Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2013 Çarşamba

ABD’deki Indianapolis Üniversitesi’nden bilim adamları, 33 hastaya 12 hafta boyunca sedef hastalığında kullanılan molekülü (alefacept) enjekte etti. Bir süre ara verildikten sonra tekrar 12 hafta bu tedavi yöntemine devam edildi. Aynı dönemde 16 hastaya da plasebo verildi. Yemek yedikten sonra, 4 saat içinde molekülün verildiği hastalarda insülin üretiminin daha dengeli hale geldiği belirtildi. Ayrıca molekülün verildiği hastalarda hipoglisemi (kandaki şeker oranının ani düşüşü) krizlerinin daha az olduğu vurgulandı.

Araştırmaya imza atanlardan Mark Rigby, ilerde bu molekülün tip 1 diyabetin dengelenmesinde ve ilerlemesinin geriletilmesinde kullanılabileceğini, bu bakımdan sonuçların umut verici olduğunu ifade etti. Ancak Rigby, bu molekülün hastalığın tedavisini sağlamayacağına da dikkati çekti.

Tip 1 diyabet, insülin üreten pankeras hücrelerinden bazılarının kaybı olarak nitelendiriliyor. Sedef hastalığında olduğu gibi, tip1 diyabette de bağışıklık sisteminde kilit rol oynayan lenfosit T hücrelerinin anormal faaliyeti söz konusu.

AA

Gönderen Unknown

20 Eylül 2013 Cuma


3 milyar tombişim

Beslenme dengesi açısından küçük bir değişiklik yaparak dengenin tersine çevrilmesi, yani alınan kalorilerden daha fazla kalorinin yakılması gerekiyor. Bu, uygulamada zor olmasına rağmen, sağlığa yararları düşünüldüğünde, harcanan çabaların buna değeceğinden ise şüphe edilmiyor. Sağlıklı bir vücut ağırlığı, kalp hastalıkları, felç, diyabet ve yüksek tansiyon gibi birçok sağlık sorunu riskini de azaltıyor.

Yapılan araştırmalara göre, insan vücudu her gün özel bir dengeli enerji karışımına ihtiyaç duyuyor. Kilo vermeye çalışırken, kas kütlesini değil de yağı kaybedebilmek için, günlük kalorilerin yüzde 50-60'ı meyve, sebze, makarna, pirinç, şeker, ekmek gibi Karbonhidratlardan alınması gerekiyor.
Sağlıklı bir vücut için günlük kalorilerin yüzde 20-30'u süt ürünleri, sıvı yağ, kuruyemişler ve et gibi gıdaların yağlarından alınması gerekiyor. Günlük kalorilerin yüzde 10-20'si ise yumurta, et, balık, tahıl gibi gıdalardan alındığı takdirde sağlıklı bir beslenme ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre, sağlıklı bir insanın günde 1,5 -2 litre su içmesi gerekiyor

DOĞRU KARBONHİDRAT SEÇİMİ ÖNEMLİ
Karbonhidratlar bedene fiziksel aktiviteler ve organların düzgün işlemesi için ihtiyaç duyulan yakıtı sağlamaktadır ve sağlıklı bir beslenme düzeninin önemli parçası. En iyi karbonhidrat kaynakları, vücut için gerekli olan temel vitaminleri, mineralleri ve lifleri sağlayan meyvelerde, sebzelerde, fasulyede ve tam tahıllarda bulunuyor. Kalori ya da yağ düzeyi düşük fakat lif açısından zengin kalp dostu besleyici maddeler, insanın kendisin daha uzun süre tok hissetmenize neden oluyor.

3 milyar tombişim

Gönderen Unknown

6 Aralık 2012 Perşembe


İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. İnsülin direnci yüksek kişilerin çok hızlı kilo alıp, zor kilo verdiğine dikkat çeken Dr. Demet Özgil Yetkin, kilo aldıkça insülin direncinin arttığını, kilo verdikçe de azaldığını belirtti.

