Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
şeker hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeker hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2012 Pazartesi

Cambridge Üniversitesi ekibi tarafından yürütülen araştırma, kan şekeri ile kalp hastalıkları arasında bugüne kadarki en sağlam ve güvenilir bağlantıyı ortaya koyan çalışma olarak değerlendiriliyor.

5 araştırmanın sonuçlarının havuzda toplanıp değerlendirildiği çalışmaya göre, kan şekeri seviyesini düşük tutmak kişiye kalp krizinden yüzde 18, kalp damar hastalıklarından da yüzde 15 oranında fazla koruma sağlıyor.

Söz konusu avantaja standart diyabet tedavisi değil standart tedaviye oranla daha yoğun ve etkin diyabet tedavisi görenlerin sahip olduğuna dikkati çeken araştırmanın ''yoğun tedavi sırasında kullanılan ilaçlar mı yoksa bir miktar yüksek şeker mi tercih edilmeli'' sorusuna net olarak yanıt verdiği belirtiliyor.

Diyabet hastalarının şeker hastası olmayanlara göre kalp hastalıkları konusunda dezavantajlı olduğu ifade edilen açıklamada, bunun önüne geçilebilmesi için kandaki şeker düzeyinin istikrarlı şekilde standart tedavilerde öngörülen düzeyin altında tutulmasının yararlı olduğu kaydediliyor.

Şeker hastalarının, kandaki glikoz oranları kadar kolesterol seviyelerini de sürekli kontrol altında tutması gerekiyor.

İngiltere'de 33 binden fazla şeker hastası üzerinde yapılan araştırma, geniş bir zaman diliminde kandaki glikoz seviyesini tespit etmeye yarayan HbA1c testlerinin sonuçlarından elde edilen verilere dayanıyor. Sağlıklı bireylerde HbA1c yüzde 4-5 arasında seyrederken diyabet hastalarında yüzde 6.5 kabul edilebilir bir değer olarak görülüyor. Standart diyabet tedavisinde bu oranın yüzde 7.5 civarında olduğuna işaret edilen araştırmada, daha etkin tedavi uygulanan ve HbA1c seviyesini yüzde 6.6'ya düşürebilenlerin kalp damar hastalığı riskini de yüzde 20 oranında aşağı çektiği belirtiliyor.

Araştırmanın sonuçlarını kaleme alan Cambridge Üniversitesinden Prof. Dr. Kausik Ray, değerlendirmesinde şu ifadelere yer veriyor:

''Önceki araştırmalar, düşük şeker seviyesinin gerçekten hastalar için yararlı olup olmadığı konusunda açık kapı bırakıyordu. Bu alanda ek çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte bizim çalışmamız kişinin yaşam alışkanlıklarındaki değişiklik ve ilaç tedavisiyle birlikte kandaki glikoz seviyesinin düşük tutulmasının önemini ortaya koydu.''

Prof. Dr. Ray, diyabeti etkin şekilde tedavi etmenin ileride böbrek yetmezliği veya körlükle sonuçlanan ince damar zedelenmelerinin önüne geçebileceğini, şeker hastalarında en sık görülen ölüm nedeninin kalp krizi olduğunu belirtiyor.

Ray, hem hastalara hem de doktorlara diyabette kabul edilen değerlerin altına inmek için çaba sarf etmelerini önerdi.
Gönderen Unknown

1 Aralık 2012 Cumartesi

Amerikalı bilim adamları, sütteki bir maddenin diyabet riskini düşürdüğünü belirledi.

Boston daki Harvard School of Public Health de görevli bilim adamı Dariush Mozaffarian ve ekibi, 3736 kişinin katıldığı ve aslında kalp ve dolaşım bozukluklarının risk faktörlerini belirlemek için yapılan uzun dönemli araştırmayı değerlendirdi.

Bilim adamları, bu araştırmanın verilerini kullanarak katılımcıların diyabet riskini belirlemek için kan şekeri ve insülin değerlerini, ayrıca kandaki çeşitli yağ asitlerinin oranlarını analiz ettiler.

Analiz sonucunda, kandaki trans palmitoleik asit oranı yükseldikçe, kolesterol, enfeksiyon ve özellikle diyabet riskinin düştüğü tespit edildi.

