekleyin. Bir şırıngayla dökebilirsiniz. İyice karıştırın ve ardından esansiyel yağları ekleyin. Krem %50 yağ içermesine rağmen bu karışımın çok yumuşak olduğunu ve cildinizi aydınlattığını göreceksiniz. Deriniz kremi anında emecektir.

Ayrıca cildinizi tüm gün boyunca yumuşacık hissedecek ve derinizin renginde iyileşme olduğunu fark edeceksiniz. Bu kremin 4 aylık raf ömrü vardır. Buzdolabında tutmaya gerek yoktur. Yüksek kaliteli ham karite yağını bulmak kremi hazırlamak için çok önemlidir. Artık cildiniz ışıl ışıl parlayacak ve aknelere veda edeceksiniz.


Gönderen Unknown

Evinizde uygulayacağınız 3 adımlık bir bakımla güzellik salonlarına ihtiyaç duymadan pürüzsüz bir cilde sahip olacaksınız.



Sivilcelerin bıraktığı kötü izler, akneler, güneş lekeleri ve daha bir çok sorun cildin pürüzlenmesine ve ışıltılı görünümünü kaybetmesine sebep oluyor. Evinizde uygulayacağınız 3 adımlık bir bakımla güzellik salonlarına ihtiyaç duymadan pürüzsüz bir cilde sahip olacaksınız.

Düzenli bir vücut bakımıyla cildinizi pürüzsüz, esnek ve yumuşak tutabilirsiniz. Bu bakımda duş jelleri, peeling ürünleri ve nemlendiriciler en büyük yardımcınız olacak.
Temizleyici bakım ürünleri düzenli kullanım sonrası daha pürüzsüz ve esnek bir cilt vaat ediyor. Bu bakım ürünlerinin pek çok destekleyici ürünü de var. Uzmanlar standart bir cilt bakımını üç aşamada topluyor: Temizleme, arındırma ve nemlendirme.

Hemen her kozmetik markası bir duş jeline sahip. Jeller vücudun genel temizliğini gerçekleştiriyor. Temizleme özelliği açısından markalar arasında genelde bir fark yok. En büyük fark kokuları. Kendinize uygun duş jeli seçerken kokusuna bakarak alabilirsiniz.

Tanecik yapılı peeling ürünleri vücudun ölü derisini arındırmaya yarıyor. Gözenekleri açarak hem derinin nefes almasına hem de ardından kullanılacak vücut ürünlerinin daha kolay emilmesine yardımcı oluyor. Vücudun pürüzsüzleşmesinde en büyük pay peeling’in. Peeling’i haftada bir veya iki defa duş sırasında nemli vücuda masaj yaparak uygulayabilirsiniz. Nemlendiriciler gerginliği azaltıp vücudun esnekliğini artırıyor. Genelde bitkilerin çekirdek yağlarından hazırlanıyorlar. Erken yaştan itibaren düzenli olarak nemlendirici kullanmak olgun ciltlerde görülen kırışıklık problemini önemli ölçüde azaltıyor. Kullandığınız parfümün nemlendiricisi varsa onu seçin. Parfümünüzün etkisini artırmada yardımcı olduğu söyleniyor.

Yaşlılık belirtilerini azaltıcı nemlendiriciler
Estee Lauder’ın vücut nemlendiricisi Re-nutriv Smooting Body Creme bitkisel yağlarla yüksek teknolojinin birleşiminden oluşuyor. Ürün içerdiği yağlar sayesinde nem tutma ve sıkılaştırma özelliğine sahip. Düzenli kullanıldığı takdirde yaşlılık belirtilerini azalttığı iddia ediliyor.

Birbirini tamamlayan üç ürün
La Mer’in bu üç ürünü belli başlı cilt problemlerine çözüm vaat ediyor. Vücut serumu ciltteki renk değişimini düzenliyor. Losyon cildin uzun süre nemli kalmasını sağlıyor. Ve mavi su yosunlu krem ise vücudu sıkılaştırıyor.

Nemlendirici süt
Biotherm’in kurumaya karşı vücut sütü Lait Corporel yıpranmış ciltlere karşı üç açıdan onarma sağlamayı vaat ediyor: Cildin koruyucu katmanını güçlendirmek, esnekliğini artırmak ve pürüzsüz bir dokunuş kazandırmak. Akışkan kıvamından dolayı ürün cilt tarafından hızla emilebiliyor.

Vücut peeling’i: elmas, inci ve quartz tozu
La Prairie’nin Cellular Micro Dermabresion Creme’i düzenli kullanıldığı takdirde cildi yenilemeyi vaat ediyor. İçeriğindeki doğal elmas, tatlı su incileri ve quartz kristalleri tozu sayesinde ölü deriyi soyuyor. İlk beş gün art arda kullanılan ürün daha sonra haftada bir kullanılıyor.

Volkanik kum tanecikleri
Thalgo’nun Deep Sea Peeling’inin içeriğindeki yosun sayesinde yoğun bir nemlendirme özelliğine sahip olduğu söyleniyor. Volkanik kum tanecikleri gözenekleri temizlerken, turunçgil çiçekleri cildinize koku yayıyor.

