Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
İnsülin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsülin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2013 Pazartesi

Pankreas Kanseri Belirtisi Evreleri Bulguları ve Tedavisi
Pankreas Nedir?

Pankreas karın bölgemizde midenin arka bölümünde yer alan yumuşak yapılı ve yassı uzun bir organımızdır. Başlıca görevi sindirim enzimlerini (lipaz, amilaz, tripsin, kimotripsin vb.) ve özellikle vücuttaki şeker metabolizmasını düzenleyen insülin ve glukagon gibi bazı hormonları salgılamaktır ve yaşam için elzem bir organdır.

Normalde vücuttaki hücreler düzenli bir şekilde bölünerek çoğalır ve zamanı gelince de ölürler. Eğer hücreler kontrolsüz bir biçimde bölünmeye devam eder ve ihtiyac duyulmayan dokular oluşursa bu dokuların oluşturduğu kitlelere tümör denir. Vücutta oluşan tümörler habis (malign) veya selim (benign) karakterde olabilirler. Kanser terimi habis tümörler için kullanılır. Habis tümörler bulundukları bölgedeki yakın organlara ve kan ve lenf yoluyla da uzak organlara sıçrayabilirler ve bu durum metastaz olarak adlandırılır. Pankreas kanserinde de pankreas içindeki kanalları döşeyen hücrelerden kaynaklanan bir tümör gelişimi söz konusudur. Bu tür tümörler pankreasın eksokrin tümörleri olarak adlandırılırlar. Bunlar arasında en sık görülenler pankreasın adenokanserleridir. Pankreasın daha nadir görülen tümör cinsleri pankreastaki hormon salgılayan hücrelerden kaynaklanan tümörler ve pankreasdaki kistik yapılardan kaynaklanan tümörledir. Bu guruptaki tümörler nöroendokrin tümörler ve kistadenokarsinomlar olarak adlandırılırlar ve nisbeten daha iyi bir gidiş gösterirler. Pankreas kanseri ölümcül kanserler arasında 4. Sırada yer alır.



Pankreas kanserine ne neden olur?

Pankreas kanserinin nedeni kesin olarak bilinmekle birlikte hastalığın oluşmasına yol açtığı düşünülen bazı risk faktörleri belirlenmiştir ;

- 40 veya üzerinde olmak

- Erkek cinsiyet

- Sigara kullanmak

- Şeker hastalığı

- Kronik pankreatit (genellikle alkole bağlıdır) , herediter pankreatit,

- Ailenin veya kişinin geçmişinde bazı kolon polip tiplerin veya kolon kanserin bulunması (FAP- Ailevi kalın barsak polipozisi, ailevi nonpolipöz kolon kanser sendromu vb.).

- Aile geçmişinde pankreas kanserin bulunması

- Yağ oranı yüksek gıdalarla beslenme (?)

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Pankreas kanserinin erken evrelerinde genellikle hiçbir belirti görülmez. Hastalığa ait bulgular (semptomlar) ortaya çıktığında çoğunlukla tümör ileri bir evreye ulaşmış ve pankreas çevresindeki dokulara ulaşmıştır. Semptomlar, tümörün yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişir ;

- İştahsızlık

- Nedeni açıklanamayan kilo kaybı

- Üst karında hissedilen ve bazen sırta vurabilen ağrı

- Bulantı

- Depresyon,halsizlik, çabuk yorulma

- Sarılık (Tümörün safra yollarını tıkaması sonucunda ortaya çıkar, bu taktirde göz aklarında sararma, idrarda koyulaşma ve dışkı renginde açılma olur)

Hastalıkta görülebilecek belirtiler pankreas kanseri dışında başka hastalıklarda da görülebilirler. Bu nedenle bu tür yakınmaları olan kişiler bir doktora görünmelidirler.

Pankreas kanserinin nedenleri kesin olarak bilinmediğinden ve hastalık erken evrede herhangi bir belirti vermediğinden önlem almak zordur. Ailevi ya da genetik yatkınlıktan dolayı pankreas kanseri yönünden artmış bir riske sahipseniz doktorunuzun yardımıyla düzenli aralarla yapılacak tetkiklerle erken teşhis koymak mümkündür.