Bilim adamları, trans palmitoleik asidin vücut tarafından üretilmediğini ve sadece süt ürünlerinin tüketilmesiyle alındığını vurguladılar. Ekip başkanı Mozaffarian, bu yağ asidinin tip 2 diyabet riskini yüzde 60 a kadar düşürebildiğini kaydetti.

Bundan sonraki araştırmalarda trans palmitoleik asidin ne şekilde etki ettiği ve diyabet tedavisinde nasıl kullanılacağının araştırılacağını söyleyen Mozaffarian, şimdiye kadar süt ve süt ürünlerini bolca tüketen kişilerde diyabet hastalığının çok az görüldüğünü, ancak bunun nedeninin bilinmediğini ifade etti.

Gönderen Unknown
Meyve sularının diyabet hastalarına zarar verdiğini belirten Türkiye Diyabet Vakfı'ndan Uzman Dr. Berrin Oğuzhan, "Tip 1 hastaları meyve suyu içmesin" dedi.

Havaların ısınması kişilerin beslenme alışkanlıklarına birçok değişikliğe neden oluyor. Sıcaklarla birlikte daha fazla su ihtiyacı hissedenler, hazır meyve suyu gibi içeceklere yöneliyor. Meyve sularının içinde şeker yokmuş gibi reklamının yapıldığını söyleyen Türkiye Diyabet Vakfı'ndan Uzman Dr. Berrin Oğuzhan, meyve sularının reklamlarda göründüğü kadar masum olmadığını belirtti.

FRUKTOZA DİKKAT!
Meyve suyu tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktaların bulunduğunu ifade eden Oğuzhan, "Serinlemek için genelde tercih edilen bu sularda bulunan fruktoz vücuda alındığında çok hızlı bir şekilde glikoza dönüşüp vücudun şeker değerini yükseltebiliyor" diye konuştu.

KAN ŞEKERİNİ YÜKSELTİR
Özellikle diyabet hastalarının meyve sularından uzak durmasını öneren Oğuzhan, "Bir porsiyon meyve, kan şekerinde 20-30 miligramlık bir yükselme saptanmasına neden oluyor. Bir bardak meyve suyu en az 3 - 4 porsiyon meyve suyundan yapıldığını göz önüne alırsak, bir bardak meyve suyunun kan şekerinde 80-120 miligram arasında bir yükselmeye neden olabileceğini söyleyebiliriz" dedi. Oğuzhan, özellikle tip 1 hastalarının daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

MEYVE SUYU HiÇ TÜKETMEMELİ Mİ?
Dr. Oğuzhan, meyve suyu tercih ederken yapay tatlandırıcılar yerine yüzde 100 doğal meyve sularının tercih edilmesinin daha sağlıklı olacağını vurguladı.

RAFLARDAKi DÜŞMAN!
Reklamlarda meyve sularının masummuş gibi sunulduğuna dikkat çeken Dr. Oğuzhan, meyve suyu alırken içindekiler kısmının muhakkak okunması gerektiğini vurguladı. Oğuzhan, meyve suyu kullanmadan önce doktorla görüşülmesini tavsiye ediyor.
Gönderen Unknown
Chicago Northwestern Üniversitesi Tıp Fakültesinden Dr. Richard Burt, "Tip 1 şeker hastalığı tedavisinin tarihinde ilk kez hastalar hiçbir tedavi görmeden, hiçbir ilaç kullanmadan normal kan şekeri düzeyine sahip olarak yaşadı" dedi. Brezilya nın Sao Paulo Üniversitesi nde yapılan araştırmada hastalara, kendi kanlarından elde edilen kök hücreler nakledildi. 15 kişi ile başlanan riskli deneyde hiçbir hasta ölmedi ve hayatlarını tehdit eden kalıcı bir yan etkiyle karşılaşmadı, ancak yöntem 2 hastada işe yaramadı. Tip 1 şeker hastalığı, vücudun parkreastaki insülin üreten hücreleri öldürmesi ile başlayan bir bağışıklık sistemi hastalığı. İnsülin tedavisi kan şekeri seviyesini düzenlemek için kullanılıyor.