Bitkisel yağlar
Dermalogica diğer duş jelleri gibi derin bir temizlik vaat ediyor. İçeriğinde çok sayıda bitkisel yağ var. Çay ağacı, limon ve okaliptus yağları cildi arındırmaya yarıyor. Sandal ağacı, lavanta ve portakal ise cildinizi nemlendirmeyi ve yoğun kokularıyla zevk vermeyi amaçlıyor.

Feminen kadınlar için
Tommy Hilfiger’in duş jeli Dreaming aynı adlı parfümün yan ürünü. Tasarımcısı bu ürünün feminen yanlarını keşfetmiş kadınlar için olduğunu söylüyor. Jelin hakim kokusu şeftali. Ayrıca amber çiçeği, frezya ve sümbülteber de kullanılmış.

Nemlendiricili duş jeli
Philip B.’nin duş jeli Chai Latte tüm cilt tipleri için uygun. Bu ürün zencefil, tarçın, kakule gibi baharatlarla kokulandırılmış.



Gönderen Unknown

Gebelik süresince ve doğum sırasında daha az problemle karşılaşmak ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmek için sağlıklı ve dengeli beslenmek önemli!



Et, süt, meyve, sebze, tahıl ve ekmek gruplarından yeterli tüketmeniz hamilelik döneminde artan besin ihtiyacınızı karşılamanın en kolay yoludur. Bebeğinizin gelişimini eksiksiz sağlayabilmek için günlük almanız gereken enerji miktarına 300 kalorilik bir enerji ilavesi yapmanız gerekmektedir.



Protein
Proteinler bebeğinizin büyüme ve gelişmesi için gereklidir. Hamile kadınlar için günlük alınması gereken protein miktarı yaklaşık 80 gramdır. Eğer günde 3-4 porsiyon süt, yoğurt, peynir, kırmızı et ve balık tüketiyorsanız bu ihtiyacınızı karşılıyorsunuz demektir. Ayrıca haftada iki kez balık tüketmeniz bebeğinizin beyin gelişimi için oldukça faydalıdır.



Demir
Yumurta, et ve et ürünleri, koyu yeşil sebzeler, kuru baklagiller ve kuru meyvelerde bulunur. Demirin etkin bir şekilde eğilimi sağlanamayacağından, gebelikte demir ihtiyacını yeterli miktarda sağlamak zordur bu nedenle demir takviyesi almanız gerekir. Aldığınız takviyelerin emilimini en iyi şekilde sağlamak için ise, yemeklerle birlikte almamanız, aç karnına ya da meyve suyuyla almanız önerilmektedir. Yeterli miktarda demir için, Kuru üzüm, kuru erik, kuru kayısı yenebilir, pekmez ile kivi de iyi bir demir takviyesidir.



Enerji
Enerjinin en büyük kaynağı karbonhidratlardır. Çünkü karbonhidratlar çabuk ve verimli bir şekilde enerjiye dönüşebilmektedir. Karbonhidrat değeri yüksek yiyecekler: Ekmek, makarna, pirinç, bulgur, ve meyvelerdir.



Kalsiyum
Gebelik süresince kalsiyumun yeterli miktarda alınması bebeğinizin iskelet yapısını geliştirmesi açısında önemlidir. Eğer gebelikte yeterli miktarda kalsiyum alırsanız ilerde oluşabilecek osteoporoza karşı kendinizi de korumuş olursunuz. Gebelikte günlük kalsiyum ihtiyacınız 1300 mg'dır.



Çinko
Bebeğinizin hücre büyümesinde, beyin gelişiminde, vücut proteinlerinin yapımındaki rolü büyüktür. Gereğinden fazla miktarda alınan demir çinko emilimini engelleyebilir.



Folik asit
Folik asidin yetersiz alınmasından daha çok, yanlış pişirme yöntemleri ile kaybı söz konusudur. Anne adaylarının gebe kalmadan en az bir ay önce folik asit kullanımına başlaması önerilmektedir.



B12 vitamin
Hamilelik sırasında DNA sentezinin yapılabilmesi için B12 vitamini önemlidir. Besinleri hatalı hazırlama ve pişirme yöntemleri, B12 vitaminin vücutta kullanılmasını engellemektedir.



A vitamini
Hem bebeğinizin hem de sizin hücre sağlığınız için oldukça önemli bir vitamindir.



C vitamini
Bitkisel besinlerde bulunan demirin vücut tarafından emilimine katkı sağlar. Gebelikte demir ihtiyacınız iki katına çıktığı için C vitamini alımı oldukça önemlidir. C vitamini aynı zamanda sizi vücut enfeksiyonlarına karşı koruma altına almak için idealdir.



D vitamini
Kemiklerdeki kalsiyum etkinliği için D vitamini gerekmektedir. Bu nedenle anne adaylarının güneş ışığından yeterli oranda yararlanması önemlidir.



Su
Su, besin öğelerini hücrelere taşıma görevi görmektedir. Bazı atık ürünlerin de vücuttan atılmasına yardımcı olur. Bebeğinizin ve sizin artan kan hacmi için günlük içmeniz gereken su miktarı yaklaşık 10 bardaktır.

