Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
Besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013 Çarşamba

Besin Destekleri vol.1
Merhaba.

Çağımızın sağlıklı yaşam alanındaki en tartışılan konularından birine el attım. Eyvah eyvah. :)
Besin desteği, yediğimiz gıdalara ek olarak alınabilen, vücudumuzdaki bazı eksiklikleri kapatmaya yönelik veya beslenmeyi tamamlamaya yönelik ürünlerdir. Şu an besin destekleri "wellness" sektöründeki en hızlı büyüyen alanlardan biri hatta sanıyorum ilk sırada. 

Bu konuda en çok söylenen/duyulan şey; doğru beslenilirse besin desteğine ihtiyaç olmadığıdır. Kulağa mantıklı geliyor. Teorik anlamda da mümkün. Buna katılıyorum. Hatta insanların kardeş olduğu, dış etkenlerin olmadığı, hayatın bayram olduğu paralel evrende bu "her şartta" doğru olabilir. :) Araştırmalar ise aynı görüşte değil zira günlük yaşam tarzımız idealden çoooook uzakta.

Dünyada tıp okullarına baktığımızda Harvard Üniversitesi ilk sırada geliyor. Fena değil. :) Harvard Üniversitesi'nin bu konuda yayınlamış olduğu bir makale var. Orada söylediği şey, çok iyi bir beslenme modeliyle bir insanın yeterli düzeyde besin alabileceği (vitamin, mineral tarzı mikrobesinlerden bahsediyorum) fakat aslında Sağlık Bakanlıkları tarafından belirlenen minimum düzeyleri büyük çoğunluğun karşılayamadığıdır. Çok sağlıklı beslenen ve yaşayan (unutmayalım ki sağlık sadece beslenmeden ibaret değil) kişiler belki az bir fayda sağlayabilir ama genel olarak her gün bir multivitamin/multimineral alımı iyi beslenme için sigortadır diyor. 

Aynı makalede besin desteği kullanımının zararlı olabileceğine yönelik pek fazla kuvvetli bilgi olmamasına rağmen, besin desteklerinin insanları ciddi hastalıklardan korumada faydalı olabileceğine dair çok ciddi kanıtların olduğu yazmaktadır. 

Tabloda (sağlıklı Türkçe versiyonunu bulamadım, ne tesadüf) günlük alınması gereken (vitamin ve minerallerin) minimum değerler var. Her gece yatağa yattığımızda aldığınız fosfor miktarını, kalsiyumu, vitamin E'yi düşünüyor musunuz? Tabii ki hayır. Bir şeyler eksik kalıyor olabilir mi mevcut gıdaların durumu, beslenmeniz ve dış etkenler vb. nedenleri düşününce? :)

Mehmet Öz de bu konuda bir yazı yazmış. O yazısında araştırma sonuçlarının multivitaminlerin kanseri önlemede ciddi fayda sağladığını ortaya çıkardığını ve multivitamin kullanılmasının daha birçok konuda fayda sağladığını yazmış. Ciddi şekilde de tavsiye ediyor. 

Benim bu konuda en çok garipsediğim şey şu. İlaçları, yan etkilerine ve yol açabileceği sorunlara aldırmaksızın sorgu sualsiz yutarken besin desteklerine karşı Çanakkale geçilmez taktiği uygulayan çok fazla kişiyi bizzat tanıyorum. (oran çok yüksek) Bugün eczaneye gidip kafama göre ilaç hiç almadım diyen kaç kişi vardır? Komşunun tavsiye ettiği ilacı koşa koşa eczaneden alan ve kullanan sizce ne kadar insan var? Bu konuda şöyle bir makale var: Link

