Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013 Çarşamba

En İyi Kilo Kontrolü 101!
Merhaba.

Dünyada en çok ilgi duyulan konularından bir tanesi de kilo kontrolüdür herhalde. Bunu bir giriş yazısı olarak kabul ediyorum. Genel bir yazı olacak, özel noktalara ilerleyen yazılarda inerim.

 "Önce antakya biberini yiyorsunuz, ardından içinde zeytin yaprağını kaynattığınız suyu içiyorsunuz, ardından da 1,5 adana dürüm yiyorsunuz ve kilolarınızdan kurtuluyorsunuz." gibi fantastik beyanları çok fazla duyuyoruz. Neden kestirmeden çözümlere bu kadar meraklıyız acaba? Neden zamanla aldığımız kiloları vermeye kalktığımızda kısa sürede sonuç alamayınce yine eski alışkanlıklara dönüyoruz? Önceki yazımda küçük adımların büyük sonuçlara ulaşmanız konusunda yardımcı olacağını yazmıştım...


Öncelikli soru şu ki; neden kilo kontrolü denilen bir kavram var? Neden kilomuzun kontrolü kaçıyor da daha sonra geri döndürmek için çözüm yolları arıyoruz? Neden canımız gecenin 2'sinde waffle istiyor? :)

Her insan anatomik yapısı itibariyle, kas kütlesi, kemik yapısı vb. durumlardan kaynaklı "ideal" bir kiloya sahiptir. Fakat beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları yüzünden bu idealden oldukça uzaklaşıldığı da bir gerçek. Ntvmsnbc'de geçen sene yayınlanan bir haberde; Türkiye'de 10 kişiden 3'ünün (%32) obez olduğu yazıyordu. Neden ideal kilodan uzak olmak "ideal" değil?

Sağlık Riski
Aslında bu durumun görüntüden çok sağlık ile alakası var. Elbette görüntünün, kendimize olan özgüveni etkileyebileceği bir gerçek ama esas nokta sağlıktan geçiyor. National Geographic'de yayınlanan bir araştırmada şöyle bir grafik var.

Burada göze çarpan nokta, kilo arttıkça sözkonusu tüm hastalıklar için riskin de katlaya katlaya artması. Her obez kişinin diyabet olacağı elbette bir kesinlik değil ama obez kişi ideal kilolu kişiye göre 6 kat fazla risk taşıyor. Risk budur! O yüzden ideal kilo ve sağlıklı yaşam arasında ciddi bir bağlantı olduğu bir gerçek.

Nasıl kilo alıyoruz konusuna çok girmiyorum. Fotoğraf konuşsun :)
Gıdalar artık olması gereken formdan çok uzak, paketlenmiş ve sağlığa yararlılıktan uzak hale getirilmiş durumda. Süpermarketlerde taze meyve-sebze reyonunun en küçük reyonlardan biri olması ne kadar ilginçtir. 

Zannediyorum Amerika'da yapılan bir araştırma ortaya çıkarmış ki insanlar yiyecek satın alırken ilk olarak lezzetine dikkat ediyormuş. Kaç kişi markette -her şey eşit derecede zararlı/yararlı olsa- bir paket cips yerine brokoli alır? Gıda firmaları da daha çok satış yapabilmek amaçlı bu isteği dikkate alıyor ve daha lezzetli gıdalar üretmeye çalışıyor. Bir şey çok lezzetliyse çok da zararlı olması hiç dikkatinizi çekti mi? Geçen yazımda belirttiğim gibi zararlı yiyecekler bizi yediğimiz saniye öldürmediği için pek de farketmiyormuş gibi geliyor. 
  

Spor ve Kilo Kontrolü
Sporun kilo kontrolü sağlanması için tartışılmayacak faydaları var. Fakat ben spor salonuna gittiğimde ciddi kilosu olan kişilerin aynı ciddilikle spor yaptığını görüyorum. Bana göre kilo verme amacıyla spor yapılırsa sıkıntılı olacaktır. Yüksek kilolarla koştura koştura spor yapıp akabinde ağırlık kaldırmanın şahsen faydasını düşünemiyorum. Spor, egzersiz ideal kiloya yaklaştıkça yapılması faydalı olan bir eylem. Spor konusunu başka yazıda daha detaylı ele alabilirim.

Dr. Ross Walker, "Sağlığa Giden Yol" adlı kitabında şöyle diyor: "Egzersiz sizi yalnızca egzersiz yaptığınız süre için korur. Egzersizi kestikten itibaren yaklaşık altı hafta içinde faydalar yok olur." Dolayısıyla egzersiz/spor bizim hayatımızın ancak bir parçası olursa bize fayda sağlayabilir. Bir adet BigMac 480 kalori (kcal) ve bunu yakmak için kendi kiloma göre hesapladım, 6 km falan koşmam gerekiyor. Şaka mı yapıyorsunuz?

Bu kadar şey anlattın da nasıl idealime döneceğimi söylemedin diyenler için yardımcı olabilecek bir yazıyı yakın zamanda yazacağım. Genel olarak vücudun işleyişini anlatmaya çalışmak gibi bir hedefim var. 

Eğer hedefinizde sağlıklı olmak için kilo kontrolü yapmak varsa, harika. Sadece kilo kaybetme amaçlı bir şey hayal ediyorsanız, tek tavsiyem; uzunca bir süre sadece su için. :) Gerçi böyle bir şey hedeflemeden bir daha düşünün derim.

Düşüncelerimde özel olarak bir değişim olmazsa direk olarak beslenmeyle ilgili çok fazla şey söylemek veya yazı yazmak istemiyorum. Zira benim inandığım bazı düşünceler bir başkasına aynı derecede mantıklı gelmeyeceği için bu konular oldukça sıkıntı verebilecek konulardır. Sonra "vay sen bizim ekmeğimizle nasıl oynarsın" diye kafama fırıncılar federasyonundan kürek yemek istemem. :) 

Yakın gelecekte kilo kontrolü ve sağlıklı yaşamla ilgili annemin yolculuğunu röportaj tadında paylaşacağım. 

Görüşmek üzere.

Gönderen Unknown
Kilo Kontrolü Enerji Kaynakları
Merhaba.

Kilo kontrolü kavramına giriş yaptıktan sonra devamlılık olması açısından bir yazı yazmak istedim. Şu ana kadar en ilgi çeken yazı "Hayat Çemberi" konusu olmuş ki benim de hoşuma gitti bu durum. 