Elif DEMİRTAŞ / ProSağlık



Gönderen Unknown

Dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri kilolu, bunların 30-45 milyonunda “ciddi obezite” problemi var.



Yapılan araştırmalarda dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri, yani 155 milyon çocuk kilolu. Bunların yüzde 2-3’ü, yani yaklaşık 30-45 milyonunda ise ciddi obezite var. Ergenlik döneminde kilolu olan çocukların erişkin döneminde de kilolu ya da obez olma olasılığı yüzde 70... Obezitenin köklerinin çocukluğa uzandığına işaret edilen araştırma sonucunda, bu oran anne veya babadan biri kilolu ya da obez ise yüzde 80’e çıkıyor.



Konuyla ilgili sorularımızı Diyetisyen ve Beslenme Danışmanı Merve Tığlı'ya sorduk:



Obezite  nasıl tanımlanır?
Aşırı kilo ve obezite günümüzde, kilo biriminden vücut ağırlığının, vücut uzunluğunun metre biriminden karesine bölünmesiyle bulunan beden kitle indeksi  (BKI) temel alınarak tanımlanır.  Sağlıklı bir BMI, 18.5- 25 kg/ m2  olarak tanımlanır. Aşırı kilo, 25- 29. 9 kg/ m2, obezite ise BMI ≥ 30 kg/ m2 olarak tanımlanır. Her ne kadar BMI vücuttaki yüzdelik yağ oranıyla doğrudan ilgili olsa da, vücut oluşumuyla ilgili veri sağlamaz. Herhangi bir BMI’ de vücuttaki yağ oranı kişiden kişiye değişiklik gösterir .
 



Obezitenin oluşumunu etkileyen faktörler?
Yaş  ve cinsiyet gibi  demografik faktörler, genetik faktörler,  yemek yemenin artık sosyal bir durum olduğu göz önünde bulundurulduğunda çevresel faktörler, çocuklukta yanlış ve dengesiz beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan sorunların başında şişmanlığın geldiği düşünüldüğünde davranışsal faktörler, sedanter yaşam biçiminin bir uzantısı olarak da kabul edilen obezite için fiziksel aktivite faktörü, özellikle postnatal obezitede etkili olduğu bilinen İntrauterin dönemdeki maternal faktörler ve  temelde yatan psikolojik faktörler obezite oluşumunu ciddi oranda etkilemektedir.



 



Yapılan araştırmalarda günümüzde obezitenin arttığı görülüyor , bu artışın nedeni nedir?
Son yirmi yılda obezitenin prevalansında meydana gelen artış çevresel faktörlerle de açıklanabilir. Çevresel faktörlerden kasıt en yakın çevre olan aile, arkadaş çevresi ve televizyondur. İnsanlar çevresel faktörlere anne karnından itibaren maruz kalmaya başlarlar. Bu nedenle obeziteyi etkileyen çevresel faktörleri de bu en erken dönemden itibaren incelemek doğru olacaktır. Aile yaşantısı ve yemek tarzı çocukluk çağı obezitesinde etkin rol oynamaktadır ve çocukluk döneminde edinilmiş olan aktivite ve yeme alışkanlığı erişkin dönemde de devam etmektedir. Dahası sadece ebeveynler değil arkadaşlar, kardeşler ve akrabalar da bu tip alışkanlıkların edinilmesinde rol oynamaktadır.
Annelerin şişman bebeklerin daha sağlıklı olduğuna, bebeklerinin az yemesi nedeni ile tavsiye edilenden daha erken yaşta katı gıdalara geçmenin daha iyi olduğuna ve yiyecek ile ödüllendirmenin iyi bir pekiştireç olduğuna inanmaları çocuklar için obezite riski yaratmaktadır. Ebeveynlerin obez olmaları durumunda çocuklarının da obez olma riski artmaktadır. Yeme isteğini arttırıcı reklamlar ve değişik şekillerde yeme modelleri ve mesajları veren programlar da çocukların yeme seçimleri üzerine etki etmektedir
 



Çocukluk çağı obezitesinin nedenleri nelerdir?
Obezite birçok nedene bağlı bir hastalıktır ve gelişimi genler ve çevresel nedenlerin etkileşimi ile oluşur. Obezitenin nedenlere göre sınıflamasında karşımıza 3 ana başlık çıkmaktadır; Basit obezite (ekzojen obezite), metabolik ve hormonal bozukluklara sekonder obezite, genetik sendromlar ile birlikte olan obezite. Obez çocukların büyük kısmında altta yatan tıbbi bir problem yoktur ve bu grup basit veya ekzojen obezite olarak isimlendirilir.
 