Pankreasa saldırıyı durdurmak için

Dr. Burt, kök hücre naklinin, vücudun bağışıklık sisteminin pankreasa saldırmasını durdurmak için kullanıldığını belirtti. Araştırmaya katılan hastaların kan örneklerinden yeni kök hücreler üretildikten sonra, hastalara birkaç günlük yüksek dozlu kemoterapi uygulandı. Kemoterapi vücudun bağışıklık sistemini neredeyse tamamen etkisiz hale getirdi ve hastaların bağışıklık sisteminin, vücudunda kalan az sayıdaki insülin üreten hücreleri yok etmesi durduruldu.Bu işlemden sonra hastaya nakledilen yeni kök hücreler yeni bir sağlıklı bağışıklık sistemi oluşturuyor. Sağlıklı bağışıklık sistemi ise, artık insülin üreten hücrelere saldırmıyor.

Hastalığın ilk aşamasında uygulanmalı

Yöntemin başarılı olması için hastalığın ilk aşamalarında uygulanması gerektiği belirtildi. Hastaların hepsinin yeni şeker hastaları olduğu, insülin üreten hücrelerinin tamamen yok olmadığını belirten Burt, "zamanlama önemli, eğer uzun süre beklerseniz, vücudun kendisini tamir etme imkanı yok olmuş olur" dedi.Araştırmaya katılan hastalar 3 hafta kadar hastaneye kaldırıldı. Hastaların çoğu mide bulantısı, kusma ve saç dökülmesi gibi belirtiler gösterdi, bir hasta da zatürre oldu. Doktorların bir hastada yöntem başarısız olunca ilaç kürünü değiştirdikleri ve bu hastanın eskisinden daha fazla insülin kullanmaya başladığı, ikinci bir hastanın durumunun da eskisinden daha kötüye gittiği kaydedildi. Araştırmayı yapan ekipten Sao Paulo Üniversitesi nden Dr. Julio Voltarelli, geri kalan 13 hastanın, araştırmadan sonra "insülin almadan normal yaşamlarına devam ettiklerini" söyledi. Hastaların araştırmaya değişik zamanlarda alındıkları için insülin kullanmadan yaşamlarına devam edebildikleri sürelerin de değiştiği belirtildi. Araştırma, Brezilya Sağlık Bakanlığı, Genzyme Şirketi ve kan şekeri ölçme cihazları üreten bir şirket tarafından finanse edildi. Araştırmanın sonuçları Amerikan Tıp Derneği Dergisi nde (Journal of the American Medical Association) yayımlandı.

Miami Üniversitesi Diyabet Araştırmaları Enstitüsü nden Dr. Jay Skyler ise, araştırmanın yayımlandığı sayıdaki başyazısında "sonuçları çok heyecan verici ve şeker hastalığı alanında çok ümit verici bir dönüm noktası" olarak niteledi. Ancak bu yöntemin henüz tedavi olarak kabul edilemeyeceği, kök hücre naklinin Tip 1 şeker hastaları için standart tedavi yöntemi haline gelebilmesi için, daha büyük hasta grupları ile ve daha ayrıntılı deneyler yapılması gerektiği belirtildi. Boston daki Joslin Diyabet Merkezi nden Dr. Gordon Weir de sonuçları "etkileyici bulmakla" beraber, bu yöntemin işe yaradığını ve güvenli olduğunu söylemek için çok erken olduğunu belirterek, "insanlara bunun bir tedavi olduğunu söylemek için gerçekten çok erken" dedi. Kök hücre naklinin zararlarının, bu tür deneylere çocukların dahil edilip edilemeyeceği konusunda da şüpheler yarattığı belirtildi.

İlgilenenler için araştırmaya ait erişim bilgileri ve özeti aşağıdadır:

Autologous nonmyeloablative hematopoietic stem cell transplantation in newly diagnosed type 1 diabetes mellitus.

JAMA. 2007 Apr 11;297(14):1568-76.

Voltarelli JC, Couri CE, Stracieri AB, Oliveira MC, Moraes DA, Pieroni F, Coutinho M, Malmegrim KC, Foss-Freitas MC, Simoes BP, Foss MC, Squiers E, Burt RK.