Vücut kendisi için gerekli olan enerjiyi yenilen gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar barsaklarda parçalanır, ufak şeker parçalarına dönüşür ve barsaktan emilerek kan dolaşımı yoluyla vücuda dağılır. İnsan organizması için en önemli enerji kaynaklarından birisi glukoz yani şekerdir. Vücudumuzun ana besin kaynağı olan şeker, enerji sağlayabilmek için kandan vücut hücrelerinin (kas hücreleri, yağ hücreleri ve karaciğer hücreleri) içine girmelidir.

İnsülin, midemizin altında yerleşmiş yaprak şeklinde bir organ olan pankreastan salgılanan, önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci arttıkça kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreasdan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve önce acıkma atakları olarak görülen şeker düşüklüğü (reaktif hipoglisemi) sonrasında da gizli şeker ve hatta aşikar şeker hastalığı ortaya çıkabilir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır, bu nedenle kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. İnsülin direnci yüksek kişiler çok hızlı kilo alır ve zor kilo verirler. Kilo aldıkça insülin direnci artar, kilo verdikçe azalır. İnsülin direnci olan kişilerde, yorgunluk halsizlik, hızlı kilo alma, zor kilo verme, doymama, sık acıkma, uyku basması, gün içinde acıkma atakları olması, tatlıya düşkünlük, özellikle karın çevresinde yağlanma artışı gibi belirtiler görülebilir.

Tip 2 diyabet veya gizli şekeri olan kişilerde birlikte tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, insülin hormon yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma ve şişmanlık bir arada ise bu duruma metabolik sendrom denir. Metabolik sendromu yapan etken insülin direncidir. Bel kalınlığı veya bel çevresi artmış olanlarda (şişmanlarda) bu hastalık daha fazla görülür. Birlikte karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.

Diyabet hastalığının sıklığı özellikle son yıllarda giderek artmaktadır. 10 yıl önce ülkemizdeki Diyabet sıklığı %6,7 olarak bildirilmişken yeni yayınlanan TURDEP-II (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II) sonuçları ülkemizde Diyabet sıklığının %13,7’ye çıktığını göstermektedir. Diyabet öncüsü olarak adlandırılabilen Bozulmuş Glukoz Toleransı sıklığı yine 10 yıl içinde %6,7’den %13,9’a çıkmıştır. Bu artıştaki esas nedenin obezitedeki (şişmanlıktaki) aşırı artış nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Obezite sıklığı %32’dir. Genel olarak erişkin yaşlardaki Türk toplumunun 2/3’ü kilolu veya obezdir. Bu rakamlardaki korkutucu artışın yüksek kalorili gıda alımı ve hareketsizlik gibi nedenlerden dolayı insülin direncinin hızla artmasından dolayı olduğu düşünülmektedir. Bugün için insülin direnci ile baş etmenin en etkili yollarından birisi de harcayabildiğimiz kalori ile orantılı olarak beslenmek ve uzun dönemde diyabete bile yol açabilen insülin direncinin gelişmesini önlemektir.

Özellikle günümüzde bürolarda oturarak çalışan ve egzersiz yapmaya fırsat bulamayan kişilerde insülin direnci çok sık görülmektedir, bu tabloya iş yerindeki stresi de eklediğimizde tablo neredeyse kaçınılmaz hale gelmektedir. Stres, hormonlarda bozukluk yapan ve bu nedenle kilo alınmasına neden olan bir etkendir. Yüksek insülin düzeyleri şu sıkıntılara ve şikayetlere neden olur: Sık acıkma ve dolayısıyla şekerli gıdalar yeme eğilimi artar. Konsantrasyon azalması. Sabah yorgun kalkma ve gün boyu yorgunluk hissi. Özellikle öğleden sonraları bitkinlik hali. Daha sabırsız ve öfkeli bir ruh hali. Enerji azalması, halsizlik, bitkinlik. Yemeklerden sonra uyku basması ve gün içinde uyuklamalar. Horlama ve uyku bozuklukları sıktır. Eğer bu tür yakınmalar varsa insülin direnci olma ihtimali vardır. Bu hastalığın tanısının konabilmesi için Endokrinoloji uzmanına başvurmak ve hormon testleri yaptırmak gerekir. Unutulmamalıdır ki sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yediğimiz gıdalar, egzersiz ve hormonal dengenin bir düzen içinde olması şarttır.