Ailenin obez olması çocuklarının obez olmasına etkenmidir?
Şişman ebeveynlerin çocukları şişman olmayanlarınkine nazaran daha fazla risk altındadırlar. Özellikle obez ebeveynlerin tek yumurta ikizleri obez olmayanlarınkine göre obez olmaya daha fazla yatkınlık gösterirler. Evlat edinilen çocukların VKI konusunda biyolojik ebeveynlerine daha fazla benzedikleri ortaya konmuştur. Kilo alma ile ilgili genler daha çok kilo almaya eğilimli ortamlara maruz kalan kişilerde kilo alma riskini arttırırlar, kendileri direk olarak kilo almaya sebep olmazlar.Obezitenin genetik bağlantısı hakkında yapılan çalışmalarda obez fenotipi ile bağlantılı olabilecek bazı kromozomlar belirlenmiştir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar daha çok obezitenin gelişmesinde etken olabilecek tekil genler ve fonksiyonları üzerine yoğunlaşmıştır.



Çocuklukta obezite riskini arttıran faktörler nelerdir?
Yapılan çalışmalar  en çok aktivite azlığının çocuk çağı obezitesine davetiye çıkardığını göstermektedir. Çocukluk obezitesi riskini arttıran diğer faktörler ise;
 



* Mama ile beslenme 
 



* Erken ek gıdaya geçilmesi 
 



* Hızlı yeme 
 



* Az çiğneme 
 



* Fast food beslenme
 



*  Yüksek kalorili içecekler (meyve suyu-kola) olarak belirtilmiştir.



Çocuklara diyet uygulamak doğru mudur?
İleri düzeyde obez olmadıkça çocuklarda hedef ; diyetle kilo vermeleri değil, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırarak mevcut kilolarını korumaktır. Büyüme ve gelişme süreçleri devam eden çocuklarda kilolarını sabit tutmak , boylarının uzamasıyla ve kemik gelişimin devam etmesiyle ideal kilolarına gelmelerini sağlayacaktır.



Nasıl önlem alınabilir? Anne/ babalara ve çocuklara  neler önerirsiniz?
Çocuklukta obezite riskini azaltmak için; 
 



*  Yaşamın ilk 6 ayında bebekler yalnız anne sütü ile beslenmeli,
 



*  Bebek doyduktan sonra mamayı bitirmek için zorlanmamalı,
 



*  Şekerli ve gazlı içecekler yerine su, ayran, süt ve taze sıkılmış meyva suları tüketmine özendirilmeli ,
 



* Çocuklara sebze yemekleri, baklagiller ve salata yeme alışkanlığı kazandırılmalı,
 



* Yemeklerin yavaş ve iyice çiğnenerek yenmesi öğretilmeli, TV veya bilgisayar başında atıştırmalardan kaçınılmalıdır.
 



* Çocuklara kalıplaşmış diyetler vermek yanlıştır. Değişim yapabilecekleri esnek bir program hazırlanmalıdır. Bol su içme alışkanlığı da kazandırılmalıdır.
 



* Servis yapıldıktan sonra servis kabı sofradan kaldırılmalı
 



*  Yemek bitince sofradan kalkılmalı
 



* Televizyon ve bilgisayar başında geçirilen süre kısıtlanmalı, çocukların ilgisini çekecek basketbol, voleybol gibi aktivitelere yönlendirilmelidir.
 



* Beden eğitimi dersleri özendirilmeli ve artırılmalıdır.
 



* Çocuklar erken yaşlardan itibaren anne ve babalarının beslenme tarzını taklit ettiğinden, ebeveynler olarak iyi örnek olunmalıdır.




merve_tigli_1.jpgMerve Tığlı hakkında:
İş hayatına GENAR ENSTİTÜSÜ'nde başlayan ve 1,5 yıl süresince nutrigenetik alanında çalışıp aynı zamanda özel bir kurumda beslenme danışmanlığı yapan Merve Tığlı, Ocak 2009 itibariyle REFORM BESLENME EĞİTİMİ ve DANIŞMANLIK ekibine katılmıştır , halen aynı merkezde beslenme danışmanlığı görevini sürdürmektedir.Ayrıca çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde yazılar yazmakta ve ziyaretçilerin sorularını yanıtlamakta olup, kurumsal beslenme danışmanlığı yapmaktadır. İş hayatının yanı sıra Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Diyetetik Ana Bilim Dalı lisans üstü programında uzmanlık eğitimine devam etmektedir.




Elif DEMİRTAŞ / ProSağlık

e.demirtass@hotmail.com



Gönderen Unknown

Yapılan bilimsel çalışmalara göre obezite kız çocuklarında erken ergenliğe neden oluyor.



Obezite başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Obezite, alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda vücut yağ oranının artmasıyla ortaya çıkıyor. Bilimsel araştırmalara göre ABD’de çocuk ve adolesanlarda obezite oranı yüzde 25-30, Türkiye’de ise yüzde 15-25 oranında.

Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz, anne veya babadan birinin obez olması halinde çocukta yüzde 40, her iki evebeynin de obez olması halinde ise yüzde 80 oranında obezite görüldüğünü ifade ediyor. Prof. Semiz, bilimsel çalışmalara göre obezitenin kız çocuklarında erken ergenliğe neden olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Serap Semiz, obezite hakkında sık soruları soruları şöyle yanıtlıyor:

- Çocuklarda ve gençlerde obezitenin nedenleri nelerdir?

