Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             

28 Aralık 2012 Cuma

Bol ve çeşitli vitaminleri, mineralleri ve faydalı organik asitleri ile tıbbi değeri çok yüksek bir sebze olan domatesin, vücuda kükürt, fosfor ve organik sodyum verdiğini vurgulayan uzmanlar, bir domatesteki C vitamininin, tavsiye edilen günlük miktarın yüzde 50’sinden fazla olduğunu bildiriyor.

Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.


Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.


Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor.

Gönderen Unknown
Fındık Yağı ve Faydaları

TMO tarafından imalatı yaptırılan ve perakende olarak ülke genelindeki 150
satıs noktasında satısa sunulan rafine fındık yağının diğer bitkisel yağlarla
karsılastırılması ve insan sağlığına olan faydaları asağıda yer almaktadır:
• Fındık yağının yağ asitleri bilesiminde % 80 oranında oleik asit bulunmakta olup bu oran
zeytinyağı da dâhil diğer bitkisel yağların üzerindedir.
• Oleik asit; yüksek tansiyon riskini azaltmakta, kötü kolesterolü (LDL) düsürmekte, iyi
kolesterolü (HDL) arttırmakta, kalp damar hastalıklarına karsı koruyucu etki göstermekte,
diyabetli hastaların insülin ihtiyacını azaltmakta, kan sekerini düzenlemekte ve tümör gelisimini engelleyerek kansere karsı koruyucu etki yapmaktadır.
• E vitamini fındık yağında diğer bitkisel yağlardan daha fazla miktarda bulunmaktadır.
• E vitamininin; üreme sistemine olumlu katkıda bulunduğu, alyuvarların parçalanmasını
önleyerek kansızlığa karsı koruyucu etki yaptığı, vücut hücrelerini koruyarak yaşlanmayı
geciktirdiği, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarını önlediği bilinmektedir.
• Fındık yağının yanma noktası diğer yağlardan çok daha yüksektir. Yanma ısısı 220 0C
olan fındık yağı ısıya karsı en dayanıklı yağdır. Fındık yağı dısındaki diğer yağların, yüksek ısıya dayanamadığından pisirildiklerinde, (özellikle yüksek dereceli kızartmalarda) fiziksel ve kimyasal yapıları değiserek zehirli (toksik) özellikleri açığa çıkmaktadır.
• Fındık yağının, kızartmalarda kullanıldığında ortamda ve yiyecekte koku bırakmadığı,
hafif ve lezzetli olması nedeniyle hamur isleri de dâhil her türlü yemek yapımında çok iyi
sonuçlar verdiği bilinmektedir.


Gönderen Unknown
Artık saşlarım dökülüyor demeye son saç dökülmesini önleme yolları

Bitkisel tedavi yöntemleriyle saç dökülmesi : Günde, normal olarak 80 saç kılı dökülür. Bundan fazla dökülme, yaşın ilerlemiş olması, bazı ateşli hastalıklar, tiroid hastalıkları, kansızlık, verem, şeker hastalığı gibi bütün vücudu etkileyen hastalıklardan sonra görülür. Saç dökülmesi ve pelada olmak üzere iki çeşittir.
Basit saç dökülmesi : Saçların azalması ve alttaki saçların tamamen dökülmesi şeklinde görülür. Sebebi; yaşlılık ve irsidir.
Pelad : Başın derisi parlaktır. Dökülmeler benekler halinde olup, kenarları keskindir.
Saç dökülmesi nasıl önlenir
Bitkisel çözümler saç dökülmesine karşı şöyledir ;
1) 20 bardak kaynak suya; 1 çorba kaşığı çok ince kıyılmış ısırgan otu konur. Yarım saat bekletildikten sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür. Yatmadan önce, bu suyla saç dipleri ovularak yıkanır.
2) 2 bardak ılık suya; 1 adet çiğ yumurta sarısı konup, çırpılır. Akşamleyin, saçlara ovularak sürülür. Sabahleyin, katranlı sabun ve bol suyla yıkanır. Bu yöntem kepeklenmeyi de engeller.
3) 1 baş kuru sarımsak ateşte pişirilir, ezilir. Külüne; 1 çorba kaşığı zeytinyağı konup, karıştırılır. Yatmadan önce, saç diplerine işleyecek şekilde sürülür. Temiz bir tülbentle sarılıp, yatırılır. Sabahleyin, katranlı sabun ve bol suyla yıkanır.
4) Temiz bir şişeye; 2 su bardağı sıcak su, 2 çorba kaşığı (25 gram) karbonat ve 2 çorba kaşığı (25 gram) arap sabunu konur. ıyice çalkalandıktan sonra 24 saat bekletilir. Sonra, üstte biriken kısım alınıp saçlara sürülür. 6 saat sonra bol suyla yıkanır.
5) 10 bardak suya; 11 avuç kepek konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür. Suyuna, 1 su bardağı taze sıkılmış limon suyu konup, saçlar yıkanır. Aynı ileme, 15 gün devam edilir.
6) 8 bardak suya; 1 avuç hatmi çiçeği konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür, saçlar yıkanır.
7) 1 su bardağı bala; 1 tatlı kaşığı toz karabiber ve 1 kahve fincanı yeni sıkılmış kuru soğan suyu konur. ıyice karıştırıldıktan sonra, saçlara, diplerine gidecek şekilde sürülür. 6 saat sonra ılık su ve katranlık sabunla yıkanır.
Saç diplerine, 10 günde bir susam yağı sürülür.
9) Saç diplerine, lavanta çiçeği yağı ile friksiyon yapılır. 6 saat sonra katranlı sabun ve bol suyla yıkanır.
Saç dökülmesi sorunu yaşayanlar, bitkisel tedavilerle saç dökülmesi çözümlerini uygulayarak, saç dökülmesini engelleyebilirler. Tedavilerin hepsini aynı anda yapmamak, içlerinden size uygun olanı seçerek, zamanla hepsini deneyerek de sonuç alabilirsiniz. Hepsi etkilidir. Kadınların saçlarına çok bakım yaptırdıkları fön, boya gibi kimyasal maddelerden dolayı çok yıpranmaktadır. Bunun için bu bitkisel saç bakım yöntemleriyle saçlarınızı koruyabilirsiniz.

