Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013 Çarşamba

Farkında Olmak ya da Olmamak...
Merhaba!

Farkındalık üzerine yazmak istedim bugün. Aşağıdaki videoda bir farkındalık testi var. Bir bakın bakalım ne olacak...


Farkındalık derin derin incelenebilecek bir konu ama bu yazı bir başlangıç olsun niyetindeyim. Yoksa kaybolabilirim içinde. Kaybolduğumu da farketmezsem çok fena :)

Önce farkındalığı tanımlamak gerekiyor sanıyorum. Google'a sorsanız tanım bol ama şahsen şöyle tanımlıyorum; farkındalık bana göre an'da kalabilme durumu. O an olan biten şeyler, nesneler, yaptıklarınız, insanların yaptıkları vb. akla gelen her konunun neden öyle olduğunu bilme ve anlamlandırabilme yeteneği. Fakat çok fazla duyduğum şeylerden bir tanesi; geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygılarıyla yaşıyorsanız an'da kalamazsınız. İnsanların büyük çoğunluğunun böyle yaşadığını varsaysak yanılmış olmayız herhalde. Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz bilemem. :)

En klişe görüntüsüyle böyle bir durum (daha klişesini bulamadım):


Bir bilinç durumundan bahsediyoruz aslında. Fakat sokağa çıkıp anket yapsak ve tek soru sorsak; "bilinçli yaşıyor musunuz?", cevaplayan herkes "elbette, tabii ki, muhakkak" diye cevap verir. Herkes kendisinin bilinçli yaşadığını düşünüyor. Bilinçsiz olduğunu kabul etmenin negatif bir anlamlandırması var. Kulağa hoş gelmiyor.

Bilimsel bir gerçek var ki yaptığımız çoğu şeyi "otomatik" yapıyoruz yani bilinçaltımızdan gelen, önceki bilgilerimize, tecrübemize vs. dayanan bir sistemimiz var. (Psikolojik detaylara girmiyorum, konu konu ileride detaylandırırız.) Yani el yıkarken aha şimdi sabunu sürmeliyim, sonra ellerimi ovuşturmalıyım diye düşünmüyoruz. Diş fırçalarken de hmm şimdi biraz da azı dişlerimi çapraz fırçalayayım demiyoruz. Bu da bize zaman kazandırıyor. Otomatik davranışların sunduğu en iyi avantaj bu; zaman kazandırmak. 

Fakat küçükken köpekten korkmuş bir çocuğun yetişkin halde de gördüğü en ufak, saldırgan görünmeyen köpekten bile korkması da aynı otomatik davranıştır. Kişi bunun farkında olmadığı sürece korkmaya devam eder çünkü neden korktuğu konusunda bilgisi ve farkındalığı yoktur. Otomatiğe bağlamanın en önemli dezavantajı geçmişte bilinçaltımızda oluşan tahribatın ya da kalıpların (şema) bize her zaman yardımcı olmayan şeyler yaptırmasıdır. Bu arada deminki uydurma anket yapsak sorusu vardı ya, ona verilen cevaplar bile çoğunlukla otomatik olur, o derece. :)

 http://blog.lib.umn.edu/meyer769/section16&17/Phobia-Symptoms.jpg

Dr. Phil diye bilinen Phil McGraw'un şöyle bir sözü var: "Hareket olmaksızın farkındalık değersizdir." Dolayısıyla sadece farkında olmak, "ben acayip farkındayım ya xd" demek de yetmiyor. Farkında olmak kavramından sonra içgörü geliyor yani farkında olduğunun farkında olmak. Kişinin kendisiyle empati kurabilmesi, davranışlarının neden olduğunu anlamlandırması gibi bir durum. 