Obezite vücut yağ oranının artması demek. En kolay ve doğru belirleme yöntemi ise kilonun boyun metre cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilen vücut kitle indeksi (VKİ) değerleri.  VKİ yaşa ve cinsiyete göre elde edilmiş olan, toplumun kendi referans değerleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmeli. Çoğunlukla alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda enerji fazlalığı sonucu oluşan obeziteler karşımıza çıkıyor. Biz bunlara basit obezite diyoruz. Obezite çok küçük bir grupta tiroid bezi tembelliği, insülin direnci, böbrek üstü bezi hormonu olan kortizol fazlalığı gibi hormonal nedenlere ve nadiren  iştah merkeziyle ilgili genetik bozukluklara bağlı olabiliyor.

- Obezite son yıllarda neden artış gösterdi?

Çocukluk çağı obezitesi son yıllarda çok hızlı arttı. Önce gelişmiş ülkelerde ortaya çıktı. Daha sonra gelişmekte olan ülkelerin de sorunu haline geldi. Genetik nedenler yanında,  yaşam tarzı değişiklikleri, çevresel faktörler bu artıştan sorumlu olarak görülüyor. Teknolojinin gelişmesiyle  uzaktan kumandalı cihazların kullanımındaki artış, asansör kullanımı, şehir hayatı, servis kullanımı, yarışmaya dayalı sınav sistemi, dersane-okul temposunun yoğunluğu gibi bir çok neden var. Yeme düzeninde değişiklikler, hızlı tüketilen yüksek kalorili yiyeceklere ilginin fazla olması, ayaküstü atıştırmanın artması, çalışan annelerin hazır yiyeceklerle çocuklarını beslemesi gibi nedenlerle obezite arttı.

- Obezitede genetiğin rolü var mıdır?

Genetik faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor, anne ve babası obez olan ailelerin çocuklarının da obez olması, obezitenin gelişmesinde genetiğin rolü olduğunu da gösteriyor. Eğer anne ve baba obezse çocuk yüzde 40 olasılıkla obez, her iki ebeveynin de obez olması halinde yüzde 80 olasılıkla obez oluyor. Evlat edinilen çocukların kilolarının biyolojik anne ve babalarına benzediği raporlanmış.  Doğum öncesine ait durumlar, örneğin iri ya da  düşük doğum tartılı olmak, diyabetik anne bebeği olmak gibi nedenler de obezite de etkili rol oynuyor.

- Obezitenin yarattığı sorunlar nelerdir?

Obezite başlı başına çocuğun psiko-sosyal durumunu etkileyen bir sorun. Görünümü açısından ve performans gerektiren toplu faaliyetlere uyum sorunu açısından çocukta sosyal izolasyona sebep olabiliyor. Bu yüzden arkadaşları tarafından dışlanabiliyor. Obezitenin devam etmesi durumunda daha sonra ortaya çıkabilecek bazı sağlık sorunları var, bunların başında tip 2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi (kan yağlarında yükseklik), uyku apneleri, ortopedik problemler, insülin direnci geliyor. Kızlarda vücut yağlanmasının artışı leptin hormonunun artışına, bunun da ergenliği tetiklemesine neden oluyor. Aksine erkeklerde ergenlik gecikebiliyor.  Kızlarda erken ergenlik olunca 8 yaşından önce meme gelişimi başlıyor, 10 yaşından önce adet görülüyor.

- Obezitenin tedavisi nasıl yapılmalı?

Çocukluk çağı obezitesinde belli özel durumlar dışında ilaç tedavisi kullanılmıyor. Sadece yaşam tarzı değişikliği öneriyoruz. Grup sporlarını önermiyoruz. Kondisyonu düşük olan obez çocuğun yüksek volümlü egzersiz yapması zaten zor. Dolayısıyla önce genel yaşam içindeki hareketliliği artırmak, asansör kullanımını engellemek, toplu taşımayı daha az kullanmak, televizyon bilgisayar başında daha az oturmak ve hatta iki saatten aza indirmek gibi genel yaşam içindeki hareketi artırmak gerekiyor. Hoşlandığı bir spora da çocuğu yönlendirmek gerekiyor. Bunlar,  ip atlama, yürüyüş, yüzme, aerobik, dans, bisiklete binmek gibi basit egzersiz türleri olabilir.

- Obez çocuklara diyet yaptırılmalı mı?

Çocukların yanında çok fazla diyet sözünü kullanmamak lazım. Sağlıklı beslenme biçimi diye konuşmalıyız, önerilerimizi de bunun için yapmalıyız. Şok diyetleri çocuklarda asla kullanmamak gerekiyor. Yüksek kalori ve yağ içeren besinleri kısıtlayarak, sebze, meyve, baklagilin yeteri kadar bulunduğu protein, yağ ve karbonhidratın dengeli olduğu bir beslenme biçimini benimsetmek gerekiyor. Beslenme biçimi çocuğun büyümesini engellemeyecek biçimde günlük yeterli kalorinin alınabildiği, ara ve ana öğünlerden oluşmalı.  Ailenin marketlerden alınan meyve suyu, kola, çikolata, gofret, cips gibi kolay tüketilen yiyecekleri evde bulundurmaması, okul yemekleri ve kantinlerde satılan ürünlerin de bu bilinçle tüketilmesi gerekli. Aile psikolojik olarak çocuğunu desteklemeli yeme biçimi ve genel hareketlilik ve spor konusunda benzer davranış biçimi ile çocuğuna örnek olmalı. 