Bugün genel olarak enerji kaynaklarından bahsedeyim istedim. Bir şeyler yiyoruz da neden yiyoruz? Yediklerimize neler oluyor? 
Az önce yediğimiz 1,5 iskender nereye gitti? 
"Valla hiçbir şey yemiyorum yine de kilo alıyorum." 
"Su içsem yarıyor..." diyorsanız, bir bakın size yarayan nedir acaba? :)






Yediklerimizin nasıl bir düzende vücudumuzda işlediğini bilirseniz belki bir nebze fayda sağlayabilirsiniz diye düşündüm. Çoğu insanın kısmen bilgisi olduğuna eminim ama benim birebir bilgi paylaştığım, benden danışma alan kişilerin genelde pek de bilmediğini keşfettim. Tabii ki bu bir sorun değil.

Yediğimiz gıdalarda tek tek veya kombinasyon olarak üç enerji kaynağı var: Proteinler, yağlar ve karbonhidratlar. 
 
Proteinler

Röaaarr, et kokusu alıyorum... Bu yazıyı okuyan vegan ve vejetaryenler olabilir elbette. Onlar için protein kaynağı daha azalıyor maalesef. Protein en basit anlamıyla bizim yapıtaşımız. Yenildikten sonra parçalanıp aminoasitlere dönüşüyor. Kaslar, kemikler, DNA vs. hep protein içerikli. Aminoasitlerin bazılarını kendimiz üretiyoruz bazılarını dışarıdan almamız gerekiyor. Dolayısıyla bizim protein kaynaklarından bir miktar yemeye ihtiyacımız var.

Dr. Ron Rosedale'ın "The Rosedale Diet" adlı kitabında proteinle ilgili şöyle bir bilgi var: Protein vücuda alındığında eğer yeni hücre üretimi, onarım vb. yapısal faaliyetlerde kullanılmayacaksa, basit şekerlere dönüşür, kana karışıp kan şekerini yükseltir ve insülin direnci oluşmasına katkı yapar. Dolayısıyla proteini bir seferde çok almak pek mantıklı bir seçim değil. Ayrıca yüklü protein alımları (özellikle proteine yüklenen diyetler olduğu için söylüyorum), kandaki ürik asit miktarını artırıp böbreklere ciddi tahribat yapıyor.

Uzmanlar ideal kilonuz kadar gram protein tüketmemiz gerektiğini söylüyor. Sporcularda bu biraz daha artabiliyor. Her öğün içinde azar azar protein almayı ben mantıklı buluyorum. Protein kaynaklarını google'a sorabilir ve içlerinden uygun gördüklerinizi seçebilirsiniz. Ben yumurta ve tavuğun en mantıklı kaynaklar olduğunu düşünüyorum. 

Karbonhidratlar

Tatlı yiyelim tatlı konuşalım... 
Yediniz mi? Bakın bu sondu!!

İçinde karbonhidrat bulunmayan çok az şey var. O şekilde bile sınıflandırılabilir. Karbonhidrat kaynaklı bir şey yediğimizde hızla "şeker" denilen yapıtaşlarına parçalanır ve kana karışır. Vücut birinci öncelik şekeri yakmaya çalışır çünkü kandaki şeker yüksekliği ciddi bir tehlikedir. Bu tehlikeden korunmak adına vücut 2 yol izler:
1- Mevcut enerji ihtiyacı için yakmaya uğraşır.
2- Yağ dokularındaki boşluklara fazla şekeri bırakır. AHA!

Yağ dokularına gelen fazla şeker ile şeker bayramını şenliklerle kutlayan yağ hücreleri, büyür. Sonra aynada göbek, kalça bölgelerinde çıkıntılar başlar. (allah allah?) Bu böyle gider. Her fazlalık karbonhidrat kısa bir süre glikojen olarak karaciğerde depolanır, fakat yakılmazsa kaderi böyledir çünkü bizim yağ depolamak dışında uzun vadeli depolama şeklimiz yok.

2013 senesi itibariyle, tanıdığım kimse (şehir hayatının getirdikleri volume 1) yediği karbonhidratları enerji olarak kullanabilecek aksiyonda yaşamıyor. En hareketli insanın bile hareketi, yediği karbonhidratın tamamını enerji olarak kullanabilecek durumda değil. Bir de zaten yediklerimiz daha bir tatlı, pek bir leziz modda olduğu için enerjileri de yüksek oluyor. Geçen yazımda bahsetmiştim, gıda üreticilerinin bir numaraları hedefi ürettikleri ürünlerin tadının iyi olması ki bunu da karbonhidrat ile sağlamak en mantıklı yol. 

Sözün özü, yağlanma varsa aldığınız karbonhidrat seviyesini kontrol etmeniz faydalı olabilir. Ekmek vb. tahıllı ürünler (un içerikli), patates vb. nişastalar, pirinç ve makarna gibi şeyler, baklagiller, meyveler... diye giden uzun bir içerik listesine sahip. Kaynakları internetten araştırmanızı tavsiye ederim. 


Yağlar
 
Yıllarca duyduğumuz şey yağlı şeyler yemeyin oldu fakat bütün yağlar insan düşmanı değil. Beynimizin çoğu su ama kalan kısmın çoğu yağdır. Dolayısıyla yağ vücudumuzda gayet işlevselliği olan bir yapıtaşı olarak düşünebiliriz. Protein ve karbonhidrattan farkı ciddi seviyede bir enerji kaynağı olması.

Genelde kaçınılması gereken en önemli yağ çeşidir trans yağlardır. Trans yağlar sentetiktir, doğal koşullardan elde edilmez. Margarinlerde, paketli hemen hemen her şeyde vardır. Trans yağ yoktur yazısı ise tam bir şehir efsanesidir. Paketlerin üzerine içeriği belli miktarın altındaysa yoktur yazılabilmektedir. Trans yağ yoksa alıp da 6 ay sonra açtığınız paketli bisküviyi çıtır yapan sihirli formülü ben çok merak ediyorum... :)