Gönderen Unknown

4 Aralık 2012 Salı

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 14 Kasım Dünya Diabet Günü nedeni ile 14 Kasım’da ‘‘Haydi Diabeti Birlikte Yenelim’’ etkinliği gerçekleşiyor.

Diyabetle ilgilenen herkesin davet edildiği etkinlik Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Dekanlık Konferans Salonu’nda 09:00-13:00 saatleri arasında düzenleniyor. Prof.Dr.Ertuğrul TAŞAN’ın önderliği ile gerçekleşecek etkinlikte diabetle yaşam ve diabet hastalığına karşı toplum bilinci oluşturulması amaçlanıyor.Etkinlik kapsamında diyabet ve diabetle yaşam ilgili temel konulara değinilecek olup,diabet hastalarının muzdarip olduğu Diabet ayak yaraları ve yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgiler verilecektir. Ayrıca etkinliğe destek veren bazı firmalar tarafından katılımcılara ücretsiz şeker ,tansiyon ve kolestrol ölçümü yapılacak bunun yanında diabetik tatlı,diabet hastalarına özel ekmekler, broşürler, tatlı tarifleri kitapçığı ve Yetişkin ve Çocuk Diabetik hastalar için ‘‘Diabeti Öğreniyorum DVD seti ‘’dağıtılacaktır.

14 Kasım Pazartesi günü saat 9.00’da başlayacak ve 13.00’e kadar sürecek olan ‘‘Haydi Diabeti Birlikte Yenelim’’ organizasyonunda, Prof.Dr. Ertuğrul TAŞAN tarafından Diabetin Tanımı, Sıklığı ve Tarihçesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Uzm. Dr. Mahmut Muzaffer İLHAN Diabetin Tanısı, Diabet Tipleri Belirtileri ve Bulguları, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Sağlık Bilim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet BELCE tarafından Diabette Laboratuar Ölçümleri, Endokrin ve Endokrin ve Diabet Hemşiresi Özlem CERİT tarafından Diabette Evde Şeker Ölçümü ve Takibi, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nesrin REİS tarafından Diabet ve Gebelik, Endokrin ve Diabet Uzman Hemşire Ayşe YAVUZ Diabette İnsülin Uygulamaları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Uzm. Dr. Mahmut Muzaffer İLHAN tarafından Hipoglisemi ve Diabetin komplikasyonları, Beslenme ve Diyet Uzmanı Nazlı ACAR tarafından Diabetliyim Nasıl Beslenmeliyim?, Endokrin ve Diabet Uzman Hemşire Ayşe YAVUZ tarafından Diabette Öz Bakım ve Ayak Bakımı hakkında bilgiler veriliyor.

Diabet hakkında farkındalık yaratmak için etkinliğe diyabetli yetişkinler, çocuklar ve aileleri,diyabetle uğraşan sağlık çalışanları ile tüm halk davet ediliyor.Haydi 14 Kasım’da Diabeti Birlikte Yenelim !