TEŞHİS

Pankreas kanserinin teşhisinde doktorun bu hastalığın varlığından şüphelenmesi ve gerekli tetkikleri istemesi önemlidir. Bu amaçla aşağıdaki incelemeler yapılabilir;

Batın ultrasonografisi: İyi yapılmış bir ultrasonografi pankreas kanserinin erken teşhisinde yardımcıdır ve daha ileri düzeydeki incelemelerin yapılması konusunda karar verilmesine yardımcı olur. Ultrasonografinin iyi bir yanı radyasyon içermemesidir.

Bilgisayarlı tomografi (BT):

Karın içerisindeki yapıların ve özellikle pankreasın daha ayrıntılı bir şekilde ve ince kesitler halinde incelenmesini sağlar. Radyasyon içermesi ve nisbeten pahalı oluşu dezavantaj oluşturmakla birlikte pankreas tümörü varlığından şüphelenildiğinde mutlaka yapılması gereken bir inceleme yöntemidir. .

Manyetik rezonan görüntüleme( MRI):

Manyetik dalgalar yardımı ile karın içindeki yapılar BT dekine benzer bir şekilde incelenir. Radyasyon içememesi önemli bir üstünlüğüdür.

ERCP (Endoscopic retrograde cholangiopancreatography):

Endoskopik yöntemle pankreas kanalına kontrast madde verilerek pankreas kanalı görüntülenir. ERCP teşhisten çok pankreastaki tümörün safra yollarına bası yaparak tıkaması sonrasında oluşan sarılığın tedavi edilmesi amacıyla kullanılan bir yöntemdir (Bkz. Endoskopi- ERCP).

Tümör dokusundan örnek alınması (Biyopsi):

Pankreasta bir kitle tesbit edildiğinde kesin tanı ve tümör cinsinin anlaşılması amacıyla doku örneği alınması gerekir. Bu aynı zamanda daha sonra uygulanacak olan ilaç tedavisinin seçiminde de yardımcı olur.

Kan testleri:

Pankreas kanserinde de diğer bazı kanser çeşitlerinde olduğu gibi kanda tümör belirteçleri (tumor marker) olarak adlandırılan birtakım maddelerin arttığı saptanabilir. Bu maddeler genellikle tümörün kendisi tarafından oluşturulabildiği gibi bazen vücut tarafından da oluşturulabilir.

Pankreas kanserinde yükselen tümör belirteçleri CEA (carcino embrionic antigen) ve CA 19-9 (Carcinom antigen 19-9) dur. Bu maddeler pankreas kanseri için spesifik olmayıp sindirim sisteminin diğer kanserlerinde, safra yolları hastalıklarında ve pankreasın bazı selim hastalıklarında da yüksek bulunabilir. Tümör belirteçleri tanıdan çok tedaviye alınan cevabın değerlendirilmesi ve hastanın tedavi sonrasında izlenmesi amacıyla kullanılırlar.

EVRELEME

Pankreas kanseri tedavisinde uygun yaklaşımı saptamak amacıyla öncelikle tümör evrelemesinin yapılması (Tümörün ne kadar büyüdüğünün ve komşu ve uzak organlara yayılım derecesinin saptanması) gerekir. Çünkü pankreas kanser tedavisinde uygulanacak tedavi yöntemleri kanserin evresine bağlı olarak değişir.

pankreas_tnm2

Evre 1: Tümör pankreas dışına sıçramamıştır

Evre 2: Tümör pankreasın sınırları dışına çıkmış, komşu dokulara, organlara ve lenf düğümlerine sıçramıştır.

Evre 3: Tümör pankreas dışına, yanındaki dokulara, organlara ve lenf düğümlerine sıçramış, pankreasın etrafındaki büyük kan damarlarına da yayılmıştır.

Evre 4: Pankreasın dışına, karaciğer gibi uzak yerlere sıçramıştır.

TEDAVİ

Cerrahi tedavi:

Kanserli tümör, tümöre komşu dokular ve yakındaki lenf düğümleri çıkarılır. Whipple ameliyatı olarak adlandırılan cerrahi yöntemde pankreas, midenin bir kısmı, onikiparmak barsağı ve etrafındaki dokular alınır. Bazen asıl tümör kitlesi çıkarılamasa da kanserin yol açtığı kusma, sarılık vb. durumların ortadan kaldırılması için cerrahi tedavi uygulanması gerekebilir.