Gönderen Unknown

Ağzınızın kötü koktuğunu nasıl anlarsınız? En kolay yolu parmağınızla dilinizin arka kısmından tükürük alın ve elinizin üst kısmına koyarak bir dakika kadar bekleyin ve ardından elinizi koklayın. Eğer ağız kokusundan şikayetçi iseniz işte size ağız kokusu



Ağzınızın kötü koktuğunu nasıl anlarsınız? En kolay yolu parmağınızla dilinizin arka kısmından tükürük alın ve elinizin üst kısmına koyarak bir dakika kadar bekleyin ve ardından elinizi koklayın. Eğer ağız kokusundan şikayetçi iseniz işte size ağız kokusundan kurtulmanıza yardımcı olacak 10 tavsiye.



 



1- Dişlerinizi ve dilinizi günde iki defa fırçalayın: Dişlerinizi fırçalarken dilinizi de fırçalamayı unutmayın. Dilinizi fırçalayarak ağız kokusuna neden olan bakterilerden kurtulabilirsiniz.



2- Günde en az bir kere dişlerinizi diş ipi ile temizleyin: Diş ipi yaparak dişlerinizin arasında kalan yemek artıklarından daha kolay kurtulursunuz. Bu sayede ağızda bakteri oluşumunu engelleyerek kötü ağız kokusundan kurtulabilirsiniz.



3- Gargara yapın: Ağzınızda aşırı plak oluşumu varsa günde mutlaka en az bir kere gargara yapmanız gerekir.



4- Florür içeren diş macunları kullanın: Florürlü diş macunları diş çürüklerinin önüne geçerek ağız kokusunun da ortadan kalkmasına yardımcı olur.



5- Bol bol su için: Su azlığı ağız kuruluğuna neden olarak ağız kokusuna davetiye çıkarır.



6- Midenize dikkat edin: Mide asidi kötü ağız kokusuna neden olabilir. Bu nedenle mide asidinin açığa çıkmasına neden olan mide rahatsızlıklarına karşı kendinizi koruyun.



7- Sinüslerinizi kontrol edin: Sinüs iltihabı ağız kokusuna neden olabilir.



8- Yoğurt yiyin: Yoğurt ağızda iyi bakterilerin oluşmasını sağlar. Bu sayede ağız daha sağlıklı hale gelir.



9- Xylitol içeren sakız çiğneyin: Sakız çiğnemek ağzın daha fazla tükürük salgılamasını sağlar. Böylece ağız kuruluğu ortadan kalkar ve ağızdaki bakteriler yıkanmış olur.



10- Düzenli olarak diş hekiminize gidin: Sağlıklı bir ağız için her altı ayda bir doktor muayenesinden geçmek gerekir.



Bu yöntemler ağız kokunuzun durmasına yardımcı olmazsa mutlaka bir diş hekimine danışınız. Bazı durumlarda ağız kokusu kronik bronşit, diyabet, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları gibi ciddi sorunların habercisi olabilir.


Gönderen Unknown

Hamilelik dönemi diş sağlığı ile ilgili her duyduğunuza inanmayın! Pudra.com, kulaktan dolma bilgilerin hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu açıklıyor...



Hamilelik döneminde çoğu kişi ağız ve diş sağlığı hakkında kulaktan dolma bilgilerle dental tedaviler için yanlış kararlar alabiliyor. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, anne adaylarının bu dönemde duyduklarının hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış bilgiler olduğunu açıklıyor...

Her hamilelikte bir diş kaybedilir: YANLIŞ
Halk arasında ‘Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı’ şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: DOĞRU
Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ila 1500 mg kalsiyum alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir yeterli ağız-diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: YANLIŞ
Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir: DOĞRU
Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.



 



hamile.jpg



Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: YANLIŞ
Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk kız, ekşi gıdalar yenirse erkek olur: YANLIŞ
Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: YANLIŞ
Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.



 



hamile_1.jpg



Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: DOĞRU
Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: YANLIŞ
Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: YANLIŞ
Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve diş eti hassasiyetini azaltır.

Çağdaş Kışlaoğlu
Diş Hekimi



Gönderen Unknown

Çocukların yüzde 94'ü, büyüklerin de yüzde 74'ü diş hekiminden korkuyor.



Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nurselen Toygar, diş hekimliği korkusunun yaş sınırı tanımadığını belirterek, "Çocukların yüzde 94’ü, büyüklerin de yüzde 74’ü diş hekiminden korkuyor" dedi.

Prof. Dr. Toygar,  yaptığı açıklamada, fakülte olarak özellikle çocuklarda sağlıklı diş bilincini oluşturmak için eğitim faaliyetleri gerçekleştirdiklerini anlattı.

Bu eğitimleri büyüklere de uygulayacaklarını kaydeden Prof. Dr. Toygar, diş sağlığının küçük yaşlarda kazanılması gereken bir şey olduğunu, bu nedenle  özellikle küçük yaştakilere sağlıklı dişlerin önemini anlattıklarını kaydetti.

