Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
diyabet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyabet hastalığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2012 Salı

Diyabet vakalarındaki artış, kalp damar hastalıklarının daha sık ve erken yaşlarda görülmesine yol açıyor. İşte bu yüzden diyabetiklerin kalp damar hastalığı açısından dikkatli olmaları, şikayetleri olmasa da periyodik olarak kalp muayenesinden geçmeleri öneriliyor. Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme düzeni, son 12 yılda diyabetin görülme oranını yüzde 7’den yüzde 12’ye yükseltti. Diyabet vakalarında görülen artış, kalp damar hastalıklarındaki artışı da beraberinde getirdi. Bu etkileşim sonucunda diyabet hastalarının ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kardiyolojik rahatsızlıklar aldı. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Topsakal, diyabetin başta kalp, göz ve böbrek olmak üzere vücudun tüm damar sistemlerini etkilediğini belirterek, “Diyabetiklerin kalp damar hastalığına yakalanma riski erkeklerde 2-3, kadınlarda ise 4-5 kat daha fazla oluyor. Bu nedenle diyabet vakalarındaki artışı önlemek için, sağlıklı beslenme ve düzenli yaşam tarzına dikkat etmek gerekiyor” diyor.

Damar Sertliğine Yol Açıyor

Kandaki şeker düzeyinin yüksekliği, damar içinde yer alan “endotel” adlı koruyucu tabakayı bozarak, damarın yapısını etkiliyor ve kireçlenmesini artırıyor. Damar duvarındaki kireçlenme ise damar sertleşmesine (ateroskleroz) yol açıyor. Bu sorun, hem büyük damarlarda hem de küçük damarlarda oluşabiliyor. Damar sertliği de kalp yetmezliğine hatta ani ölümlere neden olabiliyor. Hastalar kimi zaman diyabetik olduğunu bilmeden, kalp hastalığı şikayetiyle doktora başvuruyor ve yapılan tetkiklerde kan şekeri seviyesinin yüksek olduğunu öğreniyor. Diyabet hastalarında oluşan rahatsızlıklar genelde belirtisiz seyrediyor. Bu nedenle kişiye kalp krizi geçirdiği ya da kalbinin zayıfladığı belirtildiğinde açıklamalar inandırıcı gelmiyor, kalp sağlığının yerinde olduğunu iddia ediyor.

Yüksek Tansiyonla Belirti Veriyor

Diyabet hastası, kalp damar hastalıkları nedeniyle hekime başvurduğunda öncelikle fiziki muayeneden geçiriliyor. Ardından elektrokardiyogram (EKG) çekiliyor, ekokardiyografiyle (EKO) kalp gücü kontrol ediliyor. Diyabet ve kalp damar hastalığının, yüksek tansiyonla birlikte görülme sıklığı da artıyor. Kişide tansiyon yüksekliği varsa, kalp hastalığı riski daha da yükseliyor. Yapılan tetkiklerle kalpte bölgesel olarak kasılma bozukluğu ya da genişleme olup olmadığı kontrol ediliyor. Efor testiyle kişinin kalp kapasitesi değerlendiriliyor. Şüpheli durumlarda yapılan stres testiyle kalbin kanlanma düzeyi incelenerek, gerekli görülmesi halinde koroner anjiyografi yapılarak hastalarda kalp damar hastalığı olup olmadığı kontrol ediliyor. Riskli yaş grupları erkeklerde 45, kadınlarda 55 kabul ediliyor. Bununla beraber, yapılan çalışmalar 30-35 yaşlarında kalp krizi geçiren, kalbi zayıflayan hasta sayısının da ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor.

Risk Grubuna Göre İlaç Kullanılmalı

Kolesterolün vücut için gerekli bir madde olduğunu ancak yüksek seviyede olmasının kalp damar hastalığına yol açtığını belirten Prof. Dr. Ramazan Topsakal, “Kolesterol değerleri yüksek seviyede saptanırsa düşürülmesi gerekiyor. Özellikle diyabetik kişilerde, kalp damar hastalığı olanlarda, sigara içenlerde, hipertansiyon hastalarında ve kilolu kişilerde kolesterol düzeyinin düşürülmesi konusunda ısrarcı olunması önem taşıyor. Kolesterol düzeyi aynı olsa bile diyabet, sigara içimi ve hipertansiyon gibi risk faktörü olan bir hastada, diğerlerinden daha fazla kalp damar hastalığı olabiliyor. Risk faktörü yüksek olan kişilere ilaç verilmesi gerekiyor. Yani kolesterol değerine göre değil, hastanın riski oranına göre ilaç kullanmak önem taşıyor” diyor.