Gönderen Unknown
Diyabet vakalarındaki artış, kalp damar hastalıklarının daha sık ve erken yaşlarda görülmesine yol açıyor. İşte bu yüzden diyabetiklerin kalp damar hastalığı açısından dikkatli olmaları, şikayetleri olmasa da periyodik olarak kalp muayenesinden geçmeleri öneriliyor. Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme düzeni, son 12 yılda diyabetin görülme oranını yüzde 7’den yüzde 12’ye yükseltti. Diyabet vakalarında görülen artış, kalp damar hastalıklarındaki artışı da beraberinde getirdi. Bu etkileşim sonucunda diyabet hastalarının ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kardiyolojik rahatsızlıklar aldı. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Topsakal, diyabetin başta kalp, göz ve böbrek olmak üzere vücudun tüm damar sistemlerini etkilediğini belirterek, “Diyabetiklerin kalp damar hastalığına yakalanma riski erkeklerde 2-3, kadınlarda ise 4-5 kat daha fazla oluyor. Bu nedenle diyabet vakalarındaki artışı önlemek için, sağlıklı beslenme ve düzenli yaşam tarzına dikkat etmek gerekiyor” diyor.

Damar Sertliğine Yol Açıyor

Kandaki şeker düzeyinin yüksekliği, damar içinde yer alan “endotel” adlı koruyucu tabakayı bozarak, damarın yapısını etkiliyor ve kireçlenmesini artırıyor. Damar duvarındaki kireçlenme ise damar sertleşmesine (ateroskleroz) yol açıyor. Bu sorun, hem büyük damarlarda hem de küçük damarlarda oluşabiliyor. Damar sertliği de kalp yetmezliğine hatta ani ölümlere neden olabiliyor. Hastalar kimi zaman diyabetik olduğunu bilmeden, kalp hastalığı şikayetiyle doktora başvuruyor ve yapılan tetkiklerde kan şekeri seviyesinin yüksek olduğunu öğreniyor. Diyabet hastalarında oluşan rahatsızlıklar genelde belirtisiz seyrediyor. Bu nedenle kişiye kalp krizi geçirdiği ya da kalbinin zayıfladığı belirtildiğinde açıklamalar inandırıcı gelmiyor, kalp sağlığının yerinde olduğunu iddia ediyor.

Yüksek Tansiyonla Belirti Veriyor

Diyabet hastası, kalp damar hastalıkları nedeniyle hekime başvurduğunda öncelikle fiziki muayeneden geçiriliyor. Ardından elektrokardiyogram (EKG) çekiliyor, ekokardiyografiyle (EKO) kalp gücü kontrol ediliyor. Diyabet ve kalp damar hastalığının, yüksek tansiyonla birlikte görülme sıklığı da artıyor. Kişide tansiyon yüksekliği varsa, kalp hastalığı riski daha da yükseliyor. Yapılan tetkiklerle kalpte bölgesel olarak kasılma bozukluğu ya da genişleme olup olmadığı kontrol ediliyor. Efor testiyle kişinin kalp kapasitesi değerlendiriliyor. Şüpheli durumlarda yapılan stres testiyle kalbin kanlanma düzeyi incelenerek, gerekli görülmesi halinde koroner anjiyografi yapılarak hastalarda kalp damar hastalığı olup olmadığı kontrol ediliyor. Riskli yaş grupları erkeklerde 45, kadınlarda 55 kabul ediliyor. Bununla beraber, yapılan çalışmalar 30-35 yaşlarında kalp krizi geçiren, kalbi zayıflayan hasta sayısının da ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor.

Risk Grubuna Göre İlaç Kullanılmalı

Kolesterolün vücut için gerekli bir madde olduğunu ancak yüksek seviyede olmasının kalp damar hastalığına yol açtığını belirten Prof. Dr. Ramazan Topsakal, “Kolesterol değerleri yüksek seviyede saptanırsa düşürülmesi gerekiyor. Özellikle diyabetik kişilerde, kalp damar hastalığı olanlarda, sigara içenlerde, hipertansiyon hastalarında ve kilolu kişilerde kolesterol düzeyinin düşürülmesi konusunda ısrarcı olunması önem taşıyor. Kolesterol düzeyi aynı olsa bile diyabet, sigara içimi ve hipertansiyon gibi risk faktörü olan bir hastada, diğerlerinden daha fazla kalp damar hastalığı olabiliyor. Risk faktörü yüksek olan kişilere ilaç verilmesi gerekiyor. Yani kolesterol değerine göre değil, hastanın riski oranına göre ilaç kullanmak önem taşıyor” diyor.