Gönderen Unknown
Yüzme, yüzmenin faydaları

Kalp-dolaşım sistemi üzerine etkileri
Antrenmanlar ile kalbin dakika volümünü arttırmak mümkündür. Bu artışın gerceleşmesi maximal ve submaximal yapılan yüklenmelerle mümkündür. Yapılan araştırmalar kalbin dakika volümünü arttıran en iyi yolun submaximal (%70 ve altı) yüklenmeler olduğunu ortaya koymuştur. Kalbin dakika volümünün artması, dokuların oksijen ihtiyacının karşılanması bakımından çok önemlidir. Bu sebeple orta ve uzun mesafe yüzücülerin bu özelliğini geliştirmeleri önemlidir.

Bilindiği gibi, kalbin dakika volümünün artması, öncelikle atım volümünün (her atımda pompalanan kan miktarı) ve de kalp atım sayısının artırılması ile olanaklıdır. Su içindeki yatay pozisyon, kalbin atım volümünün ayakta duruşa oranla daha iyi olmasını sağlar.

Çünkü, bu pozisyonda, kalbin kan ile doluşu daha iyi olur. Su içinde, suyun kaldırma kuvveti yerçekimine karşı koyar. Bu konumda kalp, kanı yer çekimine karşı atmak zorunluğunda kalmaz. Ayrıca, suyun kaldırma kuvvetinin yer çekimini karşılanması ve suyun alt ekstremitelere uyguladığı hidrostatik basınç, havada dik durumda iken karşılaşılan "Kanın alt ekstremitelerde toplanma eğilimini" elemine eder. Diğer taraftan, su içinde kalp, ısı düzenlemesine yardım amacıyla deriye fazla kan göndermek zorunda kalmaz. Bu kan çalışan kaslara aktarılır.

Özetlersek, yüzücülerdeki dolaşım diğer spor dallarındaki sporculara oranla farklılıklar gösterir. Bu durum, su içindeki vücudun yatay pozisyonda olmasına bağlıdır. Bu pozisyonda kalp kan ile tamamen dolar ve sonuçta kalbin tek bir kasılışında daha fazla kan vücuda pompalanır.