Makale; İngiltere'de bulunan ve uluslararası çalışan bir kuruluşun (Alliance for Natural Health International) yaptığı bir araştırma ile ilaçların besin desteklerine (ilaç ile besin desteğinin farklı şeyler olması...) oranla 62000 kat (altmış ikibin) daha öldürücü olduğunu ortaya çıkarmış olduğunu yazıyor. Yani, ay başım ağrıyor, hemen ağrı kesici alalım, x'e şu ilaç iyi geliyor hemen alıp içelim hareketleri bir multivitamin almaktan çok çok daha riskli. Risk bizim göbek adımızdır dersek, o ayrı. :)
Beğeniriz, beğenmeyiz ama batılı toplumların sağlıkla alakalı bilinçlenmesinin bizden çok ileride olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi belki de doğru kaynakların insanlara ulaşması konusunda başarılı olmalarıdır, bilemiyorum. Bir araştırma, ki araştırmayı yapan CDC adlı ABD'nin resmi sağlık kuruluşu, şu anda ABD'de yaşayan insanların yarısından çoğunun (ki bu başka bir kaynakta %70 diye geçiyordu) herhangi bir besin desteği kullandığını ve multivitamin/multimineral kullanımının başı çektiğini yazıyor. Yukarıda zaten CDC'den alınmış grafik var. Görülebillir ki 2006'da %50lerde geziyor ortalama ve kadınlar erkeklerden daha fazla kullanıyor. Bizde herhalde böyle bir araştırma olsa kullanım oranı %5 ya çıkar ya çıkmaz. 

Buradan benim çıkardığım özet şu. Şimdi 2 olasılık var. Ya kullanmayanlar ve hatta çeşitli sebeplerle karşı çıkanlar doğru bilgiye sahip, ya da kullananlar. (Böyle bir şeyin varlığını dahi bilmeyip kullanmayanları hariç tutuyorum elbette) Kullanmayanlar haklıysa kullananlar bir miktar parayı kendi aslında kendi sağlıklarını göz önünde bulundurarak harcıyorlar. (bilgi yanlışsa bu para boşa gidiyor diyelim) Kullananlardaki bilgi doğruysa, kullanmayanların kaybedebileceklerini sanıyorum sadece para ile hesaplayamayız. Ortaya çıkabilecek manevi sıkıntılar oldukça fazla. Neden bunu söylüyorum? Bilimsel anlamda eğer vücudumuzda mineral, vitamin tarzı mikro besleyiciler uzun süre eksik kalırsa ciddi hastalıklara yakalanma olasılığı oldukça yükseliyor. Bununla ilgili ziyadesiyle fazla kaynak mevcut. İyice tez yazısına dönmesin diye oraya girmiyorum.


Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bir yazısında; besin destekleri ile ilgili başvurduğunuz doktorların çoğu sağlıklı beslendiğiniz takdirde besin desteklerine ihtiyacınız yok dese de siz inanmayın çünkü o doktorların da çoğu bunlardan destek alıyor demektedir. İronik geldi mi? :) Sağlığa Giden Yol kitabında Ross Walker'da doktorların çoğunun bunları kullandığını ama tavsiye etmediğini söyler. Oley o zaman!




Bu konuda uzman kişilerin görüşüne katılıyorum. Besin destekleri hiçbir zaman yiyeceklerin kendisinin yerine geçmez. Zaten adı üstündedir ki, yediklerimize destek olması amaçlı böyle bir kavram vardır. Yediğimiz şeylerdeki enerji kaynaklarına, posaya falan her türlü ihtiyacımız var. Bunu göz ardı etmeden vücudunuzun ihtiyaçları konusunda farkında olabilirseniz, işinize yarayabilir. Hayat sizin hayatınız olduğu için bu yazının amacı sadece bilgi vermektir. Bu bilgileri lehinize çevirebilme konusunda sizin kendi yetiniz ön plana çıkacaktır. 

Sevgiler. 

Dipnot: Bu konuda daha yazılabilecek çok şey var o yüzden vol. 1 dedim. Devamı gelecek. 