Department of Clinical Medicine, School of Medicine of Ribeirao Preto, University of Sao Paulo, Ribeirao Preto, Brazil.

CONTEXT: Type 1 diabetes mellitus (DM) results from a cell-mediated autoimmune attack against pancreatic beta cells. Previous animal and clinical studies suggest that moderate immunosuppression in newly diagnosed type 1 DM can prevent further loss of insulin production and can reduce insulin needs. OBJECTIVE: To determine the safety and metabolic effects of high-dose immunosuppression followed by autologous nonmyeloablative hematopoietic stem cell transplantation (AHST) in newly diagnosed type 1 DM. DESIGN, SETTING, AND PARTICIPANTS: A prospective phase 1/2 study of 15 patients with type 1 DM (aged 14-31 years) diagnosed within the previous 6 weeks by clinical findings and hyperglycemia and confirmed with positive antibodies against glutamic acid decarboxylase. Enrollment was November 2003-July 2006 with observation until February 2007 at the Bone Marrow Transplantation Unit of the School of Medicine of Ribeirao Preto, Ribeirao Preto, Brazil. Patients with previous diabetic ketoacidosis were excluded after the first patient with diabetic ketoacidosis failed to benefit from AHST. Hematopoietic stem cells were mobilized with cyclophosphamide (2.0 g/m2) and granulocyte colony-stimulating factor (10 microg/kg per day) and then collected from peripheral blood by leukapheresis and cryopreserved. The cells were injected intravenously after conditioning with cyclophosphamide (200 mg/kg) and rabbit antithymocyte globulin (4.5 mg/kg). MAIN OUTCOME MEASURES: Morbidity and mortality from transplantation and temporal changes in exogenous insulin requirements (daily dose and duration of usage). Secondary end points: serum levels of hemoglobin A1c, C-peptide levels during the mixed-meal tolerance test, and anti-glutamic acid decarboxylase antibody titers measured before and at different times following AHST. RESULTS: During a 7- to 36-month follow-up (mean 18.8), 14 patients became insulin-free (1 for 35 months, 4 for at least 21 months, 7 for at least 6 months; and 2 with late response were insulin-free for 1 and 5 months, respectively). Among those, 1 patient resumed insulin use 1 year after AHST. At 6 months after AHST, mean total area under the C-peptide response curve was significantly greater than the pretreatment values, and at 12 and 24 months it did not change. Anti-glutamic acid decarboxylase antibody levels decreased after 6 months and stabilized at 12 and 24 months. Serum levels of hemoglobin A(1c) were maintained at less than 7% in 13 of 14 patients. The only acute severe adverse effect was culture-negative bilateral pneumonia in 1 patient and late endocrine dysfunction (hypothyroidism or hypogonadism) in 2 others. There was no mortality. CONCLUSIONS: High-dose immunosuppression and AHST were performed with acceptable toxicity in a small number of patients with newly diagnosed type 1 DM. With AHST, beta cell function was increased in all but 1 patient and induced prolonged insulin independence in the majority of the patients. TRIAL REGISTRATION: clinicaltrials.gov Identifier: NCT00442494.
Gönderen Unknown
Bilim adamları üzümün şeker hastalığı tedavisinde kilit rol oynadığını belirlediler.

ve diğer narenciyelerin buruk tadından elde edilen antioksidanın (naringenin) insülin hassasiyetini artırırken karaciğerin yağları parçalamasına neden olduğu ve böylece şeker hastalığı ile metabolik sendrom gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynayabileceği tespit edildi.

Kudüs Hebrew Üniversitesi ile Massachusetts Genel Hastanesi nde görevli bilim adamları, naringenin isimli bu antioksidanın nükleer reseptörler olarak bilinen ve karaciğerin yağ asitlerini parçalamasını sağlayan küçük protein ailesini harekete geçirdiğini açıkladılar.

PLoS ONE isimli online derginin bu haftaki sayısında yayınlanan çalışmaya göre, bu çalışmanın sonuçları insanlar üzerinde geliştirilirse, tip 2 şeker hastalığı ile metabolik sendrom hastalığının tedavisinde çok önemli bir unsur olabilecek.

Gönderen Unknown