• Düzenli antrenmanların kalp üzerine yaptığı olumlu etkiler şunlardır.
1. Antrenman ile kalp odacıklarının hacmi büyür. Kalp odacıklarının büyümesi ile kalbin içine aldığı kan miktarı artarken, dakika volümü artar. İyi antrene edilmiş sporcularda kalbin yük altında bir dakika içinde pompalandığı kan miktarı 35-40 litreye kadar çıkabilmektedir.
2. antrenman sonucunda, kalp kaslarında "hipertrofi" denilen gelişme, kalınlaşma, kuvvetlenme meydana gelir. Bu gelişmelerle kalbin pompalandığı kan daha güçlü bir şekilde organizmaya dağılır

YÜZMENİN SOLUNUM SİSTEMLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Temel görevi, kana oksijen vermek ve kandaki karbondioksiti almak olan solunum sistemi, ağızdan ve burun dan başlayarak akciğerde sonlanır. Ağızdan ve burundan alınan hava "trakea" adı verilen ve havanın iletilmesini sağlayan boru yoluyla akciğerlere gelir. Akciğerlere gelen ve akciğerlerin yapısında bulunan "alvoel"lere (hava kesecikleri) yerleşe havada % 14-15 oksijen ve % 4.9-6.9 oranında karbondioksit vardır. Çevresi kılcal damarlarla sıkı bir şekilde çevrilmiş ola alveollerle kılcal damarlar arasında gaz alış verişi olur. Gaz değişimi diffüzyonla meydana gelir. Örneğin, vennler (toplara mar) içinde akciğerlere gelen karbondioksitten zengin kan, akciğer yapısındaki alveol keselerine geçerken burada bulunaı oksijen de kana geçer.

Eritrosit içinde dokulara gelen oksijen il bağlanmış hemoglobin molekülü, oksijenini aktif dokulara verir. Bu alışveriş ise aşağıdaki şekilde belirtilmiştir. Antrenmanlar sırasında organizmanın oksijen gereksinimi ortar. Bu artışa paralel olarak, bu gereksinimi karşılayacak dolaşım ve solunum sistemlerinin de bu duruma fizyolojik bir uyum göstermesi gerekir. Dokuların oksijene olan gereksinimi arttıkça, solunum sisteminin organizmaya soktuğu oksijen miktarı ve bu oksijeni dokulara taşıyacak olan dolaşım sisteminin faaliyeti artar.
Dinlenme durumunda bir kişi dakikada 12-16 kez soluk alırken, atrenmanlar sırasında solunum frekansı 40-50'y kadar çıkabilir.

Kişinin bir dakikada aldığı hava miktarı ise o kişinin dakika başına solunum volümünü (hacmini meydana getirir.

Dakika Başına Solunum Volümü= (Bir Solukta Alınan Hava Miktarı) x (Bir Dakikadaki Solunum Sayısı)

Dinlenme durumundaki bir kişinin dakika başına solunum volümü 5-8 litre/dk. civarındadır. Bu miktar, yük altında 120 It./dk.'ya, bazı durumlarda da 140 It./dk.'ya kadar yükselebilir.

Fiziksel çalışmalarda bir taraftan solunum volümü, diğer taraftan da solunum frekansının artırılmas ile solu-num-dakika volümü artırılmış olur.

Gönderen Unknown
Yürümenin sağlık adına faydaları
Düzenli olarak yürüyüş yapanlar kasların kuvvetlenmesinden, şişmanlık riskinin azalmasına, yaratıcı düşünce potansiyelinin artmasından, yaşlanma sürecini geciktirmeye kadar çeşitli kazanımlar elde ediyor.

Yürüyüşte dikkat edilmesi gerekli hususlar şu şekilde sıralanabilir:

1- Kilo vermek amacıyla naylon vb. gibi giysiler vücuda sarılmamalı.

2- 40 yaşın üstündekiler doktora görünmeden, yürüyüş programına başlamamalı.

3- Diyabet, hipertansiyon ve diğer sistematik hastalığı bulunanlar sık sık doktor kontrolünden geçmeli.

4- Ciddi bir yemek sonrası hızlı ve ağır yürüyüşler yapılmamalı.

5- Yürüyüş öncesi ve sonrasında susuz kalmamaya dikkat etmeli.

6- İnce tabanlı ve makosen ayakkabılar ile yürüyüş yapılmamalı.

7- Çok sıcak havalarda ve saatlerde yürüyüşten kaçınmalı.

8- Bir sıkıntı hissedildiğinde yürüyüşe inatla devam etmemeli.

Yürüyüşün Faydaları

Bu prensiplere bağlı kalınarak uygulanan yürüyüş programlarının kazançları ise şöyle sıralanıyor:

1- Yürüyüş kan akımını ve kan damarlarının miktarını artırarak, dolaşımı iyileştirir, kalp-damar ve beynin damarsal hastalıkları riskini azaltır.

2- Kalp kası dahil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek, daha etkin çalışmalarını sağlar.

3- Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, istirahatte kalp atım sayısını (nabzı) azaltır.