Tedavide Egzersiz Önem Taşıyor

Diyabet hastalarına kalp hastalığı tanısı konmasının ardından, sıra tedaviye geliyor. İlk yöntem, yaşam tarzı değişikliği oluyor. Kandaki şeker düzeyinin kontrol altına alınması, egzersiz ile fazla kiloların atılması, tansiyonun normal değerlere çekilmesi hem önlem hem de tedavi yöntemi olarak gerekli görülüyor. Ancak bu yöntemler yeterli olmazsa ilaç tedavisine başlanıyor. Gerekli görüldüğü durumlarda bazı hastaların kalp damarlarına balon ya da stent tedavisi de uygulanabiliyor. Fakat diyabetiklerde karşılaşılan tablo, genellikle by pass ameliyatını gerektiriyor. Hastalar çoğunlukla cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor.

Gönderen Unknown

3 Aralık 2012 Pazartesi

Cambridge Üniversitesi ekibi tarafından yürütülen araştırma, kan şekeri ile kalp hastalıkları arasında bugüne kadarki en sağlam ve güvenilir bağlantıyı ortaya koyan çalışma olarak değerlendiriliyor.

5 araştırmanın sonuçlarının havuzda toplanıp değerlendirildiği çalışmaya göre, kan şekeri seviyesini düşük tutmak kişiye kalp krizinden yüzde 18, kalp damar hastalıklarından da yüzde 15 oranında fazla koruma sağlıyor.

Söz konusu avantaja standart diyabet tedavisi değil standart tedaviye oranla daha yoğun ve etkin diyabet tedavisi görenlerin sahip olduğuna dikkati çeken araştırmanın ''yoğun tedavi sırasında kullanılan ilaçlar mı yoksa bir miktar yüksek şeker mi tercih edilmeli'' sorusuna net olarak yanıt verdiği belirtiliyor.

Diyabet hastalarının şeker hastası olmayanlara göre kalp hastalıkları konusunda dezavantajlı olduğu ifade edilen açıklamada, bunun önüne geçilebilmesi için kandaki şeker düzeyinin istikrarlı şekilde standart tedavilerde öngörülen düzeyin altında tutulmasının yararlı olduğu kaydediliyor.

Şeker hastalarının, kandaki glikoz oranları kadar kolesterol seviyelerini de sürekli kontrol altında tutması gerekiyor.

İngiltere'de 33 binden fazla şeker hastası üzerinde yapılan araştırma, geniş bir zaman diliminde kandaki glikoz seviyesini tespit etmeye yarayan HbA1c testlerinin sonuçlarından elde edilen verilere dayanıyor. Sağlıklı bireylerde HbA1c yüzde 4-5 arasında seyrederken diyabet hastalarında yüzde 6.5 kabul edilebilir bir değer olarak görülüyor. Standart diyabet tedavisinde bu oranın yüzde 7.5 civarında olduğuna işaret edilen araştırmada, daha etkin tedavi uygulanan ve HbA1c seviyesini yüzde 6.6'ya düşürebilenlerin kalp damar hastalığı riskini de yüzde 20 oranında aşağı çektiği belirtiliyor.

Araştırmanın sonuçlarını kaleme alan Cambridge Üniversitesinden Prof. Dr. Kausik Ray, değerlendirmesinde şu ifadelere yer veriyor:

''Önceki araştırmalar, düşük şeker seviyesinin gerçekten hastalar için yararlı olup olmadığı konusunda açık kapı bırakıyordu. Bu alanda ek çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte bizim çalışmamız kişinin yaşam alışkanlıklarındaki değişiklik ve ilaç tedavisiyle birlikte kandaki glikoz seviyesinin düşük tutulmasının önemini ortaya koydu.''