Doymuş yağların diğer çeşidi (trans yağ da doymuş yağdır) hayvansal olanlardır ve onları da çok yüklü tüketmemek iyi bir seçim olabilir, uzmanların görüşü böyle en azından. Yağ asitlerinin bizim açımızdan en önemlileri bana göre omega 3, omega 6 ve omega 9. Sanırım bu başka bir yazının konusu olmalı. 
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWd9H0wtfNZXKrqbDItGOPa_uej7ljizMSBmQoPw1Tq1tRT5tZKvPPVPznL7LSw6TvnMHZCnQ8YnNc-48XeTklK6z4CqTYxeHXwRjZWbIRgZbh_wc3S7WchZBlHdW45dOy3HHkD1gbmWrH/s1600/Chart+Blood+Glucose+Fat+Protein+Carbohydrate.jpg
Yağlar ile karbonhidratları kıyaslarsak karbonhidratlar gazete yakmak gibi, yağlar ise kömür yakmak gibi enerji verir. Biri kısa sürede yüklü enerjidir, biri ise uzun vadede sürekli enerji kaynağı gibidir. Yukarıdaki grafik bu anlamda çok hoşuma gitti. (Ek bilgi: Fat = Yağ)
Yazıdaki amacım genel olarak enerji kaynaklarımızı anlayabilmenizi sağlamaktı. Diyet yazma amacında olmadığım için çok genel bilgi gelebilir. Düşüncem şu ki; yediğiniz şeylerle ilgili bir miktar farkındalığınız olursa araştırmaya başlayabilirsiniz. Oldukça fazla kaynak var bu konularda ama çok fazla da farklı alternatif bakış açısı var. Sizin kendi hayatınız için en iyi yapabileceğiniz şey kendinize doğru gelen bilgiyi seçmek ve onun detayını araştırmak olabilir. Ben öyle yapıyorum genel olarak. 

Aklıma iki konu gelmiş oldu bu yazı sayesinde; birincisi kilo vermeyle ilgili uygulanan yanlış şeylerden bazılarının üzerinden geçmek, ikincisi ise omega 3-6-9'u yazmak. Kısa zamanda görüşürüz.

Sevgiler.

Not: Paylaşımlar ve beğeniler için çok teşekkürler. Harikasınız. Başka insanlara fayda götürmek isteyenlerin olduğunu bilmek çok sevindirici. Facebook sayfanızda beğendiğiniz yazılarımı paylaşabilirseniz daha fazla insana ulaşırız. Yazıların altında Facebook'ta paylaşma linki oluyor veya Facebook sayfamızı takip ederek oradan paylaşabilirsiniz. Hep beraber bunu bir toplumsal fayda projesi olarak görmeyi başarırsak ne ala. Umarım mutlu insanların sayısı hep artar. :)

Gönderen Unknown
Omega 3 - 6 - 9 Besinleri ve Gıdalar
Merhaba.

Matematik sever biri olarak başlığı 12, 15, 18 diye devam ettirmek isterdim ama henüz bilim buna müsaade etmiyor.

Kilo kontrolünde enerji kaynaklarından bahsettiğim yazımda, omega 3-6-9'dan bahsedeceğimi yazmıştım. 

Bu 3 yağ asidinden omega 3 ve omega 6'yı dışarıdan vücudumuza almak zorundayız çünkü eksiklikleri problem yaratacaktır. Fakat omega 9 esansiyel yani gerekli olarak kabul edilmemektedir. 

Omega 9
Doğadaki gıda kaynaklarında bol miktarda bulunan bir yağ asididir. En bilinen kaynağı zeytinyağıdır. Tertemiz bir enerji kaynağıdır diyebilirim. Zeytinyağının oldukça fazla faydası olduğu bilinir, bu faydaları elde edebilmek adına yemeklerde kullanılmasını tavsiye edebileceğim bir yağdır.

Omega 6
 
Vücudumuza alma gerekliliği olan bir yağ asididir. Eksikliği olabileceğini hiç düşünmüyorum, yediğimiz hemen her şeyin içinde mevcut. Yemek pişirmede kullanılan yağlar (ayçiçek, mısırözü vb.), çerezler, tavuk, yumurta... Dolayısıyla alınmasıyla ilgili bir problem olmayacaktır ama birazdan yazacağım sebeplerle fazla alınması sıkıntı yaratabilir.





Omega 3

Son dönemde o kadar çok bilgi çıkıyor ki hakkında, burayı daha uzun tutmak gerekiyor. Omega 3'ün en bilinen özellikleri beyin ve kalp-damar sağlığına olan olumlu etkileri. Faydalarını yazmaya kalksam buradan Paris'e yol olur. O yüzden birkaç link paylaşacağım. (yazılar uzun değil, açıp bakın en azından :) )
Okutuyor olması
Beyin işlevleriyle ilgili bir araştırma
Hamilelerde düşükleri önleme

Omega 3 içeren kaynaklar maalesef çok sınırlı. Her ne kadar ceviz, semizotu gibi bitkisel kaynaklarda olduğu bilinse de bunlar yeterli gelecek miktarları oluşturmuyor. En sağlam kaynak derin su balıkları oluyor. (ör: Norveç Somonu)

Alaska bölgesinde Yup'i denilen insanları incelemişler ve fantastik bulgulara ulaşmışlar. Burada yaşayanların aynı oranda (ABD) obeziteye sahip olmalarına rağmen obezite yüzünden sıklıkla görülen kalp, diyabet gibi hastalıkların etkilerinin görülmediğine ulaşmışlar. Alaska bölgesinde tüketilen omega3'ün haddi hesabı yok elbette.
İngilizce bir yazı ama bakmak isteyen olursa tıklayınız.

Omega 6 / Omega 3 Oranı
 
En çok üzerinde durulan noktalardan biri bu. Kaynakların beslenmemizdeki orantısızlığı yüzünden bizde ve hemen hemen dünyanın çoğunluğunda 1 birim omega 3'e karşılık 15 ile 50 birim arasında omega 6 yeniliyor. Yani oran 15-50 arasında seyrediyor. Bu konuda bir araştırma şöyle diyor; bu oran ne kadar düşük olursa o kadar iyi. İdeal seviyenin 1 olduğunu yazıyor ve 4'ün altına indirerek kronik hastalıklarının riskini azaltabileceğimizi yazıyor.
 
Omega 3 kaynakları oldukça kısıtlı olduğundan ve biz derin su balıkları tüketen bir toplum olmadığımızdan dolayı, aslında bünyemizde ciddi bir omega3 sıkıntısı yaşanıyor. O sebeple de artık omega3 tabletleri, balık yağları vb. ürünler piyasaya çıkmaya başladı. Bu konuda nasıl bir seçim yapabilirsiniz, bunu anlatan şöyle bir yazı var.

Omega 3'ün dışarıdan kesinlikle takviye edilmesi görüşündeyim. (veya haftada 3-4 kez Norveç somonu yiyebilirsiniz!) Ben buradan marka tavsiye etmiyorum ama size tavsiyem güvenilir bir markanınkini tercih etmeniz ve balık yağı tarzı şeyler yerine direk olarak omega3 yağlarını (EPA, DHA) içeren bir ürüne bakmanız. Şahsen görüştüğüm kişilere zaten gereken tavsiyeleri yapıyorum bu konuda. :)

Gıdaları tüketirken bu noktaların da bilincinde olmak belki fark yaratabilir diye düşündüm. 