Karışık geliyor kulağa biliyorum ama şahsen yaşadığım tecrübe; yaşadığım farkındalıklar arttıkça içlerinden bazılarıyla ilgili yavaş yavaş içgörülerimin de oluşmaya başladığıydı. Bu da aynı davranış kalıplarının, örneğin "bazı şeylere sinirlenmek", neden ortaya çıktığını o an farkedebilmemi, dolayısıyla kendimi mümkün olduğunca durdurabilmemi, davranışlarımı kontrol edebilmemi sağladı. Hala sinirlendiğim şeyler oluyor elbette, o ayrı. Dolayısıyla bunu bir süreç olarak görüyorum. İçgörü oluştuğunda hareket ve değişim başlıyor. 

Diyelim farkındalığımız arttı, içgörümüz arttı. Sonra hareket başlıyor. Bunu hayatımızın her alanına mümkün olduğunca yansıtabilmek herhalde ulaşılabilecek iyi noktalardan bir tanesi. O zaman bilinçli seçimler, bilinçli davranışlar, anda kalabilme, hayattan daha çok zevk alabilme, pozitif tutum ve düşünce gibi daha sayamayacağımız birçok fayda beraberinde geliyor. Bugün pozitif zihnin gücünü şahsen hiçbir şeye değişmem.

Video'ya gelirsek, orjinalinde sonunda; "bakmadığınız bir şeyi kaçırmak çok kolaydır" diyor. O yüzden ne aradığımızın, ne beklediğimizin, ne kadar anda kalabildiğimizin bir önemi var mıdır? Kesinlikle. Belki bazılarınız ortadan geçen ayıyı farketti, ben bu video'yu izleyeli çok yıllar oldu, o zaman kesinlikle görmemiştim. Görüp görmemek de aslında çok önemli değil ama konuya iyi vurgu yapıyor. Bir gününüz içinde kimbilir neler kaçırıyorsunuz, bir günüm içinde kimbilir neler kaçırıyorum? Kendinizi gerçekten ne kadar tanıyorsunuz ve ne kadar farkındasınız? 

Farkındalık konusunda nirvanaya ulaşmış falan değilim. Sadece kendi çapımda pozitif yönde bir şeyler yapma çabasındayım. Bu bir yolculuk ama adımı atmak için başta kabullenilmesi gereken şeyler var. Belki siz de bu yönde adımlar atmaya karar verirsiniz, bugün olmasa da yakın bir gelecekte. Daha sonraki zamanlarda geçmişteki "kendiniz" ile şimdikini kıyaslayınca farklar şaşırtabiliyor. 

Bir önceki yazımda, hayatınızın durumuyla ilgili size farkındalık yaşatmaya yardımcı olabilecek bir araç var. Onu da incelemenizi tavsiye ederim.

Zaten kaybolmuş hissediyorum, daha yazarsam iyice çıkamam içinden. O yüzden şimdilik bu kadar. Farkındalık konusuna ara ara vurgular yapıp, arada da onla ilgili yazılar yazacağım. Bu konu burada bitmez, bitemez. :)

Sevgiler. 

Gönderen Unknown
Pozitif Düşünce Üzerine Tezler
Merhaba,

En değer verdiğim konulardan bir tanesine giriş yapıyorum. O yüzden yazılabilecek çok şey var. Biraz karakter etkisidir (mükemmelliyetçi/melankolik; ref: "Kişiliğinizi Tanıyın" - Florence Littauer), bir de garip eğitimlerin üzerine endüstri mühendisliği gibi hatalara odaklı bir alan seçmiş olmam (verimlilik artıracağız ya!) bunda etkilidir, çok sıkı negatif düşüncelerin insanıydım ben. İşin kötü kısmı, bunun farkında olmadığınızda normal gelebiliyor size. Farkına varınca, kendime yaptığım tahribatı gördükçe, orada durmam gerektiğini anlamış bulundum. Bununla ilgili birkaç kitap analizi yapacağım ilerleyen yazılarda, bana göre hayat değiştirebilecek nitelikte. :) (Projeksiyon ile reklam yapıyorum)