Prof. Dr. Ray, diyabeti etkin şekilde tedavi etmenin ileride böbrek yetmezliği veya körlükle sonuçlanan ince damar zedelenmelerinin önüne geçebileceğini, şeker hastalarında en sık görülen ölüm nedeninin kalp krizi olduğunu belirtiyor.

Ray, hem hastalara hem de doktorlara diyabette kabul edilen değerlerin altına inmek için çaba sarf etmelerini önerdi.
Gönderen Unknown

1 Aralık 2012 Cumartesi

Amerikalı bilim adamları, sütteki bir maddenin diyabet riskini düşürdüğünü belirledi.

Boston daki Harvard School of Public Health de görevli bilim adamı Dariush Mozaffarian ve ekibi, 3736 kişinin katıldığı ve aslında kalp ve dolaşım bozukluklarının risk faktörlerini belirlemek için yapılan uzun dönemli araştırmayı değerlendirdi.

Bilim adamları, bu araştırmanın verilerini kullanarak katılımcıların diyabet riskini belirlemek için kan şekeri ve insülin değerlerini, ayrıca kandaki çeşitli yağ asitlerinin oranlarını analiz ettiler.

Analiz sonucunda, kandaki trans palmitoleik asit oranı yükseldikçe, kolesterol, enfeksiyon ve özellikle diyabet riskinin düştüğü tespit edildi.

Bilim adamları, trans palmitoleik asidin vücut tarafından üretilmediğini ve sadece süt ürünlerinin tüketilmesiyle alındığını vurguladılar. Ekip başkanı Mozaffarian, bu yağ asidinin tip 2 diyabet riskini yüzde 60 a kadar düşürebildiğini kaydetti.

Bundan sonraki araştırmalarda trans palmitoleik asidin ne şekilde etki ettiği ve diyabet tedavisinde nasıl kullanılacağının araştırılacağını söyleyen Mozaffarian, şimdiye kadar süt ve süt ürünlerini bolca tüketen kişilerde diyabet hastalığının çok az görüldüğünü, ancak bunun nedeninin bilinmediğini ifade etti.

Gönderen Unknown
Meyve sularının diyabet hastalarına zarar verdiğini belirten Türkiye Diyabet Vakfı'ndan Uzman Dr. Berrin Oğuzhan, "Tip 1 hastaları meyve suyu içmesin" dedi.

Havaların ısınması kişilerin beslenme alışkanlıklarına birçok değişikliğe neden oluyor. Sıcaklarla birlikte daha fazla su ihtiyacı hissedenler, hazır meyve suyu gibi içeceklere yöneliyor. Meyve sularının içinde şeker yokmuş gibi reklamının yapıldığını söyleyen Türkiye Diyabet Vakfı'ndan Uzman Dr. Berrin Oğuzhan, meyve sularının reklamlarda göründüğü kadar masum olmadığını belirtti.

FRUKTOZA DİKKAT!
Meyve suyu tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktaların bulunduğunu ifade eden Oğuzhan, "Serinlemek için genelde tercih edilen bu sularda bulunan fruktoz vücuda alındığında çok hızlı bir şekilde glikoza dönüşüp vücudun şeker değerini yükseltebiliyor" diye konuştu.

KAN ŞEKERİNİ YÜKSELTİR
Özellikle diyabet hastalarının meyve sularından uzak durmasını öneren Oğuzhan, "Bir porsiyon meyve, kan şekerinde 20-30 miligramlık bir yükselme saptanmasına neden oluyor. Bir bardak meyve suyu en az 3 - 4 porsiyon meyve suyundan yapıldığını göz önüne alırsak, bir bardak meyve suyunun kan şekerinde 80-120 miligram arasında bir yükselmeye neden olabileceğini söyleyebiliriz" dedi. Oğuzhan, özellikle tip 1 hastalarının daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

MEYVE SUYU HiÇ TÜKETMEMELİ Mİ?
Dr. Oğuzhan, meyve suyu tercih ederken yapay tatlandırıcılar yerine yüzde 100 doğal meyve sularının tercih edilmesinin daha sağlıklı olacağını vurguladı.