Radyoterapi:

Radyasyon ile tümör hücrelerinin öldürülmesine ve tümörün küçültülmesine çalışılır. Cerrahi girişim öncesinde veya sonrasında uygulanabilir. Vücut dışından uygulanabileceği gibi bazen tümör yakınına koyulan radyoaktif çekirdeklerle vücut içinden de yapılabilir.

Kemoterapi :

Burada ilaçlar ile kanser hücrelerinin öldürülmesi veya çoğalımlarının durdurulmasına çalışılır. Cerrahi tedavi şansı olan hastalarda kemoterapi cerrahi tedavi öncesinde veya sonrasında verilebilir. Cerrahi tedavi şansı olmayan hastalarda günümüzde tek geçerli tedavi şansı kemoterapidir. Kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulandığında daha iyi sonuç alınabilir.

whipple

Pankreas kanserinde cerrahi tedavi (Whipple prosedürü)

Biyolojik Tedavi (Biyoterapi – İmmunoterapi ):

İmmunoterapi olarak da bilinen biyolojik terapide, bağışıklık sistemi ( vücudun kendi koruma mekanizmaları) kanserle savaşır. Bağışıklık sistemin yeterli çalışmaması durumunda kanser oluşumunun kolaylaştığı bilinmektedir. Biyoterapi ile vücudun bağışıklık sistemi onarılır, uyarılır ya da kuvvetlendirilir. Biyoterapi tek başına uygulanabileceği gibi cerrahi tedavi, radyoterapi ve kemoterapi ile beraber de uygulanabilir. Bu şekilde tedaviye bağlı yan etkilerin azalması da sağlanmış olur.

Biyoterapi ile,

- Kanser oluşum süreci durdurulur, kontrol edilir ya da bastırılır

- Kanser hücreleri bağışıklık sistemimiz tarafından daha kolay farkedilir hale getirilir.

- T-hücreleri, NK-hücreleri ve makrofajları gibi bağışıklık sistemi hücrelerinin öldürme gücü artırılır

- Normal bir hücreyi kanser hücresine dönüştüren sürec durdurulur ya da geri döndürülür

- Vücudun, tedavi süreci içinde ölen ya da hasarlanan hücrelerinin yerine yeni hücre üretmesi hızlandırılır.

- Kanser hücrelerinin vücudun başka yerlerine sıçraması engellenir.

Biyolojik tedavi yöntemleri:

İnterferonlar

İnterferonlar vücut tarafından enfeksiyon durumunda üretilir. İnterferonlar hem enfeksiyon oluşturan yabancı maddelerle hem de kanser hücreleri ile savaşır.

Monoklonal Antikorlar

Vücuttaki her hücrenin yüzeyinde kendini tanıtan proteinler vardır. Kanser hücrelerinde değişeime uğrayarak farklılaşmış olan bu proteinler bağışıklık sisteminin uyarılmasına yol açar. Bu proteinler kanser antijenleridir ve vücut onlara karşı antikor olarak adlandırılan başka proteinler üretir. Bir tane ana antikordan aynı antijene karşı sayılarca antikor klonu üretildiğinden monoklonal diye adlandırılmaktadır. Bu tedavide kanser hücrelerinden örnek alınırak kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan antijenler saptanır. Sonra bu antijenlere bağlanıp antijenin üzerinde yer aldığı hücreyi öldürecek olan antikor üretilir. Bu yöntem ile üretilen antikorlar kanser hücrelerini öldürmek için tek başına kullanılabildiği gibi tedavi veya tanıda gerekli olan maddelerin kanser hücrelerine taşınmasında da kullanılabilirler. Monoklonal antikorlar ile kemoterapötik ajanların doğruca tümör hücrelerine taşınmasımümküm olabilmektedir. Bu şekilde ilacın sağlıklı dokulara taşınma ve zarar verme oranı da azalır. Yüksek konsantrasyonda kullanılabilindiğinden etkinliği konvansiyonel kemoterapiden daha yüksektir ve yan etkileri de daha azdır. Monoklonal antikorların kanser tedavisinde kullanımı yenidir ve sadece kemoterapiye dirençli vakalarda uygulanmaktadır. Günümüzde pankreas kanserinde kullanılan monoklonal antikor ‘setuksimab’ dır. Bu ilacın içerdiği antikor kanser hücresine bağlanarak hücrenin anormal çoğalmasını ve saldırgan karakter kazanmasını engeller. Tedavinin etkinliğini değerlendirmeye yönelik çalışmalar halen sürmektedir.