4- Egzersiz ve stres durumunda arteriel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır.

5- Kan basıncını düzenler.

6- Kalp kasının yan damarlardan beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.

7- Şişmanlık riskini azaltır.

8- Sindirimi kolaylaştırır.

9- Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir.

10- Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.

11- Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.

12- Solunumsal kapasiteyi ve aerobik gücü artırır.

13- Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.

14- Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.

15- HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolesterol) dengesini düzenler.

16- Koordinasyona olumlu etki yapar.

17- eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.

18- Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.

19- Dayanıklılığı artırır.

20- Yorgunluk duyumunu engeller.

21- Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.

22- Vücudun doğal keyif verici hormonları olan endorfinlerin salınımını sağlar.

23- Yaşlanma sürecini geciktirerek, genç görünüm sağlar.

24- Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

Doç. Dr. Levent Köstem - Dr. Aylin Çeçen Aksu

Gönderen Unknown
Sevgiyi incelediğimizde, onun bitmez tükenmez bir kaynak olduğunu keşfederiz. Bu kaynak sayesinde fiziksel, ruhsal ve tanrısal dünyaların değişik ortamlarıyla haberleşebiliriz. Daha önce de gördüğümüz gibi, tüm enerji titreşimleri kendilerini değişik frekanslarda gösterirler. Demek oluyor ki, sevginin gücü, iç dünyamızın kuvvetlerinden çok daha etkili (yüksek ve hızlı) titreşimler sergilerler. Bu gerçeğin farkına vararak, onların günlük yaşamımızda kendilerini ortaya koymalarını keşfedebiliriz.

Sevgi, özgürlük kaynağı



Sevginizin ateşini körükleyin, sizi boğan ve sizin hareketinizi kısıtlayan bütün bağları yakıp yok edin. Sevginizin parıldayan ışığı utanma, acı ve korkuların barındığı karanlık bölgeleri de yok edececektir. Işığın belirmesini sağladığınız anda, tüm bu saydıklarımızın kaybolduğunu göreceksiniz!.

Sevgi, korkunun karşıtıdır. Kişi kendini üzgün, bunalımda veya yalnız hissediyorsa, bu onun sevgi eksikliği yaşaması yüzündendir. Eğer sevgisinin ateşini biraz olsun canlandırabilirse, küllerden tekrar doğduğunu ve yeniden parıldadığını görürsünüz.



Düşmanlığa karşı sevgi



Kişi kendini sevmeyi ve içindeki yaşam ateşini körüklemeyi öğrendiği zaman, bu ışığı başkalarına da yayabilir. Düşmana karşı beslenen sevgi, tümüyle özgür hareket eden ileri seviyedeki ruhlardan ödünç alınmış bir yöntemdir.

Bildiğiniz gibi, sevginin gücü sınırsızdır ve her tarafta bulunur. Üstad Peter Deunov, bu konuyu şöyle dile getirmiştir.



“Sevgi yolu, tehlikesizce yürüyebileceğimiz tek yoldur. Aşk kuvvetlidir, yolu üzerinde karşılaştığı tüm engelleri yokeder. Sevgiyi, dünyadaki tüm kötülüklere karşı bir zırh gibi giy. Bu zırh, hiçbir silahın delemeyeceği tek kalkandır.”



Sevgi eksikliği



Sevgi eksikliği, kendini, içimizde hissettiğimiz büyük bir boşlukta gösterir. Sevgisiz kişi kayıtsız olur. Doğdukları andan itibaren, herhangi bir insanla iletişim kurmamış, en ufak bir sevgi almamış çocukları düşünün. Onları yaşamdan, ışıktan yoksun, boş gözlerle bakarken görürsünüz. Yine yaşam içinde, çökmüş, hasta dolaşan bu yetişkinler, yaşam kaynağı olan sevgiden kopukturlar. Kişinin mutluluğu, sevginin gizemli ateşine sahip olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu ateş, güzel veya çirkin, herşeye bir anlam verir. Ruh, bu bağlantıyı kurduğunda, ışık yaymaya başlar. Konuya yine Peter Deunov ile devam edelim.



“Cennet sevgidir. Sevgi müziktir. Tanrısal sevgiye daldığınızda ve titreşimlerini hissettiğinizde, hayatın senfonisini anlayacaksınız.

Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırınca, peşinden meydana gelen büyük değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi alırsanız, yine aynı sonucu elde edersiniz.”