Gönderen Unknown

31 Ocak 2013 Perşembe

Dişleri güçlendiren 5 besin

Doğru beslenme dişleri güçlü tutuyor. Uzmanlara göre, 5 kuvvetlendirici besini tüketerek dişlerinizi güçlü tutabilirsiniz.
Uzmanlara göre, 5 kuvvetlendirici besini tüketerek dişlerinizi güçlü tutabilirsiniz.
Süt: Kemiklere olduğu kadar dişler için de kalsiyum açısından önemli bir yer tutuyor. Diş eti hastalıklarına karşı korumaya yardımcı oluyor ve çene kemiğini güçlendiriyor. Son zamanlarda birçok hastalığı engellemede önemli rol oynadığı belirlendi.
Somon: Somon balığı ve uskumru gibi yağlı balıklar, diş ve diş etini korumayı sağlayan ve kalsiyum açısından zengin bir besin… Somon balığında bulunan D vitamini ağız sağlığı için çok önemli… Özellikle çocuklarda diş gelişimine yardımcı olan besinlerin başında yer alıyor.
Portakal: Portakal gibi turunçgiller, bağ dokusunu güçlendirerek diş etlerinizin sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. Ayrıca diş eti iltihabını önlüyor. Aynı zamanda içindeki florun sayesinde, dişin sert tabakasının yapısını geliştirerek, dişleri ağız içinde oluşan asitlere karşı koruyor.
Çilek: Çilek de, portakal ve diğer narinciye meyveleri gibi C vitamini açısından zengin. Diş etlerinin gücünü ve bütünlüğünü koruyor. Mevsiminde olgun bir çileği ezerek dişleri fırçalamak, dişlerin beyazlamasını sağlıyor.
Su: Gıda atıklarının temizlenmesine yardımcı oluyor. Tükürük seviyesini yükseltiyor. Tükürüğün en önemli özelliğinden biri diş çürümesine engel olmak… Su aynı zamanda diş minesinin zarar görmesini ve diş çürüklerine engel oluyor.


Gönderen Unknown

18 Ocak 2013 Cuma

Bebekleri Nasıl Beslemeli, Beslerken Nelere Dikkat Edilmeli?

Bebeğimizin sağlıklı gelişimi için beslenme çok önemlidir. Peki bebeğimiz doğumunda itibaren hangi besinlerle ne kadar beslenmeli? Bebeğimizi beslerken nelere dikkat etmeliyiz? Bugün bu konuları hakkında bilgiler sunacağız sizlere..


Ay Ay Bebeğinizin Beslenmesi Nasıl Olmalı;


Bebeğiniz için en önemli ve uygun besin anne sütüdür. Özellikle ilk 6 ay anne sütü bebeğin tüm besin ihtiyacını tamamen karşılar. Normal şartlar devam ettiği sürece başka hiçbir ek bir besine ihtiyaç duyulmaz. Ek gıdalara 6. aydan sonra başlanmalıdır. Bebeğinize yalnızca anne sütüyle beslendiği dönemde su vermenize gerek yoktur. İshal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum olursa verdiğiniz su mutlaka öncesinde kaynatılmış olmalıdır. Bebeğinizi mümkünse 2 yaşına gelene kadar emzirmelisiniz.


Elma ve/veya şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püresi ilk başlanacak ek besinlerdir. Alerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et bebeğinize vereceğiniz ilk besinler arasında yer almaz.


Sebze püresini başlangıçta havuç, patates, pirinç ve yağ ekleyerek  hazırlamalısınız. Zaman içinde maydanoz, kabak, ıspanak, kereviz, karnabahar gibi sebzeler ekleyebilirsiniz. Pırasa ve taze fasulye gibi sebzeler, püre haline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde sebze püresinde kullanılmayabilir. Bekletilme süresine bağlı olarak sebzelerde vitamin kaybı olduğu için sebze püresini günlük hazırlamanız ve tüketmeniz önemlidir. Patlıcan vitamin ve mineral içermediğinden bebeğiniz için uygun bir besin değildir.


6-12 aylar arasında bebeğinizin demir gereksinimi artar. Bu nedenle ek besinlerin içeriğinin demirden zengin olmasına dikkat etmelisiniz. Demirden zengin ve demir yararlanımı yüksek besinler karaciğer, kırmızı et, tavuk etinin beyaz olmayan kısımları ile demirden zenginleştirilmiş tahıllı bebek mamalarıdır. Yumurta sarısı, kuru baklagiller demirden zengindir ancak emilimi düşüktür. Bunlarda var olan demirden yararlanmak için, C vitamininden zengin domates, turunçgiller, sivri biber gibi besinlerle birlikte hazırlanmalıdır. Yeşil yapraklı sebzeler de iyi demir kaynaklarıdır.