Monoklonal antikorlar tanısal amacla da kullanılabilir. Antikorla birleştirilen radyoaktif maddelerin kanser hücelerine bağlanmasıyla diğer yöntemler ile görüntülenemeyen kanser hücrelerinin ve metazstazların görüntülenmesini sağlanır.



İnterlökinler, vücudun lenfositlerini (bir çeşit akyuvar) aktive eder. Yani bağışıklık sistemi için önemli olan beyaz kan hücrelerinin (akyuvarlar, lökositler) coğalımını çalışmalarını uyarırlar. Bu şekilde vücut direncinde artma sağlanır. Örneğin, IL-2, tümör hücrelerini öldüren hücreleri aktifleştirir ve bağışıklık fonksiyonun kuvvetlenmesine katkıda bulunur.

Google arama etiketleri:
[  pankreas kanseri belirtileri,  pankreas kanseri evreleri,  pankreas kanseri nedir,  ca 19-9 yükselten nedenler,  pankreas ca,  pankreasta kitle,  pankreas hastalığının belirtileri nelerdir,  pankreas vücudun neresinde,  pankreas vücudun neresinde bulunur,  pankreas hastalıkları belirtileri,  ]


Gönderen Unknown

6 Aralık 2012 Perşembe


İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. İnsülin direnci yüksek kişilerin çok hızlı kilo alıp, zor kilo verdiğine dikkat çeken Dr. Demet Özgil Yetkin, kilo aldıkça insülin direncinin arttığını, kilo verdikçe de azaldığını belirtti.

Vücut kendisi için gerekli olan enerjiyi yenilen gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar barsaklarda parçalanır, ufak şeker parçalarına dönüşür ve barsaktan emilerek kan dolaşımı yoluyla vücuda dağılır. İnsan organizması için en önemli enerji kaynaklarından birisi glukoz yani şekerdir. Vücudumuzun ana besin kaynağı olan şeker, enerji sağlayabilmek için kandan vücut hücrelerinin (kas hücreleri, yağ hücreleri ve karaciğer hücreleri) içine girmelidir.

İnsülin, midemizin altında yerleşmiş yaprak şeklinde bir organ olan pankreastan salgılanan, önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci arttıkça kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreasdan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve önce acıkma atakları olarak görülen şeker düşüklüğü (reaktif hipoglisemi) sonrasında da gizli şeker ve hatta aşikar şeker hastalığı ortaya çıkabilir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır, bu nedenle kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. İnsülin direnci yüksek kişiler çok hızlı kilo alır ve zor kilo verirler. Kilo aldıkça insülin direnci artar, kilo verdikçe azalır. İnsülin direnci olan kişilerde, yorgunluk halsizlik, hızlı kilo alma, zor kilo verme, doymama, sık acıkma, uyku basması, gün içinde acıkma atakları olması, tatlıya düşkünlük, özellikle karın çevresinde yağlanma artışı gibi belirtiler görülebilir.

Tip 2 diyabet veya gizli şekeri olan kişilerde birlikte tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, insülin hormon yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma ve şişmanlık bir arada ise bu duruma metabolik sendrom denir. Metabolik sendromu yapan etken insülin direncidir. Bel kalınlığı veya bel çevresi artmış olanlarda (şişmanlarda) bu hastalık daha fazla görülür. Birlikte karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.

Diyabet hastalığının sıklığı özellikle son yıllarda giderek artmaktadır. 10 yıl önce ülkemizdeki Diyabet sıklığı %6,7 olarak bildirilmişken yeni yayınlanan TURDEP-II (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II) sonuçları ülkemizde Diyabet sıklığının %13,7’ye çıktığını göstermektedir. Diyabet öncüsü olarak adlandırılabilen Bozulmuş Glukoz Toleransı sıklığı yine 10 yıl içinde %6,7’den %13,9’a çıkmıştır. Bu artıştaki esas nedenin obezitedeki (şişmanlıktaki) aşırı artış nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Obezite sıklığı %32’dir. Genel olarak erişkin yaşlardaki Türk toplumunun 2/3’ü kilolu veya obezdir. Bu rakamlardaki korkutucu artışın yüksek kalorili gıda alımı ve hareketsizlik gibi nedenlerden dolayı insülin direncinin hızla artmasından dolayı olduğu düşünülmektedir. Bugün için insülin direnci ile baş etmenin en etkili yollarından birisi de harcayabildiğimiz kalori ile orantılı olarak beslenmek ve uzun dönemde diyabete bile yol açabilen insülin direncinin gelişmesini önlemektir.