Sevgi eksikliği, kişiyi, korku, üzüntü, hastalık, nefret gibi olumsuzlukla yüklü güçlere karşı korumasız bırakır. Kalbinizi sevgiye açın ve aynı anda, ışıktan kaçan bu istilacıları derin karanlıklara doğru kovalayın.



Yeni yaşam



Şu anda içinde bulunduğumuz çağ, güneşin doğuşundan önceki döneme benzer. Karanlık dağılır, kuşlar ötmeye başlar, tan kızıllığı dağın zirvesini okşar. Kendimizi yücelme anında buluruz: güneş doğar, aşk kendini gösterir.



“… eski yaşamda, aşk neşeyle başlar ve acıyla biterdi. Yeni yaşamda, aşk neşeyle başlar ve öyle kalır. Sevgi ve Neşe, Barış’ı doğurur.

Sevgi tüm insanları birleştirecek yepyeni bir kültür oluşturacaktır. Sevgi, tüm varlıkları büyük bir uyum içinde birleştirir. Sevgi yaşama mükemmel bir birlik getirir. Tüm insanların düşüncelerini ve kalplerini birleştirir ve adına sevgi dediğimiz olguyu bütün kozmoza işler.



Hepimiz içimizde her gün bizi biraz daha canlandıran bu alevi hissediriz. Üstad Peter Deunov bize yaşamaya başladığımız bu yeni dünya hakkında şunları söylüyor:



“Dünyayı yeniden oluşturacak ve düzenleyecek olanlar, aydınlanmış ve bilinçli varlıklardır.

Bilgi ve aşk’ın yasalarına göre, dünyamızda zengin ve yoksulların yardımlaşacağı, bilgi ve cahillerin eşit olacağı, genel, yeni bir kardeşlik doğacaktır: Bu yepyeni bir kültür olacak ve sevgi şimdi bizi bu kültüre katılmaya çağırıyor. Onu dinlemeye, onun için çalışmaya hazır mısınız?

Çağımızın büyük acıları ve düzen bozuklukları, tıpkı büyük bir kültürün doğum sancıları gibidir. Bu patırtının ve kargaşanın ortasında kişide evrensel sevgi fikri doğacaktır. Güçlük kaynaklar, insanların kalplerinden akacaktır. İlerlemenin yasaları böyle haber veriliyor. Kişinin bilinci, belli bir gelişme düzeyine geldiğinde, sevgiye çevrilecektir.



Bu sevgi enerjisinin galip geleceği, daha iyi bir dünya umuduyla…





“Ben Enerjiyim!.” adlı kitaptan alıntıdır.

Ben Enerjiyim!.

Chislaine D. Martel

Çeviren. Arzu Ünel

Arıon Yayınevi, İstanbul, Kasım 1995

Gönderen Unknown
Ekmeğin kıtırı kanser nedeni olduğunu biliyormuydunuz?

Ekmeğin kıtır kısmı, mangalda çok pişmiş et, uzun süreli yüksek ısıl işlem uygulanmış süt tozu ve bebek mamasına dikkat!

Türkiye’de açıkta denetimsiz satılan sütlerin bakteri yuvası olduğuna dikkat çeken Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof.Dr. Barbaros Özer, “Avrupa Birliği ülkelerinde sanayiden geçen süt miktarı üretimin yüzde 97’sine karşılık gelirken, bu değer ülkemizde yalnızca yüzde 27 dolayındadır. Geri kalan süt ya küçük işletmeler tarafından kullanılmak ya da sokak sütü olarak satılmakta veya çiftlik ölçeğinde değerlendirilmektedir” dedi.

Bu durumun haksız rekabetin yanı sıra, halk sağlığı açısından sorunlara yolaçtığını belirten Prof.Dr. Özer, Türkiye'de üretilen çiğ sütün önemli bir miktarının ilgili gıda kodeksi ya da standartlara aykırı olduğunu söyledi. Prof.Dr. Özer, “Dışkı kökenli bulaşmanın bir indikatörü olan bakterilerin sayısı standart limitlerin bin ve 10 bin katı daha fazla çıkmaktadır. UHT sütlerin aksine, yoğurt ve peynir gibi ürünlere raf ömrünü uzatmak amacıyla koruyucu madde katımı kontrolsüz işletmelerce yaygın bir uygulamadır. Yasal olarak kullanımı yasaklanmasına karşın nitrat, kloramfenikol, antibiyotik ve antimikrobiyel maddelerin kullanımı bilinen bir gerçektir” diye konuştu.