Görüşmek üzere.

Gönderen Unknown
"Sağlığa Giden Yol" ve Sağlık Planınız
Merhaba!

Bu yazımda bir kitap üzerine yazmak istedim. Beni oldukça etkilemiş kitaplardan biriydi, kitapta yazan bazı çarpıcı noktaları paylaşacağım.

sagliga-giden-yol-ross-walker 
Bu arada kitabı piyasada bulma şansı sıfıra yakın. Hepsini ben aldım, isteyene ödünç veririm. :) Basımı bitmiş olduğu için en son aramalarda ben bulamamıştım.
Kitabın yazarı olan Ross Walker, Avustralya'da ve dünyanın birçok yerinde oldukça tanınan bir kardiyoloji uzmanı tıp doktoru. 7 kitap yazmış ve hepsi çoksatanlar arasına girmiş. Alanında gerçekten başarılı bir doktor ve yazar.
"Sağlıklı kalmak istiyorsanız bir plana ihtiyacınız vardır." diye bir sözü vardır giriş bölümünde... "Altmışlarınızda veya yetmişlerinizde hatta daha ileri yaşlarda bile eğlenmeye gitmeyi planlıyor musunuz?" Güzel bir soru değil mi? İnsanların yaşam kapasitesinin aslında 120 yıl olduğu söyleniyor. 60-70 neredeyse bu potansiyelin ortaları ama çoğu insan çevresel ve kişisel tahribattan dolayı o noktaya yaklaşmayı dahi düşünemediğinden, 60-70'de artık mezar psikolojisi bünyeyi ele geçiriyor.

"Sağlıklı bir yaşam tarzı sert, zalim, neredeyse manastır yaşamı gibi değildir. Yaşam tarzı değişikliğini bu şekilde algılamak, bu tür prensipleri izlemeyi (...) çoğu insan için kabul edilmez ve ulaşılamaz konuma getirir."

Bu plan için 5 ana noktadan bahsediyor:
 
1- Beslenme: Ross Walker'ın da övdüğü beslenme tarzı "Akdeniz" tarzı beslenmedir. Şanslı olabilir miyiz? Evet. Özellikle zeytinyağı vurgusu hat safhada. Yapılan bir araştırmada Girit halkının çok düşük kalp hastalığı oranına sahip olduğu ortaya çıkmış. 
2- Egzersiz: Haftada 4-5 kez, 30'ar dakikalık aksiyon. Bunun yanında yaptığınız her şeyde harekete davetiye çıkarmanızı öneriyor. Örneğin asansör yerine merdiven kullanmak.
3- Sigara: Ross Walker içmeyin diyip geçmiş. Şahsen yorumum parayla sağlığa tahribat yapmanın ilginç olduğudur. Böyle bakabiliyorsanız tabii ki ama içenler vergiler sayesinde duble yol yapımına falan katkıda bulunuyor. :)
4- Alkol: Ross Walker'ın yalancısıyım; günde bir-iki kadeh kırmızı şarabın sağlığa çok ciddi yararı olduğunu savunuyor. 2 kat içince 2 kat fayda gelmiyormuş ama. :)
5- Stres: Bir kere de çıkmasa karşımıza? Beynimizi günlük olarak boşaltmak için yarım saat ayırmamız gerektiğini savunuyor. Meditasyon, yoga, ibadet, bir manzara izlemek vb. yollara başvurulabileceğini söylüyor.
Bu 5 noktaya odaklanıldığında ve yaşamda bir amaca sahip olduğunuzda bir plana sahip olmuş oluyorsunuz. 

Yaşam kalitesini de 5 noktada inceliyor; sağlık kalitesi, ilişki ve duyguların kalitesi, maddi kalite vb. gibi. Bu konuda yazmış olduğum Hayat Çemberi yazısına göz atarsanız aslında Ross Walker da aynı noktalardan bahsediyor.
Hoşuma giden noktalardan biri, kitapta geçmiş nesillerle şu anın arasında ciddi bir fark olduğunu vurgulaması. Atalarımızın (dedeler, nineler!) farklı ortamda, farklı yiyeceklerle yaşadığından bahsediyor ve annem, babam sigara içiyor ve 80 yaşında sapasağlamlar, o yüzden ben de içeceğim bana da bir şey olmayacak gibi bir yaklaşımla öteki tarafa tez elden ulaşabileceğinizi söylüyor.
Kitaptaki ana konulardan bir tanesi antioksidanlar. Antioksidanlardan farklı bir yazıda bahsedeceğim, şimdiden beyan etmiş olayım ki gerçekten çok çok çok önemli bir konudur. Takipte kalın. :)

Son söz Ross Walker'dan gelsin; "yaşamınızın her alanında denge anahtardır. Denge olmadan kalite yoktur." Denge noktası bu bağlamda ismen uygun olmuş. :)

Sevgiler

Gönderen Unknown
Egzersiz Yanmanın En Önemli Bazı Faydaları
Merhaba.

Egzersiz konusuna giriş yapalım istedim. Bu arada geçen 101 nedir falan gibi bir soru gelmişti, 101 genelde üniversitelerde bir alanın giriş derslerinin numarasıdır o yüzden onu kullanıyorum ki seri yapıyorum kendimce.

Egzersiz geniş bir konu olduğu için parça parça yazılar yazacağım. Egzersiz ne gibi fayda sağlar konusunu işliyorum ilk yazımda. 

Egzersiz diyince akla gelen şeylerden biri kilo vermek için yapılan aktivite, diğeri de spor salonları falan olur herhalde. Egzersiz yapmanın en önemli özelliği insan için bir biyolojik gereksinim olmasıdır. Başka bir deyişle, bizim suya ihtiyacımız olduğu gibi, harekete de ihtiyacımız var. Tabii ki vücudumuzun suya daha çok ihtiyacı olduğu için bize ihtiyaç olduğunda sinyali yolluyor fakat egzersiz yapmamanın bedelini genelde çok daha uzun vadede ödüyoruz.

Birçok araştırma gösteriyor ki düzenli egzersiz yapıyor olmak, kanserden tutun, daha iyi beyin sağlığına kadar hemen her şeyi etkiliyor. Dolayısıyla garantili fayda varken neden çoğu insan hiçbir şey yapmıyor? Ben de veremiyorum bunun cevabını. 