Özellikle günümüzde bürolarda oturarak çalışan ve egzersiz yapmaya fırsat bulamayan kişilerde insülin direnci çok sık görülmektedir, bu tabloya iş yerindeki stresi de eklediğimizde tablo neredeyse kaçınılmaz hale gelmektedir. Stres, hormonlarda bozukluk yapan ve bu nedenle kilo alınmasına neden olan bir etkendir. Yüksek insülin düzeyleri şu sıkıntılara ve şikayetlere neden olur: Sık acıkma ve dolayısıyla şekerli gıdalar yeme eğilimi artar. Konsantrasyon azalması. Sabah yorgun kalkma ve gün boyu yorgunluk hissi. Özellikle öğleden sonraları bitkinlik hali. Daha sabırsız ve öfkeli bir ruh hali. Enerji azalması, halsizlik, bitkinlik. Yemeklerden sonra uyku basması ve gün içinde uyuklamalar. Horlama ve uyku bozuklukları sıktır. Eğer bu tür yakınmalar varsa insülin direnci olma ihtimali vardır. Bu hastalığın tanısının konabilmesi için Endokrinoloji uzmanına başvurmak ve hormon testleri yaptırmak gerekir. Unutulmamalıdır ki sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yediğimiz gıdalar, egzersiz ve hormonal dengenin bir düzen içinde olması şarttır.

Gönderen Unknown

28 Ağustos 2012 Salı

Diyabet: Hastalık bazı türü nedeniyle şekillenir basınç hormonların kan şekerinizi yükseltebilir. Bu nedenle, kan şekeri seviyenizin yemek mümkün değilken bile yüce olabilir. Kan şekeri düzeyleri de kontrol etmek zorlaşabilir. kan şekeri düzeyleri yeterince yüksek bulursanız, diyabetik DKA denilen hayatı tehdit eden bir duruma yol açabilir.

Diyabetik ketoasidoz:

Diyabetik ketoacidsis (DKS) vücudunuzun ketenler denilen kan asitlerin çok yüksek seviyede üreten oluşur diyabetin ciddi komplikasyonlarından biridir.

İnsülin Pompası:

Bir insülin pompası diyabeti olan bazı insanlar tarafından kullanılan bir insülin teslim makinesi. Bir kemer üzerinde aşınmış veya poşet içinde konabilir biraz pille çalışan makine, sadece cilt altına yerleştirilen ve put olarak bantlanmış bir dar yapay tüpüne bağlı. Pompa programı kullanmak İnsanlar gün boyunca durmadan insülin teslim etmek ve kan şekeri yükselir tutuş için insülin ilave doz serbest bırakmak için.

Bir pompa İnsülin ikinci el genellikle üç / dört saat içinde kaybolur. Bir zorluk da infüzyon seti veya pompa ile oluşursa, Diyabetik ketoacidsis saat içinde genişletebilirsiniz. Sen Diyabetik ketoacidsis nedenleri ve uyarı işaretleri farkında olmalıdır. Emin kan şekerinizi yapmak gerekecektir insulin_pump her iki üç saatte bir hasta olduğunda. Sen her zaman elde edilebilecek idrar ketene test şeritleri olmalıdır. Ayrıca kan şekerinizi kontrol edilir bekleyen yüksek kan şeker tedavisi için bir şırınga ile insülin enjekte etmek gerekebilir.

İnsülin pompası kullanıcılar ile yüksek kan şeker nedenleri
:

Herhangi bir hastalık, enfeksiyon, cerrahi işlem.

İnfüzyon yerinde Hastalığı.

Karışım set çıkardı ya da bağlantısını kesti.

Fiziksel veya hareketli stres.

İnsülin hotness aşırı maruz kalmaktadır.

Biraz ilaçlar kan şekeri düzeylerini artırabilir.

Yaşlı veya insülin sona erdi. Açıldıktan sonra, insülin 30 gün için iyidir.

Karışım seti 4 gün daha uzun olmuştur.
Gönderen Unknown