İlk 6 ay sadece anne sütü



6. ayı dolunca:



  • Anne sütü

  • Yoğurt (ilk başlanacak ek gıda)

  • Meyve püresi

  • Pirinç unu


7. ayı dolunca:



  • Anne sütü

  • Yumurta sarısı (Azdan başlayıp bir hafta içinde tama çıkılır.)

  • Meyve püresi

  • Yoğurt

  • Et (tavuk eti, dana eti)

  • Sebze püresi veya sebze çorba

  • Pekmez


8. ayı dolunca:



  • Anne sütü

  • Kıymalı, sebzeli hafif ezilmiş ev yemekleri

  • Kahvaltıda tam yumurta veya pastörize peynir (tuzu alınmış)

  • Kurubaklagil (Kuru fasülye, nohut, mercimek) çorbaları veya ezmeleri

  • Meyve suyu veya meyve püresi

  • Pekmez

  • Yoğurt


9. ayı dolunca:


Artık aile sofrasına, çocuğa uygun kaşık, çatal kullanarak oturabilir. Ancak

günlük menüsünde aşağıdakiler mutlaka olmalıdır.



  • Anne sütü

  • Ev yemekleri

  • Tarhana, mercimek çorbası, unlu ve yoğurtlu çorbalar

  • Yoğurt

  • Pastörize peynir

  • Yumurta – Etler (tavuk eti, balık eti, dana eti)

  • Taze meyve veya meyve suyu


Anne Sütü Alamayan Bebeğin Beslenmesi Nasıl olmalı;


Bebek beslenmesindeki en önemli unsur anne sütüdür. Bebeğinizi zorunlu haller dışında ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelisiniz. Eğer anne sütü veremiyorsanız hazır mama verebilirsiniz. Bu dönemde, ilk 2 ayda bebeğinizin en az hazır mama gereksinimi günde 600 ml’dir. İlk 6 ayda inek sütünden kaçınmalısınız. Eğer ekonomik yetersizlik nedeni ile inek sütü veriyorsanız, yoğurdu 1/2 oranında sulandırılarak verebilirsiniz.


Bebeğiniz doğum kilosunun iki katına ulaştığında, günde yaklaşık 1 litreden fazla mama tüketiyorsa, üç saatten daha sık aralıklarla besleniyorsa ve açlığa bağlı sürekli huzursuzluğu varsa katı besinlere geçiş için hazırdır. Altıncı aydan önce verilen ek besinlerin az posa bırakan, glütensiz ve püre kıvamında olmasına özen göstermelisiniz. Glüten buğday, yulaf, çavdar ve arpada bulunur. Bu nedenle bunlardan elde edilen tahılları ilk 6 ayda kullanmamalısınız.


Besleyici değeri düşük nişasta da bebeğinizin beslenmesinde yer almamalıdır. Pirinç unundan yapılmış muhallebi, yoğurt, meyve ve sebze püresi bebeğinize ilk vereceğiniz ek besinlerdir. 6 ay’dan sonra bebeğinizin beslenme şekli belirtilen beslenme tablosuna uygun olarak devam etmelidir.


Bebeğiniz 1 yaşına geldiğinde yemekleri iyotlu tuz (ailede herkesin yediği yemekler) ile pişirilmelidir. Tuzu yemek piştikten sonra koymalısınız. İlk 12 ayda, bebeğinizin günlük süt gereksiniminin tümünü inek sütü ile karşılamanız önerilmez. Çünkü bu dönemde, barsak geçirgenliği fazladır. Dolayısıyla inek sütü alerjisi diğer dönemlere göre daha sıktır. İnek sütünün, yoğurt ya da muhallebi biçiminde tüketilmesi sindirim sistemi için daha az sorun oluşturmaktadır.


Beslenmenin yeterliliği, bebeğinizin ayına uygun gereken kiloyu almasıyla anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrollerine götürmelisiniz.