Yenilen besinlerin ardından diş fırçalama alışkanlığının olmaması nedeniyle birçok dişin kaybedildiğini, çocuklara günde en az 2 kez dişlerini fırçalamaları gerektiğini öğretmeye çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Toygar, "Diş hekiminden korkmayan çocuk, büyük yoktur. Yaptığımız çalışmalarda çocukların yüzde 94’ü, büyüklerin de yüzde 74’ünün diş hekiminden korktuğunu belirledik. Amacımız çocukların ve yetişkinlerin diş hekimi korkusunu yenmek ve diş sağlığı için hekime başvurmak" diye konuştu.

-"ÇÜRÜKLE SAĞLAM ARASINDA FARK VAR"-

Yaptıkları interaktif uygulamada diş sağlığının çocuklara daha iyi anlatılabilmesi için çizgi film karakterlerinden yararlandıklarını ifade eden
 Prof. Dr. Toygar, şöyle konuştu:

"Özellikle çocukların diş hekimi korkusunu yenmek için Ceza’nın ’Fark Var’ parçasından esinlenerek hazırladığımız ’Çürükle Sağlam Arasında Fark Var’ parçasını çocuklara dinletiyoruz. Çocuklara dişlerini nasıl temizleyeceklerini anlatıyoruz. Diş fırçası olmayan çocuklar var, onlara diş fırçası, diş macunu veriyoruz. Şekersiz sakız çiğnemelerini öneriyoruz. Bunun hem çenemizin gelişmesine, hem de dişlerimizin temizlenmesine etkisinin olduğunu anlatıyoruz. Kesici dişlerin besinleri kesmeye, köpek dişlerinin koparmaya, azı dişlerinin ise yiyecekleri çiğneyip ufalamaya yaradığını, bunların çürüyüp yok olması halinde ne kadar zorluk çekileceğini anlatıyoruz."

-ÇÜRÜK DİŞ BÜTÜN VÜCUDA ZARAR VERİYOR-

Dişlerin fırçalanmaması halinde diş aralarında biriken bakterilerin zamanla çürüğe neden olduğunu, bunun da vücudun birçok organına çeşitli zararlar verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Toygar, "Çürük diş, kalbi, mideyi, böbrekleri ve daha birçok organı olumsuz yönde etkiliyor. Sabah kahvaltısından sonra ve akşam uyumadan önce mutlaka günde iki kez dişlerimizi fırçalamalıyız" dedi.

Prof. Dr. Toygar, diş sağlığı bilincinin ve diş hekimliği korkusunun yenilmesi için büyüklere de çeşitli eğitimler vermeye hazırlandıklarını sözlerine ekledi.




Milliyet Sağlık



Gönderen Unknown

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Ergenlik SivilceleriGeç başlayan akneler’in özellikle kadınların korkulu rüyası olduğuna dikkat çeken Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan uyarıyor:
Akne, uzun süreli ve sabır isteyen bir tedavi süreci gerektirir. İlaçlar aknelerin şiddetine ve nedenine göre düzenlenir. Aknelerden kalan izler ise cilt soyma işlemi yani peeling’le silinir. Peeling işlemi sonrasında akne izleri azalırken, aynı zamanda cildiniz solgun görünümden kurtulur, daha parlak ve sağlıklı bir görünüm kazanır

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; ergenlik sonrası başlayan akneler, neden geliştikleri ve nasıl tedavi edildikleri konusunda bilgiler verdi:

Akne yani halk arasındaki söylenişiyle sivilce; ergenlik çağının doğal bir sorunu gibi düşünülse de aslında ergenlik sonrasında da ortaya çıkabilir ve hayli baş ağrıtabilir! Nitekim son yıllarda cilt hastalıkları hekimlerine ergenlik sonrası başlayan akne nedeniyle başvuran hasta sayısı giderek artmaktadır. Ergenlik akneleri, bazen ileri yaşlara kadar devam ederken, 20’li yaşların ortasında ani başlayan akne şikayetleriyle de karşılaşılabiliyor. Dermatologlar bu tip akneleri ‘geç başlangıçlı akne’ olarak kabul etmektedir.

Geç başlayan akneler, kadın hastalarda daha sık görülür. Çoğunlukla derin yerleşimli ve ağrılı nodüller şeklinde kendilerini belli ederler. Genellikle ağız çevresi, yanaklar, çene altı ve boyunda yerleşir. Geç başlayan aknelerin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Hormonal bozukluklar, yanlış kullanılan kozmetikler, stres, gıdalar ve bazı ilaçlar, aknelerin ortaya çıkmasına neden olabilecek sebeplerdir.

Su Bazlı Kozmetikler Kullanın

Ani başlangıçlı akne, bazen hormonal bir bozukluğun bulgusu olabilir. Özellikle geç ortaya çıkan akneleri olan kadın hastalarda, yumurtalık, böbrek üstü bezi ve tiroit bezi hastalıkları buna sebebiyet verebilir. Bazen kullanılan bazı ilaçlar (steroidler, sadece progesteron içeren doğum kontrol hapları, bazı psikiyatrik ilaçlar), cildin yağ dengesini bozarak geç başlayan akne gelişmesine neden olabilir.