- Beyin: Egzersiz ile beyne daha çok kan gittiği için oradaki beslenmenin artması... Yapılan araştırmalarda egzersiz yapan ile yapmamış olan insanların yaşlılığında, ilk grubun çok daha iyi beyin fonksiyonlarına sahip olduğu ortaya çıkmış. 
- Egzersiz kemik erimesinin önlenmesi konusunda net bulgular var çünkü kemiklerin, kasların daha sağlam ve daha esnek olması gerçekten de yardımcı olacaktır.
- Daha iyi bir mod, daha çok özgüven ve daha iyi hissetme.
- Daha iyi bir sindirim sistemi.
- Daha çok kas uzun vadede eklem ağrılarını önlemede yardımcı olur.





12 haftalık spor sonunda depresyon ve gerginliğin azalışı...

- Stres azalması ki stresin neler yapabileceğinden çok az önceki yazımda bahsettim.
- Daha iyi bir dolaşım sistemi. Dolaşım sistemi sayesinde cilt sağlığı dahi pozitif etkileniyor. Ne kadar oksijen ve besin taşınır, o kadar iyiyiz. 
- Tok tutması. Bununla ilgili bir yazı (Türkçe) mevcut. Bir yazı da aynı konuyla ilgili yapılan araştırmalar sonucunda; düzenli spor yapan kadınları spor sonrası açık büfe bir yere götürdüklerinde, vücuttaki bir hormonun artışı sayesinde normalden çok daha az tüketim yaptıkları gözlenmiş. Yani spor yapmanın direk olarak kilo verdirme etkisi olmasa da "iştah"ı düzenleyerek buna yardımcı olması durumu var ki, süper. Kilo kontrolü ile ilgili ilk yazımda spor ve kilo kontrolü bağlantısına değinmiştim, okuyanlar hatırlayabilir.

- Kalpteki kök hücreleri uyandırarak kalbi yenileme konusunda yardımcı olduğuna dair bir araştırma

Bütün bu faydalar bilimsel olarak ıspatlanmışsa ki öyle, neden egzersiz yapmıyoruz konusu gerçekten ilginç. Hayat bizi seçimlerimiz yüzünden fazla mı zorluyor da kendimize bu yönde vakit ayıramıyoruz? Farkındalığı yakalayabilirseniz kendinizle ilgili, hayat size güzel. :)

Ana kaynak şurası. Burada faydalar yazıyor ama ben birleştirdim, araya da diğer kaynaklardan serptim.

Sevgiler

Gönderen Unknown
Egzersiz Nedir ve: İdeal Bir Egzersiz Faydaları Nelerdir
Merhaba.

Bu konuda yazılabilecek şeylerden birisinin bir spor seansının nasıl ideal olabileceği ile ilgili. Anormal sayıda kaynak var ama dağılmayayım.

Neden egzersiz yapıyoruz ya da yapmalıyız? Bununla ilgili ilk yazımda bazı faydaları yazdım. 

İdeal egzersiz var mıdır diye bakınırken birkaç kaynaktan bilgi yakaladım. 
Öncelikle idealden uzak egzersiz nasıl olur? (Kaynak)
- Çok ağır çalışmak: Yani zaten yorulmuş bir vücutla ciddi ağırlıklarla daha da zorlamak, eklemlere, kemiklere, kaslara gereğinden fazla yük bindirir.
- Çok az çalışmak: Vücudun yeterli çalışmaması durumunda, kendini tekrar daha güçlü duruma taşımayacaktır. 
- Çok uzun süreli çalışmak.

Doğru seviyede olduğumuzu ölçmek için şurada bir kaynak var, ilginç geldi. Makalede diyor ki, eğer bir egzersiz esnasında konuşamayacak, diyalog kuramayacak durumdaysanız fazla yükleniyorsunuz demektir. Diğer bir deyişle, konuşabiliyor olmak demek normal seviyede olduğunuzu gösteriyor fakat çok da rahat, hiçbir şey yapmıyormuş gibi konuşuyorsanız muhtemelen seviyeyi artırmanız gerekiyor.
İdeal bir egzersiz modeli için (yine aynı kaynaktan aldım):
- Doğru bir kalp atışı yakalamak. Bunun için kalp atışını ölçen aletlerden edinebilirsiniz. Bunun hesabı (220-YAŞINIZ) x 0,7 gibi bir ortalama var. Yani 40 yaşındaysanız, 180x0,7 = 126. Dolayısıyla kalp atışınızı dakikada 126 ya yakın bir yerde tutturmakta fayda olduğu yazıyor.
- Antrenman sonrası ve esnasında kendinizi dinleyin. Nasıl hissediyorsunuz? 
- Antrenman derecesini değiştirin. Yani bir hafif egzersiz, biraz zorlayıcı bir şeyler gibi inişli çıkışlı bir antrenman yapın.
- Sevdiğiniz şeyleri yapın. Eğlenmediğiniz ve hoşlanmadığınız bir şeyi devam ettirmek ne kadar kolay olur ki zaten?
Full house: It was one crowded, sweaty affair at Neverland Club, KL.
En önemlisi, motive olabilmek. Motive olabilmeniz için de neye ihtiyacınız olabileceğini (belki size eşlik eden biri, belki bir hedef vs.) siz kendinize soracaksınız. Aşağıda karın bölgesiyle alakalı kısa bir egzersiz önerisi var. Benim hoşuma gitti çünkü evde gayet de yapılabilecek bir şey. Dört hareket gösteriyor, bunların her birini 30 sn yapıp 3 kere baştan yapmanızı öneriyor. 



Sevgiler.

Gönderen Unknown
Besin Destekleri vol.1
Merhaba.

Çağımızın sağlıklı yaşam alanındaki en tartışılan konularından birine el attım. Eyvah eyvah. :)
Besin desteği, yediğimiz gıdalara ek olarak alınabilen, vücudumuzdaki bazı eksiklikleri kapatmaya yönelik veya beslenmeyi tamamlamaya yönelik ürünlerdir. Şu an besin destekleri "wellness" sektöründeki en hızlı büyüyen alanlardan biri hatta sanıyorum ilk sırada. 

Bu konuda en çok söylenen/duyulan şey; doğru beslenilirse besin desteğine ihtiyaç olmadığıdır. Kulağa mantıklı geliyor. Teorik anlamda da mümkün. Buna katılıyorum. Hatta insanların kardeş olduğu, dış etkenlerin olmadığı, hayatın bayram olduğu paralel evrende bu "her şartta" doğru olabilir. :) Araştırmalar ise aynı görüşte değil zira günlük yaşam tarzımız idealden çoooook uzakta.