Anne sütünü saklama koşulları: Sağılan anne sütü temiz bir cam kapta (kapağı ve cam şişesi 5 dakika süreyle kaynatılmış) oda ısısında 6 saat, buzdolabında 24 saat saklanabilir. Gerektiği zaman anne sütünün bulunduğu cam kap, sıcak bir su içine konularak ısıtılıp bebeğe verilebilir.


Bebeğinize Ek Besinler Verirken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar;




  • Ek besinler verirken emzirmeye mutlaka devam etmelisiniz.

  • Besinin bebeğinizin boğazına kaçmasını önleyebilmek için başının altına yastık koyarak

    yarı oturur pozisyona getirmelisiniz.

  • Ek besinleri bebeğinize tatlı kaşığı ya da fincan ile vermeli, biberon kullanmamalısınız.

  • Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlamalısınız. İlk kez verdiğiniz diğer gıdalara en az üç gün, tercihen yedi gün arayla başlamalısınız. Böylece bebeğinizin yeni besine alışması için zaman tanımış olur ve alerjik reaksiyon gelişirse hangi besinden kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

  • Bebeğiniz ek besin aldıktan sonra alerjik reaksiyon gösterirse besini kesmeli, mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

  • Yeni bir besine başlarken bebeğinizin aç olmasına dikkat etmelisiniz. Bebeğinizi istemediği besinleri yemesi için zorlamamalı, aradan vakit geçtikten sonra yeniden denemeli ya da sevdiği başka bir besin ile karıştırarak şansınızı denemelisiniz.

  • Bebeğiniz için hazırladığınız ek gıdaların her zaman taze olmasına, hazırlarken hijyenik koşullara dikkat etmelisiniz.

  • Dondurulmuş yiyeceklerden, katkı maddesi içeren hazır besinlerden, kızartmalardan ve konserve gıdalardan kaçınmalısınız.

  • Yemeklere tuz ve şeker eklememeli, acı ve baharat koymamalısınız.


12. aydan itibaren bebeğinize özel bir besin hazırlamanıza gerek yoktur. Ailenin diğer üyeleri için hazırlanan besinler, bebeğiniz için de uygundur.


 


Bebeğinize 2 aydan önce verilmesi tavsiye edilmeyen ürünler, besinler;



  • Az pişmiş yumurta,

  • Çiğ yumurtadan yapılan mayonez, dondurma,

  • Hazır pişmiş tavuk,

  • Pastörize sütten yapılmamış peynir,

  • Midye.



Bebeklerin Farklı Aylarda Tüketebilecekleri Besinler;




  • 0-6 ay emme yutma becerileri ön planda /  sıvı besinler,

  • 4-7 ay öğürme refleksi dil arkasına kayar / püre kıvamında besinler,

  • 7-12 ay ısırma çiğneme, dilin yan hareketlerinde gelişme ve besinlerin öne itilmesi hareketleri / ezilmiş ve parçalanmış besinler,

  • 12-24 ay döndürme tarzında çiğneme hareketi / erişkin tip beslenme.



Google arama etiketleri:
[  dengeli beslenme posteri,  ]


Gönderen Unknown

28 Aralık 2012 Cuma

En sağlıklı 10 kış besini
Amerikan Sağlık Örgütü, kışın tüketilmesi gereken 10 besini açıkladı. İşte 10 besin:

Kabak
En verimli etkiyi ekim-kasım aralığında gösteriyor. Kabağın en önemli özelliği, her türlü pişirme usulüyle tüketilebilmesi ve etkisini koruması. Beta-karoten ve antioksidan kaynağı olan kabağın, kalp hastalıkları ve yaygın kanser türleriyle savaşabildiği biliniyor.

Brüksel lahanası
Lif, K vitamini ve magzenyum deposu. Eylül-şubat ayları arasında taze bulunabiliyor. Günde 4 ile 6 adet tüketmek C vitamini ihtiyacını karşılıyor.

Greyfurt
Likopen ve C vitamini kaynağı olan greyfurtlar, özellikle prostat başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı koruyor.