RAFLARDAKi DÜŞMAN!
Reklamlarda meyve sularının masummuş gibi sunulduğuna dikkat çeken Dr. Oğuzhan, meyve suyu alırken içindekiler kısmının muhakkak okunması gerektiğini vurguladı. Oğuzhan, meyve suyu kullanmadan önce doktorla görüşülmesini tavsiye ediyor.
Gönderen Unknown
Türkiye de 13 yıl aradan sonra yapılan bir bilimsel çalışma, Türk insanının kilosunun yanı sıra bel ve kalça çevresi genişliğinin giderek artmasına paralel olarak, diyabet hastalığı görülme sıklığının da neredeyse iki kat arttığını ortaya koydu.

İlki 1997 yılında yapılan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojim Hastalıklar Prevelans Çalışması nın ikincisi (TURDEP-2), çok sayıda bilim adamının katılımıyla 18 Ocak - 15 Haziran 2010 tarihleri arasında, 5 coğrafi bölgedeki 15 kentte, her bir kentin 6 şar ilçesi ve bu ilçelerin 3 er mahallesinde titizlikle gerçekleştirildi. Çalışmada 20 yaş üstü 16 bin 696 u kadın ve 9 bin 327 si erkek olmak üzere 26 bin 499 kişinin laboratuvar sonuçları incelendi.

Prof. Dr. İlhan Satman ın yürütücülüğünde çok sayıda bilim insanının katıldığı ve pek çok kurumun desteklediği TURDEP-2 çalışmasının ön sonuçları , Antalya nın Serik ilçesine bağlı Belek beldesinde düzenlenen 32. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi nde açıklandı.

Prof. Dr. İlhan Satman ın açıkladığı çalışmanın ön sonuçlarına göre, Türk kadının boyu 13 yılda 1 santimetre uzayarak ortalama 159, Türk erkeğinin boyu da 1 santimetre uzayarak ortalama 171 santimetreye ulaştı. Aynı dönemde Türk erkek ve kadın yetişkinlerin ortalama ömürlerinin dört yıl uzadığı da belirlendi.

Hem Bel, Hem Kalça Büyüyor

TURDEP-1 ve TURDEP-2 de elde edilen sonuçlara göre, 13 yılda Türk kadını 6 kilo alarak, ortalama ağırlığı 72 kilograma, Türk erkeği de yine 7 kilo alarak ortalama ağırlığı 80 kilograma yükseldi. Son çalışmada, kadınların beden kitle endeksi 28,72, bel çevresi 93, kalça çevresi de 109 santimetre olarak ölçüldü.

Beden kitle endeksi, 27,16 olarak hesaplanan Türk erkeğinin bel çevresi 97, kalça çevresi de 105 santimetre olarak ölçüldü.

Her iki çalışma sonuçları 13 yılda kadınların bellerinin 6, erkeklerin bellerinin 7 santimetre arttığını ortaya koydu ancak aynı sürede kadınların kalça çevresinin erkeklere göre daha da arttığı dikkati çekti. Bu dönemde kadınların kalça çevresi 7, erkeklerin kalça çevresi ise 2,8 santimetre arttı.

Çalışmanın sevindiren tek sonucu ise çalışmaya katılan deneklerin sigara kullanımıyla ilgili oldu. Çalışma, 13 yılda sigara içenlerin oranının yüzde 42 azaldığını ortaya çıkardı.