Biberonda tehlike

Plastik biberonlarının yapısında ‘Bisfenil A’ adı verilen bir bileşiğin zararlı etkilerinin net olarak ortaya konulduğunu söyleyen Prof.Dr. Özer, şöyle konuştu:

“Bu nedenle bebek biberonlarının seçiminde sertifikalı ve CE belgeli ürünlerin tercih edilmesi önem taşımaktadır. Damacana su şişelerinde de benzer sorunun olduğu yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Ancak, 2'nci Gıda Güvenliği Kongresi sırasında sunulan bilimsel bulgular doğrultusunda bir bebeğin zararlı dozda ‘Bisfenil A’ alması için damacana sulardan günde litrelerce içmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Burada temel sorun bilimsel konularda yeterli derinlikte bilgi sahibi olmayan ancak adlarının önünde akademik unvanlar bulunan kişilerin yarattığı bilgi kirliliğidir. Örneğin, bir tıp doktoru pastörize süt yerine çiğ süt içilmeli derken, bu sözün ne anlam taşıdığını iki kere düşünmelidir. Benzer şekilde, pastörize sütten yoğurt yapıldığında besin değerinin azaldığını belirten ve bu nedenle çiğ sütten yapılan yoğurtların yenmesini tavsiye eden, ya da sokak sütlerini doğal ve hatta organik olarak niteleyen kişilerin basında boy göstermesi sorunları içinden çıkılmaz hale getirmektedir.”

Prof.Dr. Özer, 2002 yılında gıdaların işlenmesi sırasında oluşan ve ‘Akrilamid’ adı verilen kanserojenik riski yüksek bir kimyasal bileşiğin tespit edildiğini belirterek, “Kimyasal bileşiğin varlığı önemli ve acil önlem alınması gereken bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Yüksek ısıl işlem sonunda et, süt ve unlu ürünlerde oluşan akrilamid bileşiklerinin olumsuz etkilerini azaltabilmek için çalışmalar yoğun olarak yürütülmektedir. Bu noktada alınması gereken birincil önlemler arasında kararmaya yüz tutan gıdaların ekmeğin kıtır kısmı, mangalda çok pişmiş et, uzun süreli yüksek ısıl işlem uygulanmış süt tozu ve bebek mamalarının tüketiminden kaçınılması gerekmektedir” dedi.

Gönderen Unknown
Basurlar için bitkisel tedaviler
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Kalın bağırsakta bulunan toplar kılcal damarları, kabızlık gibi zorlama nedenlerle silindir veya düğüm biçiminde uzanmış şekilde ortaya çıkar. Basur olmamak için, sünnet üzere belirtilen miktarda mideyi doldurmak gerekir. Yani midenin 1/3 ‘ünü yemekle, 1/3′ünü sulularla, 1/3′ünü de havayla boş bırakmak gerekir.

İncir, kabak, kabak tatlısı, zeytinyağı, elma, armut, kayısı, şeftaliyi devamlı yemek basura yakalanmayı engeller.

Perhiz
Basura yakalananların atıkları rahat atmaları için yenilenleri kontrol altına almaları şart­ tır. Acılılar, tuzlular, kızartmalar, patlıcan, domates, domates salçası, karabiber, nohut, mercimek, kesinlikle perhiz edilecektir. Siz ayrıca, kendinize dokunan gıdayı tecrübe ile bulup yemeyiniz. Yoğurt, sirke, süt, ekşi.

Bitkilerle tedavisi

Sinirli ot kaynatılıp, balla tatlandırılarak günde 3 kere su bardağı ile yemeklerden Önce içilmeye devam edilir.
Pelin, civan perçemi, kantaron karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak yemeklerden önce 1′er su bardağı içilmeye devam edilir.
At kestanesi doğranıp kaynatılır, balla tatlandırılarak yemeklerden önce 1 ‘er su bardağı içilmeye devam edilir.
Sinameki, kekik, misvak, çörek otu karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak yemeklerden önce yenmeye devam edilir.
Kanlı basura, meşe palamutu, meşe yaprağı, sinameki karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak yemeklerden önce 1′er su bardağı içilmeye devam edilir.
Üzerlik tohumu kavrulup Öğütülür yemeklerden önce1er tatlı kaşığı yutulmaya devam edilir. Midesi rahatsız olanların kullanmaması tavsiye edilir.
Zeytinyağı, kına ile merhem yapılıp taharetten sonra günde 2 kere basura sürülür.
Basurunuz ilerlemeden tedbir alın.
Ameliyat ettirseniz de tekrar çıkabilir.
Erken teşhis erken çözümdür.

Gönderen Unknown