Bilinçaltı (bilinçdışı diye de tabir ediliyor ama farklı olduğuna dair şeyler de okuyorum, herneyse artık) diye duyduğumuz kavram aslında sandığımızdan daha karmaşık bir yapı. Bu başlı başına ayrı bir yazı konusu. Zaten ben de araştırmak istediğim için üzerine yazmam iyi olacak. Bilinçaltı bizim aslında bir nevi depomuz ama ne verirsek kabul ediyor maşallah. Genelde buzdağı örneği bunu çok iyi anlatır, bilinç kısmı görünen kısımdır ve aslında çok küçüktür. Bilinçaltı özelliği gereği negatifi, pozitifi falan ayırt edemiyor. Söylenen her şeyi doğru kabul ediyor. Size sürekli birileri aptal diyorsa, kendiniz aptal olduğunuzu düşünmüyor olsanız da bir süre sonra bilinçaltı bunu doğru kabul eder ve siz gerçekten aptal olduğunuzu düşünmeye başlarsınız. Bu kadar basit. O yüzden bir şeyi 40 kere söylersen olur gibi halk arası geyiklerinin bana göre bilimsel açıklaması budur. 


Dolayısıyla ne düşündüğünüze gerçekten dikkat etmeniz gerekiyor. Bazen insanların "korktuğum başıma geldi" ya da "şunu düşünüyordum ve oldu" dediklerini duymuşsunuzdur. Neden acaba? Tesadüfleri mi yaşıyoruz yoksa beyin gücümüz gerçekten bizim düşündüğümüzün çok ötesinde şeylere sebep olabiliyor mu? Sürekli kalpten öleceğini düşünen birinin kalpten ölmesi ne kadar tesadüftür? 
Bir makale buldum ki orada şöyle yazıyor: "Olumsuz düşünceler olumsuz davranışları doğurur. Dolayısıyla bir davranışınızı değiştirmek istediğinizde de kendinize olumlu telkinde bulunmak daha iyi sonuç verir." Aynı makalede gerginliği azaltmak ile ilgili güzel yollar anlatıyor. 

Depresyonla ilgili de şöyle bir yazı var. Burada da California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, olumlu düşünce yapısına sahip kişilerin sıkıntılardan daha uzak yaşadığına dair sonuçlar var. Depresyonda hissediyorsanız, bedavaya tedavi olabileceğinizi söylüyor. :)

Bir kitap yazarı olan Harvay Mackay'in bir makalesinde; negatif düşünce içinde kendinizi yakaladığınızda, ona neyin sebep olduğunu bulun diyor. Yani stresli misiniz, yorgun musunuz, ne size onu düşündürüyor? Eğer sebebini bulabilirseniz, sizin üzerinizde çok büyük bir negatif etkiye artık sahip olamayacağını söylüyor. Ayrıca pozitif düşünce yapısının bir aktivite değil bir günlük yaşam biçimi olması gerektiğini söylüyor.

Pollyanna? Hepimiz tanıyoruz kendisini. Yazının burasına kadar gelebilenler, pozitif düşünce içinde olmanın bir pollyanna olmak olduğunu düşünebilir. Bu elbette düşünülünce benzermiş gibi geliyor ama değil. Pollyannacılık her olayda iyi bir yan görmek üzerine odaklıdır ki aslında çok yerde işe de yarayabilir. Pozitif düşünce ise gerçekten olumlu bir tavır içinde olmaktır.
"Hiçbir zaman bu işi başaramayacağım." bir negatif düşünce örneğidir.
"Bu işi başaracağıma eminim. Kendime güveniyorum." kendinize verebileceğiniz pozitif ve doğru bir mesajdır. Başta da bahsettiğim gibi bilinçaltı iki söylemi de doğru kabul eder ve bunun doğruluğunu ıspatlamaya çalışır yani doğrulatır. Hiç başaramayacağınızı düşünürseniz, hiç başaramazsınız, bilinçaltı bunun mümkünlüğü için sürekli engel çıkarır...

Bu konuyla ilgili yazılar devam edecek. Çok enteresan, yaşadığımız olayları da paylaşacağım. 

Sevgiler.

Gönderen Unknown