Dünyada tıp okullarına baktığımızda Harvard Üniversitesi ilk sırada geliyor. Fena değil. :) Harvard Üniversitesi'nin bu konuda yayınlamış olduğu bir makale var. Orada söylediği şey, çok iyi bir beslenme modeliyle bir insanın yeterli düzeyde besin alabileceği (vitamin, mineral tarzı mikrobesinlerden bahsediyorum) fakat aslında Sağlık Bakanlıkları tarafından belirlenen minimum düzeyleri büyük çoğunluğun karşılayamadığıdır. Çok sağlıklı beslenen ve yaşayan (unutmayalım ki sağlık sadece beslenmeden ibaret değil) kişiler belki az bir fayda sağlayabilir ama genel olarak her gün bir multivitamin/multimineral alımı iyi beslenme için sigortadır diyor. 

Aynı makalede besin desteği kullanımının zararlı olabileceğine yönelik pek fazla kuvvetli bilgi olmamasına rağmen, besin desteklerinin insanları ciddi hastalıklardan korumada faydalı olabileceğine dair çok ciddi kanıtların olduğu yazmaktadır. 

Tabloda (sağlıklı Türkçe versiyonunu bulamadım, ne tesadüf) günlük alınması gereken (vitamin ve minerallerin) minimum değerler var. Her gece yatağa yattığımızda aldığınız fosfor miktarını, kalsiyumu, vitamin E'yi düşünüyor musunuz? Tabii ki hayır. Bir şeyler eksik kalıyor olabilir mi mevcut gıdaların durumu, beslenmeniz ve dış etkenler vb. nedenleri düşününce? :)

Mehmet Öz de bu konuda bir yazı yazmış. O yazısında araştırma sonuçlarının multivitaminlerin kanseri önlemede ciddi fayda sağladığını ortaya çıkardığını ve multivitamin kullanılmasının daha birçok konuda fayda sağladığını yazmış. Ciddi şekilde de tavsiye ediyor. 

Benim bu konuda en çok garipsediğim şey şu. İlaçları, yan etkilerine ve yol açabileceği sorunlara aldırmaksızın sorgu sualsiz yutarken besin desteklerine karşı Çanakkale geçilmez taktiği uygulayan çok fazla kişiyi bizzat tanıyorum. (oran çok yüksek) Bugün eczaneye gidip kafama göre ilaç hiç almadım diyen kaç kişi vardır? Komşunun tavsiye ettiği ilacı koşa koşa eczaneden alan ve kullanan sizce ne kadar insan var? Bu konuda şöyle bir makale var: Link

Makale; İngiltere'de bulunan ve uluslararası çalışan bir kuruluşun (Alliance for Natural Health International) yaptığı bir araştırma ile ilaçların besin desteklerine (ilaç ile besin desteğinin farklı şeyler olması...) oranla 62000 kat (altmış ikibin) daha öldürücü olduğunu ortaya çıkarmış olduğunu yazıyor. Yani, ay başım ağrıyor, hemen ağrı kesici alalım, x'e şu ilaç iyi geliyor hemen alıp içelim hareketleri bir multivitamin almaktan çok çok daha riskli. Risk bizim göbek adımızdır dersek, o ayrı. :)
Beğeniriz, beğenmeyiz ama batılı toplumların sağlıkla alakalı bilinçlenmesinin bizden çok ileride olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi belki de doğru kaynakların insanlara ulaşması konusunda başarılı olmalarıdır, bilemiyorum. Bir araştırma, ki araştırmayı yapan CDC adlı ABD'nin resmi sağlık kuruluşu, şu anda ABD'de yaşayan insanların yarısından çoğunun (ki bu başka bir kaynakta %70 diye geçiyordu) herhangi bir besin desteği kullandığını ve multivitamin/multimineral kullanımının başı çektiğini yazıyor. Yukarıda zaten CDC'den alınmış grafik var. Görülebillir ki 2006'da %50lerde geziyor ortalama ve kadınlar erkeklerden daha fazla kullanıyor. Bizde herhalde böyle bir araştırma olsa kullanım oranı %5 ya çıkar ya çıkmaz. 

Buradan benim çıkardığım özet şu. Şimdi 2 olasılık var. Ya kullanmayanlar ve hatta çeşitli sebeplerle karşı çıkanlar doğru bilgiye sahip, ya da kullananlar. (Böyle bir şeyin varlığını dahi bilmeyip kullanmayanları hariç tutuyorum elbette) Kullanmayanlar haklıysa kullananlar bir miktar parayı kendi aslında kendi sağlıklarını göz önünde bulundurarak harcıyorlar. (bilgi yanlışsa bu para boşa gidiyor diyelim) Kullananlardaki bilgi doğruysa, kullanmayanların kaybedebileceklerini sanıyorum sadece para ile hesaplayamayız. Ortaya çıkabilecek manevi sıkıntılar oldukça fazla. Neden bunu söylüyorum? Bilimsel anlamda eğer vücudumuzda mineral, vitamin tarzı mikro besleyiciler uzun süre eksik kalırsa ciddi hastalıklara yakalanma olasılığı oldukça yükseliyor. Bununla ilgili ziyadesiyle fazla kaynak mevcut. İyice tez yazısına dönmesin diye oraya girmiyorum.


Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bir yazısında; besin destekleri ile ilgili başvurduğunuz doktorların çoğu sağlıklı beslendiğiniz takdirde besin desteklerine ihtiyacınız yok dese de siz inanmayın çünkü o doktorların da çoğu bunlardan destek alıyor demektedir. İronik geldi mi? :) Sağlığa Giden Yol kitabında Ross Walker'da doktorların çoğunun bunları kullandığını ama tavsiye etmediğini söyler. Oley o zaman!




Bu konuda uzman kişilerin görüşüne katılıyorum. Besin destekleri hiçbir zaman yiyeceklerin kendisinin yerine geçmez. Zaten adı üstündedir ki, yediklerimize destek olması amaçlı böyle bir kavram vardır. Yediğimiz şeylerdeki enerji kaynaklarına, posaya falan her türlü ihtiyacımız var. Bunu göz ardı etmeden vücudunuzun ihtiyaçları konusunda farkında olabilirseniz, işinize yarayabilir. Hayat sizin hayatınız olduğu için bu yazının amacı sadece bilgi vermektir. Bu bilgileri lehinize çevirebilme konusunda sizin kendi yetiniz ön plana çıkacaktır. 

Sevgiler. 

Dipnot: Bu konuda daha yazılabilecek çok şey var o yüzden vol. 1 dedim. Devamı gelecek. 

Gönderen Unknown
10 Yıl Ömür Uzatma Yolları - %100 Çalışıyor!
Merhaba.

%100 çalışıyor yazdım ama araştırma sonucum yok. :) Yine de işe yarayabilecek şeyleri yazayım istedim. Yola çıkış kaynağım burası ama kendim de bir şeyler ekledim.