Tedavide Egzersiz Önem Taşıyor

Diyabet hastalarına kalp hastalığı tanısı konmasının ardından, sıra tedaviye geliyor. İlk yöntem, yaşam tarzı değişikliği oluyor. Kandaki şeker düzeyinin kontrol altına alınması, egzersiz ile fazla kiloların atılması, tansiyonun normal değerlere çekilmesi hem önlem hem de tedavi yöntemi olarak gerekli görülüyor. Ancak bu yöntemler yeterli olmazsa ilaç tedavisine başlanıyor. Gerekli görüldüğü durumlarda bazı hastaların kalp damarlarına balon ya da stent tedavisi de uygulanabiliyor. Fakat diyabetiklerde karşılaşılan tablo, genellikle by pass ameliyatını gerektiriyor. Hastalar çoğunlukla cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor.

Gönderen Unknown

1 Aralık 2012 Cumartesi

Türkiye de 13 yıl aradan sonra yapılan bir bilimsel çalışma, Türk insanının kilosunun yanı sıra bel ve kalça çevresi genişliğinin giderek artmasına paralel olarak, diyabet hastalığı görülme sıklığının da neredeyse iki kat arttığını ortaya koydu.

İlki 1997 yılında yapılan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojim Hastalıklar Prevelans Çalışması nın ikincisi (TURDEP-2), çok sayıda bilim adamının katılımıyla 18 Ocak - 15 Haziran 2010 tarihleri arasında, 5 coğrafi bölgedeki 15 kentte, her bir kentin 6 şar ilçesi ve bu ilçelerin 3 er mahallesinde titizlikle gerçekleştirildi. Çalışmada 20 yaş üstü 16 bin 696 u kadın ve 9 bin 327 si erkek olmak üzere 26 bin 499 kişinin laboratuvar sonuçları incelendi.

Prof. Dr. İlhan Satman ın yürütücülüğünde çok sayıda bilim insanının katıldığı ve pek çok kurumun desteklediği TURDEP-2 çalışmasının ön sonuçları , Antalya nın Serik ilçesine bağlı Belek beldesinde düzenlenen 32. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi nde açıklandı.

Prof. Dr. İlhan Satman ın açıkladığı çalışmanın ön sonuçlarına göre, Türk kadının boyu 13 yılda 1 santimetre uzayarak ortalama 159, Türk erkeğinin boyu da 1 santimetre uzayarak ortalama 171 santimetreye ulaştı. Aynı dönemde Türk erkek ve kadın yetişkinlerin ortalama ömürlerinin dört yıl uzadığı da belirlendi.

Hem Bel, Hem Kalça Büyüyor

TURDEP-1 ve TURDEP-2 de elde edilen sonuçlara göre, 13 yılda Türk kadını 6 kilo alarak, ortalama ağırlığı 72 kilograma, Türk erkeği de yine 7 kilo alarak ortalama ağırlığı 80 kilograma yükseldi. Son çalışmada, kadınların beden kitle endeksi 28,72, bel çevresi 93, kalça çevresi de 109 santimetre olarak ölçüldü.

Beden kitle endeksi, 27,16 olarak hesaplanan Türk erkeğinin bel çevresi 97, kalça çevresi de 105 santimetre olarak ölçüldü.

Her iki çalışma sonuçları 13 yılda kadınların bellerinin 6, erkeklerin bellerinin 7 santimetre arttığını ortaya koydu ancak aynı sürede kadınların kalça çevresinin erkeklere göre daha da arttığı dikkati çekti. Bu dönemde kadınların kalça çevresi 7, erkeklerin kalça çevresi ise 2,8 santimetre arttı.

Çalışmanın sevindiren tek sonucu ise çalışmaya katılan deneklerin sigara kullanımıyla ilgili oldu. Çalışma, 13 yılda sigara içenlerin oranının yüzde 42 azaldığını ortaya çıkardı.

Çalışmanın yürütücüsü Prof. Dr. İlhan Satman, 13 yıl arayla tekrarlanan TURDEP-1 ve TURDEP-2 çalışmasının, yaş ilerledikçe diyabet görülme sıklığının arttığını gösterdiğini de vurguladı. Satman, en ürkütücü rakamı ise, Türkiye de diyabet prevalansı 1997 yılında TURDEP-1 ile yüzde 7.2 iken, 2010 yılında yüzde 13,7 ye ulaştı diye açıkladı.

Satman, Türkiye de Bozulmuş Glukoz Toleransı (BGT) Prevalansı nın da 1997 de yüzde 6,7 iken 2010 yılında yüzde 13,9 a yükseldiğinin altını çizdi. Satman, diyabet ile bozulmuş glukoz toleransı prevalansındaki olumsuz değişikliklerin başlıca nedenlerini de nüfusun yaşlanması ve obezite olarak sıraladı.

Satman, Türk erişkin popülasyonunun ortalama 4 yıl yaşlandığını, ayrıca Türkiye de obezite prevalansının 1997 de yüzde 22,3 iken 2010 da yüzde 31,2 ye yükseldiğini bildirdi. Satman, fiziksel aktivite azlığının da diyabet riskini artırdığına dikkati çekerek, herkesi günlük yaşamda daha aktif olmaya, düzenli egzersiz yapmaya çağırdı.

Gönderen Unknown