Çalışmanın yürütücüsü Prof. Dr. İlhan Satman, 13 yıl arayla tekrarlanan TURDEP-1 ve TURDEP-2 çalışmasının, yaş ilerledikçe diyabet görülme sıklığının arttığını gösterdiğini de vurguladı. Satman, en ürkütücü rakamı ise, Türkiye de diyabet prevalansı 1997 yılında TURDEP-1 ile yüzde 7.2 iken, 2010 yılında yüzde 13,7 ye ulaştı diye açıkladı.

Satman, Türkiye de Bozulmuş Glukoz Toleransı (BGT) Prevalansı nın da 1997 de yüzde 6,7 iken 2010 yılında yüzde 13,9 a yükseldiğinin altını çizdi. Satman, diyabet ile bozulmuş glukoz toleransı prevalansındaki olumsuz değişikliklerin başlıca nedenlerini de nüfusun yaşlanması ve obezite olarak sıraladı.

Satman, Türk erişkin popülasyonunun ortalama 4 yıl yaşlandığını, ayrıca Türkiye de obezite prevalansının 1997 de yüzde 22,3 iken 2010 da yüzde 31,2 ye yükseldiğini bildirdi. Satman, fiziksel aktivite azlığının da diyabet riskini artırdığına dikkati çekerek, herkesi günlük yaşamda daha aktif olmaya, düzenli egzersiz yapmaya çağırdı.

Gönderen Unknown

28 Ağustos 2012 Salı

Diyabet: Hastalık bazı türü nedeniyle şekillenir basınç hormonların kan şekerinizi yükseltebilir. Bu nedenle, kan şekeri seviyenizin yemek mümkün değilken bile yüce olabilir. Kan şekeri düzeyleri de kontrol etmek zorlaşabilir. kan şekeri düzeyleri yeterince yüksek bulursanız, diyabetik DKA denilen hayatı tehdit eden bir duruma yol açabilir.

Diyabetik ketoasidoz:

Diyabetik ketoacidsis (DKS) vücudunuzun ketenler denilen kan asitlerin çok yüksek seviyede üreten oluşur diyabetin ciddi komplikasyonlarından biridir.

İnsülin Pompası:

Bir insülin pompası diyabeti olan bazı insanlar tarafından kullanılan bir insülin teslim makinesi. Bir kemer üzerinde aşınmış veya poşet içinde konabilir biraz pille çalışan makine, sadece cilt altına yerleştirilen ve put olarak bantlanmış bir dar yapay tüpüne bağlı. Pompa programı kullanmak İnsanlar gün boyunca durmadan insülin teslim etmek ve kan şekeri yükselir tutuş için insülin ilave doz serbest bırakmak için.

Bir pompa İnsülin ikinci el genellikle üç / dört saat içinde kaybolur. Bir zorluk da infüzyon seti veya pompa ile oluşursa, Diyabetik ketoacidsis saat içinde genişletebilirsiniz. Sen Diyabetik ketoacidsis nedenleri ve uyarı işaretleri farkında olmalıdır. Emin kan şekerinizi yapmak gerekecektir insulin_pump her iki üç saatte bir hasta olduğunda. Sen her zaman elde edilebilecek idrar ketene test şeritleri olmalıdır. Ayrıca kan şekerinizi kontrol edilir bekleyen yüksek kan şeker tedavisi için bir şırınga ile insülin enjekte etmek gerekebilir.

İnsülin pompası kullanıcılar ile yüksek kan şeker nedenleri
:

Herhangi bir hastalık, enfeksiyon, cerrahi işlem.

İnfüzyon yerinde Hastalığı.

Karışım set çıkardı ya da bağlantısını kesti.

Fiziksel veya hareketli stres.

İnsülin hotness aşırı maruz kalmaktadır.

Biraz ilaçlar kan şekeri düzeylerini artırabilir.

Yaşlı veya insülin sona erdi. Açıldıktan sonra, insülin 30 gün için iyidir.

Karışım seti 4 gün daha uzun olmuştur.
Gönderen Unknown