Daha önce "küçük kararlar büyük sonuçlar" yazımda belirttiğim ana fikir her gün ufak ufak yaptığımız şeylerin uzun vadedeki sonucu değiştirdiğinden bahsetmiştim. Dolayısıyla bu ufak adımlar, küçük şeyler ne olabilir de ömür uzatmak gibi harika bir sonuca ulaştırsın. Hayatınızdan nefret etmiyorsanız bence dikkate alabilirsiniz...

http://cdn.healthmw.com/uploads/2012/02/Balanced-Diet.jpg
  
1- Doğru Beslenme: Beslenme konusu zorlu bir konu diye düşünülür. Aslında kolaydır ama günlük hayatın zorlukları ve zamansızlığı içinde genelde hızlı şeyler yemeye alışık olunduğu için farklı bir beslenme düzeni için ekstra çaba harcamak gerektiği düşünülür. Doğru beslenme konusuna girmiyorum fakat bunun özellikle sebzelerin ciddi şekilde bulunduğu bir beslenme olabileceğini bütün uzmanlar kabul ediyor.
http://www.westsidefamilypet.com/wp-content/uploads/2009/08/pug-and-bulldog.jpg2- İdeal Kilo: Bunun için bir ölçü belirtmiş uzmanlar. Hatta bir ölçü belirtilmiş; kalça yukarısındaki en ince noktayı ölçtüğünüzde, kadınlar için 90cm, erkekler için ise 100cm'in altında olmalıymış. Kilo arttıkça sağlık riskinin arttığına dair bir grafiği kilo kontrolü ile ilgili ilk yazımda yazdım.

3- Hareket: Bununla ilgili egzersiz 101 adlı yazımda belirtmiştim, hareket etmek bizim için biyolojik bir ihtiyaç. "The American Academy of Family Physicians" adlı kuruluş fiziksel aktivitenin 30-60 dk arasında haftada 4-6 kez yapılması gerketiğini söylemiş. Aerobik, güç ve esneklik çalışmalarının varyasyonlarının olması da iyi oluyormuş. Hiç olmuyorsa hiç yoktan iyidir diyip en az 10 dklık yürüyüş de yapmak gerekiyormuş.

4- Beyni Çalıştırmak: Nasıl ki hareketsizlikten kaslarımız "ham"lıyorsa, beyin de kullanılmazsa aynı şekilde hamlayıp yetilerini yitirebiliyormuş. Beyni çalıştırmanın tek yolu bulmaca çözmek değil elbette ama onun da işe yaradığı biliniyor.

5- Sigara: Sigara içenler, içmeyenlere oranla ortalama 13-14 yıl daha kısa yakıyormuş. Bu bilgiden dolayı stres oldum diyip sigara yakacaklara selamlar. :)

6- Stres: Faydasız aktivite stres olmak, gergin yaşamak direk olarak ömrü kısaltan etkenlerdenmiş. Ben eskiden inanmazdım da stres yüzünden fantastik sağlık sorunlarının yaşanabildiğini bizzat gördüğüm için inancım çokça pekişti. Bununla ilgili pozitif düşünce yazımı referans verebilirim. Kendinizi rahatlatmanın bir yolunu bulmalısınız. Bu da farkındalık ile olabiliyor.

7- Uyku: Kaliteli dinlenme günün geri kalanını etkilediği için çok önemli. İlgili kaynakta araştırmalara göre günlük 7 saatten az uyuyan yetişkinlerin sağlık sorunlarıyla alakalı riskinin ciddi şekilde arttığı yazıyor. 
http://www.accommodationnear.com/beach/image/maldivebeach.jpg
8- Güneşi sev, ultravioleden kaç: Hem UVA (yaşlanma) hem de UVB (yanma) için koruma sağlayan bir şeyle korunmak çok önemli çünkü güneş D vitamini gibi öğeler için çok faydalı ama zararlı ışınlardan korunmak gerekmekte. Koruyucularla ilgili ayrı bir yazı yazmak mantıklı olabilir, burada değinilecek noktalar var, not düşmüş olayım.

9- Üç Adet Tarama: Kadınlarda 20 yaş sonrası kendi kendine, 40 yaş sonrası mammogram ile meme kanseri testi, yine kadınlarda 20'li yaşlarla beraber düzenli smear testi, kadın ve erkeklerde 50 yaşından sonra kolon kanseri taraması yapılması öneriliyormuş. Erken teşhis özellikle bu tiplerde çok işe yaradığından dolayı. Gerisini ben bilmem.

İstisnasız hepimiz aslında ömrümüzü kısaltacak bir şeyleri ya kendimiz yapıyoruz ya da dış etkenlere maruz bırakılıyoruz. İnsanın doğası gereği 120 yıl yaşayabileceği söyleniyor. Fakat ortalamaya bakılınca 80 denilebilir. Bu aradaki 40 yıl nereye gidiyor? :) 80 yaşına geldiğinizde, ömrünüzün daha 3'de 1'inin sizi bekliyor olacağını bilseydiniz ve 80 yaşında hep gördüğümüz enerjisi bitmiş insanlar gibi değil de olması gereken şekilde, hareket kabiliyeti iyi bireyler olsaydınız, bir kere yaşayacağınız bir hayat için harika olmaz mıydı? Soru şu ki; neden olmasın? 

Sevgiler.

Gönderen Unknown
Yeni Reklamlar ve Gıdalar 2013
Merhaba,

Bugün son zamanlarda aklıma çok takılan bir konuyu ele almak istedim. Sağlıklı yaşam ile ilgili yeni yeni ortaya çıkan bilgilere baktığımda, bazı şeylerin toplumlarda nasıl geri döndürülebileceğini düşünüyorum ama henüz buna bir yanıt bulamadım. Çoğu insanın işi gerçekten zor, bunu kabullenip yola çıkmak lazım. 


Günümüzde zararlı olduğu bilinen pek çok şey var. Bunlardan bir tanesi olan sigara ile ilgili iyiliğini, kötülüğünü tartışmayacağım bazı uygulamalar yapılıyor. Bunun ana sebebi devletin bireylerin kara kaş ve gözüne hayran olması değil elbette. Örneğin devlet sigara fiyatlarına zam yapıyorsa, bunun ana sebebi devletin kasasından çıkan sigaraya bağlı sağlık harcamalarının (kanser tedavisi vs.) sigaradan elde edilen vergilerden düşük olmasıdır. Aklıma gelmeyen birkaç parametre daha olabilir ama günümüz ekonomik düzeni zaten bunu öngörüyor.