Kozmetikler de geç başlangıçlı aknelerin oluşmasına neden olabilecek bir diğer sebeptir. Özellikle yağlı kozmetik ürünler, gözenekleri tıkayarak, akne gelişmesine neden olmaktadır. Yağlı saç kozmetikleri; saçlarda ve alın hattında akne gelişmesine sebebiyet verebilir. Akneli cilde sahip olan kişilerin yağsız, su bazlı, non-komedojenik ibaresi bulunan kozmetik ürünleri tercih etmeleri gerekir. Makyaj mümkün olduğunca az yapılmalı, gece yatmadan önce çıkarılmalıdır.

Sivilce İzlerini Peeling’le Silin

Aknelerin sıkılması, o bölgelerde leke ve iz kalmasına neden olabilir. Lekelerin ve izlerin düzelmesi, aknelere göre çok daha zordur. Akne izleri iki çeşittir. Hipertrofik skar dediğimiz akne izleri; deride kaşıntılı, kırmızı ve deri yüzeyinden kabarık lezyonlar şeklinde görülür. Deriden çökük, çukur şeklindeki akne izleri ise atrofik skar olarak isimlendirilir.

Cilt soyma işlemi (peeling); akne izlerinin silinmesinde uygulanan etkili bir yöntemdir. İzin derinliğine göre yüzeysel ya da derin peeling işlemi yapılır. Meyve asitleriyle yapılan peeling yüzeysel akne izlerinde tercih edilir. Daha derin izlerde orta peeling işlemi faydalıdır. Yara iyileşme süresi yüzeysel peeling yöntemine göre daha uzundur.  Kişinin peeling sonrası güneşten kaçınması gerekir. Üçer haftalık ara periyotlarda meyve asitli peeling işlemi tekrarlanır. Daha derin izlerde uygulanan orta peeling işlemi altı ayda bir tekrarlanabilir. Peeling işlemi sonrası akne izlerinde azalmanın yanında ciltte parlak bir görünüm kazanılmış ve aknelerden kalan lekelerde de hafifleme sağlanmış olur.

Aknenin Şiddetine Göre İlaç

Akne, uzun süreli tedavi gerektiren bir hastalıktır. Kullanılacak ilaçlar aknenin şiddetine göre düzenlenir. İlaçlar etkisini en erken 2-3 ay sonra göstermeye başlar, bu yüzden hastaların bu konuda sabırlı olması gerekir. Hafif şiddetteki akneler dıştan sürülen antibiyotik içeren kremlerle tedavi edilirken, orta şiddetteki akneler ise ağızdan kullanılan antibiyotikler ve hormon dengesini düzenleyici özelliği olan doğum kontrol hapları önerilir. Özellikle mens (adet) dönemlerinde aknelerinde artma tarif eden hastalarda doğum kontrol hapları en etkili tedavi seçeneğidir.

Şiddetli aknelerde ise yüksek doz A vitamini tedavisi önerilir. Bu tedavi, gebe kalma riski olan kadın hastalarda önerilmez. Dermatoloji uzmanının kontrolünde tedavi yapılmalıdır. Periyodik kan tetkikleriyle ilaç dozu düzenlenmektedir.

Akneleri Sıkmayın: Kesinlikle aknelerinizi sıkmayın! Aknelerin sıkılması, o bölgelerde leke ve iz kalmasına neden olacaktır.

Makyajla Uyumayın: Mümkün olduğunca az makyaj yapın, gece yatmadan önce mutlaka temizleyin.

Hormonlarınıza Baktırın: Akne şikayetlerine ilaveten adette düzensizlik ve tüylenme artışı yakınmanız varsa, hormonal kökenli akneleriniz olabileceğini unutmayın.

Tonik Kullanın: Cildinizi akneli ciltler için uygun olan temizleyicilerle günde iki defa temizleyin. Cildi çok yağlı olanlar, temizlemenin ardından,  yağlanma baskılayıcı özelliği olan toniklerle tedaviyi devam ettirmeli.

Yediklerinize Dikkat Edin: Beslenmenize dikkat edin! Gıdalar aknenin tek nedeni olmasa da akneyi alevlendirici sebep olabilmektedir. Akneli hastalar yüksek glisemik indeksli gıdalardan uzak durup, düşük glisemik indeksli gıdaları tercih etmeli.

Doğru Yağı Kullanın: Omega 3, omega 6 tüketimini arttırın. Balık, yeşil yapraklı sebzeler, soya yağı, deniz ürünleri bu açıdan yoğun gıdalardır.

Yağlı Sütten Uzak Durun: Akne üzerinde diğer etkili olan gıda çeşidi yağlı süt ürünleridir. Yağlı süt ürünleri hormon içeriklerinden dolayı akneleri alevlendirebilir.  Süt ürünlerinin yarım yağlı olanlarını tüketmeye özen gösterin.

Şüpheli Gıdaları Kesin: Şüpheli gıdalarla aknelerinde artma tarif eden hastalar o gıdalardan uzak durmalı.
Gönderen Unknown