Lahana
Yılın her dönemi bulunan ve A, B6, C ve K vitaminleri yönünden zengin lahanaların, özellikle kışın kırmızı çeşitlerini tüketerek de, kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmanın mümkün olduğunun altı çiziliyor.

Kestane
B vitamini, potasyum, bakır ve magnezyum deposu olarak gribe karşı etkili bir silah görevini üstleniyor.

Brokoli
Yılın her mevsimi bulunması mümkün olan brokoli, A, C, K vitaminleri ve kalsiyum, demir ve magnezyum içeren mineralleri sayesinde, mükemmel bir antioksidan kaynağı ve göz dostu.

Tatlı patates
Doğada en taze haliyle kasım-aralık veya nisan-mayıs aylarında bulmak mümkün. Düşük kalorisine rağmen besin değeri hayli yüksek olan patatesler müthiş bir lif deposu.

Pırasa
Vitamin ve mineral yönünden en zengin sebze. Kan değerleri düşük kimselere önerilen pırasanın kolon ve prostat kanserine karşı kanıtlanmış etkisi de biliniyor.

Turp
Sadece kabuğu bile günlük A ve K vitaminleri ihtiyacını yüzde 100 karşılayan turp, C vitamini, potasyum ve kalsiyum zenginliğiyle en güçlü antioksidanlardan.

Sarmısak
Sadece kışın tüketilmese de, kışın yakalanma riski artan enfeksiyon hastalıklarına karşı sarmısak tüm menülerle tüketilmesi önerilen bir mucize besin olarak öneriliyor.

Gönderen Unknown

28 Ağustos 2012 Salı

Mide yanması uygunsuz bir yaşam tarzı ve bakteriyel enfeksiyon yoluyla herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Bu, kontrol edilebilir ve semptomlar önemli ölçüde yaşam biçimi ve bazı gıda alışkanlıkları değiştirerek azaltılabilir.

En sık mide ekşimesi sorunu yediğimiz gıdaların tür kaynaklanır. Sağlıksız ve yağlı besinler olması mide asit üretimini artırabilir. Aynı zamanda da mide ekşimesi neden sindirim sürecini yavaşlatır. Asit reflü veya mide ekşimesi muzdarip insanlar bu tür yiyeceklerden uzak durmak, böylece gıda maddeleri bu sorunu artırabilir olduğunu bulmaya çalışmalısınız. Sizin için daha kolay hale getirmek için, burada genellikle mide ekşimesi neden olabilir, bazı gıda maddelerinin bir listesi:

Meyve: turuncu gibi turunçgiller, limon asit üretimi neden olabilir. Bunların dışında, greyfurt, kızılcık ve suları da mide ekşimesi sorunu artırabilir.
Sebze: Domates doğada çok asidik olan bir sebzedir. Bu tür çiğ soğan, biber ve biberi gibi diğer sebzeler de kaçınılmalıdır.
Süt ürünleri: Süt gibi milk shake gibi öğeleri, ekşi krema, dondurma, yumurta, peynir Her tür de mide ekşimesi şansını artırır.
Etler: etler yağ içeriği çok yüksek ve hazmı çok zaman alır. Sığır eti gibi etleri kaçının, Buffalo kanatları, tavuk parçaları vb
Yağlı gıdalar: kızartılmış gıdalar, sindirim sistemi için iyi değildir. Bu, cheeseburger önlemek için patates ve kızarmış diğer fast food iyidir.
İçecekler: kafein gibi çay ve kahve içeren alkol, soda ve diğer içeceklerin aşırı alımının mide ekşimesi başlıca nedenleridir.
Çikolata: Eğer mide yanması şikayeti varsa herhangi bir biçimde tüketen çikolata, bunu yeme ve içme olarak, en iyi önlenir.

Bu sorunu önlemek için en iyi yolu şeker, yağ, baharat ya da kafein yüksek olan bu tür gıda kaçınmaktır. Tüm bu maddeler mide ekşimesi bilinen nedenleridir. Yavaş yiyin ve sindirim sistemini aksattığını önlemek için küçük porsiyonlara sahip çalışın.
Gönderen Unknown