Reklamlar konusuna gelince de, insanlara zarar verdiği aslında bilinen birçok şeyin reklamı konusunda hiçbir engel yok ve bu reklamlar genelde bana göre aldatıcı olmaya meyilli oluyor. Okuduğum bir kitapta, reklamdan TVlerin para kazanması sebebiyle TVlerin reklam içeriğini pek de umursamadığı, siyasilerin ise sağlıklı yaşamla ilgili hiçbir şey bilmemelerinden ötürü (çoğunun vücut forumlarına bakın) bunların üstüne gitmediği yazıyordu. 

Son dönemde mesela hamile bir ünlünün karnındaki bebeğin sürekli çikolatalı bir ürünü istemesi ve annesinin pek bir düşünceli şekilde rafları boşalttığını falan görüyoruz. Çocuğun durumdan pek bir hoşnut olduğu gösterilirken, anne karnında böyle bir beslenmenin çocuğun direk insülin dirençli hale gelmesi vurgulanmıyor!

Bana göre sağlığa zararlı olduğu bariz olan gıdalar çok fazla. Fakat bunların böyle olduğu keşfedilene kadar bu firmalar o kadar zenginleşmiş ve büyümüş durumda ki, artık bu ekonomik güçle kimse önlerinde duramıyor. Geçtiğimiz sene yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası'nın resmi global sponsorlarından biri kimdi? McDonalds. Yapılan şey ne? Spor aktivitesi. Pek bir uyumlu geliyor. :)
Dolayısıyla yazıyı uzatmadan, demeye çalıştığım şeyi söyleyeyim, reklamları izlerken/dinlerken dikkatli olmak gerekiyor. Bir şeyin reklamının varlığı, gıdalar için konuşursak, o ürünün sağlığa yararlı olacağı veya sağlığa zarar vermeyecek olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin kola'nın insanlığa ne faydası var bilmiyorum ama zararlarıyla ilgili zaten çok sayıda şey yazılıyor, ona rağmen reklamları gayet etkileyici oluyor. Elbette gıda üreticileri kendi satışlarının peşinde olduğu için birçok farklı şekilde reklam yapmaya devam edecek, önemli olan biz ne derece kendimizi koruyabileceğiz? 

Sevgiler.


Gönderen Unknown

28 Aralık 2012 Cuma

Elma ve Yeşil Elmanın Faydaları

Bir İsveç atasözü vardır “Her gün bir elma ye, bir doktoru uzaklaştır.” Elma, aynı zamanda Havva anamızın uğruna cennetten kovulduğu ‘mistik’ bir meyve. Bu meyvenin tıbbi önemi pek çok hastalıktan koruyucu özelliğinden kaynaklanıyor. Bu özelliği de içerdiği organik asit ve tuzlardan, vitaminlerden ve güçlü antioksidan maddelerden.


Organik asitler vücut dengesi için çok önemli, şöyle ki; bu asitler, potasyum, magnezyum, kalsiyum gibi elementlerle birleşerek birtakım organik tuzlar oluşturuyor. Bu tuzlar, oksijenle temas ettiklerinde, geride alkali özellikte maddeler kalır ve vücut için çok hayati olan asit-baz dengesi korunmuş olur. Bu denge her gün yeniden yapılandırılan, sınırları olan ve birçok sistemin bir arada işlediği, enerji sarf edilen bir döngü gerektirir ki ve elma vücudun bu asit-baz dengesini korumaya yardımcı olur. Asit-baz dengesinin korunması organizma için hayati önem taşıyor. Bu organik asitler ayrıca, mide barsak ve idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu. Sivilce ve egzamada da faydalıdır. Ben birçok cilt rahatsızlığında hastalarıma aç karnına taze sıkılmış elma suyunu yavaş yavaş yudumlayarak tüketmelerini öneriyorum, kahvaltıyı da bundan en az yarım saat sonra yapmak gerekiyor.


Kuvvetli antioksidan

Madensel tuzlardan da en çok potasyum bulunur elmada. Sinir ve kas güçlendirici, kronik yorgunluğu giderici ve zihin açıcı özelliği vardır. Potasyum kalp kasından bacak kaslarımıza hatta damarların büzüşüp genişlemesini sağlayan damar etrafındaki kaslara kadar tüm kas sistemi için çok önemlidir. Ayrıca çinko ve bakır açısından da zengindir, çinko birçok cilt hastalığında olumlu etkileri olan bir mineraldir, hatta bazı cilt hastalıklarında kapsül olarak verilir. Önemli bir C vitamini kaynağıdır ki; C vitamininin çok kuvvetli antioksidan özelliği olduğunu artık duymayan kalmadı sanırım, üstelik elmanın içerdiği antioksidanlar C vitamini ile de sınırlı değil. Bu kuvvetli antioksidanlar, “nöron” adı verilen ana sinir hücrelerini oksidatif stresten koruduğu için Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğuna dair önemli bilimsel yayınlar var.



Elmanın içerisinde ‘pektin’ adında çözünebilir bir lif var ki bu lifin düzenli kullanıldığında kandaki kötü kolesterol miktarını düşürüp, iyi kolesterolü artırdığı gözlenmiş. Kötü kolesterol yüksekliğinin kanda lipid yüksekliğiyle paralel gittiğini ve damar tıkanıklıklarına zemin hazırladığını size hatırlatmak isterim. Bu özelliğine içeriğindeki kuvvetli antioksidanlar da eklendiğinde elmanın sizi kalp ve damar hastalıklarından koruması hiç de sürpriz değil. Ben, kalp damar hastalıklarına da yine sabah aç karnına taze sıkılmış elma suyu içmelerini öneriyorum. Antioksidanlar, başta damar hücreleri olmak üzere tüm hücrelerimizi, oksijen kullanıldıktan sonra oluşan oksijen yan ürünlerine karşı korurlar.

Oksijen yan ürünleri hücreye zarar verir ve yaşlanmadan kansere kadar birçok şeyden sorumlu tutulmaktadırlar.


Her derde deva

Çeşitli tıbbi deneysel çalışmada elmadaki birtakım etken maddelerin kanser hücre çoğalmasını engellediği gözlemlenmiştir, bu bulgu tek başına ‘elma kanseri tedavi eder’ olarak yorumlanamaz asla ama en azından koruduğuna dair önemli ipuçları verir. Elmadaki, kanserden koruyucu özelliği olduğu düşünülen maddeler triterpenoidler, quercetin, catechin, phloridzin and chlorogenic asit gibi önemli fitokimyasallar. Laboratuar deneylerinde özellikle karaciğer, kalın barsak ve meme tümörlerinde etkili bulunmuşlar.


Dr Elif Güveloğlu

Gönderen Unknown