Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
Faydaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Faydaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma

Magnezyumun Faydaları | Magnezyum Hangi Besinlerde Bulunur?

Yetişkin bir insanda %1.05 oranında magnezyum bulunur. Buda yaklaşık olarak 35 gr. dolaylarında bir miktardır. İnsan kanında ise yaklaşık olarak 1.2-2.1 miliekilivan magnezyum bulunmaktadır. Kısacası vücudumuzun fonksiyonlarının doğru çalışabilmesi için gerekli minerallerdendir. Magnezyumun vücudumuz için sağladığı faydalar, kalp fonksiyonları, enerji üretimi, kan basıncı ve dinlenerek uyuma vb. fonkisyonları vardır.


Vücuttaki magnezyumun yaklaşık dörtte üçü kemiklerde, diğer kısmı ise yumuşak dokularda ve vücut sıvılarında bulunur. Doğada yaygın olarak bulunur; deniz suyu, kaynak suları ve tüm yeşil bitkiler magnezyum taşır.

MAGNEZYUMUN FAYDALARI


Magnezyumun faydalarından birkaçı aşağıda sıralanmıştır.

• Hücrelerin enerji üretiminde rol oynar.

• Stresi önleyici özelliği vardır. Kalsiyumla birlikte doğal sakinleştirici olarak kullanılır.

• Magnezyum kalp atış hızını iyileştirir,

• Kan damarlarını açar ve kan pıhtılaşmasını ve kalp krizlerini önler.

• Kramplar, astım, böbrek taşları, diyabet, yüksek kan basıncı, migren ve tansiyon baş ağrıları, adet öncesi gerginlik ve osteoporozis dâhil birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

• Kemik ve dişlerin gelişimi için gerekli olan kalsiyumun kullanılabilmesi için gereklidir.

• Dinlenme ve rahat bir uykuya yardım eder.

• Stres, gebelik, emzirme, hastalıklardan sonraki iyileşme dönemlerinde magnezyum ihtiyacı artmaktadır.




MAGNEZYUM EKSİKLİĞİDE NE GİBİ BELİRTİLER ORTAYA ÇIKAR?


• Kronik yorgunluk

• Depresyon

• Kramplar ve seğirmeler

MAGNEZYUM İÇEREN BESİNLER NELERDİR?


Özellikle koyu yeşil sebzeler yapılarında bulunan klorofil molekülü sayesinde magnezyum minerali bakımından zengindirler. Badem, çekirdekler, soya fasulyesi, rafine edilmemiş tahıllar, tam tahıllı ekmek doğal magnezyum kaynaklarıdır.

Bunun yanı sıra kakao tozu, muz, avokado, ayçiçeği çekirdeği, kabak çekirdeği, kepek, fındık, yer fıstığı ezmesi, buğday gevreği, patlamış mısır, tahıl ekmeği, balık ve tavuk eti, peynir, yumurta, patates ve portakalda da bol miktarda magnezyum bulunmaktadır.


Google arama etiketleri:
[  magnezyum hangi besinlerde bulunur,  magnezyum,  en cok magnezyum hangi besinde,  magnezyum faydalari ve zararlari hangi yiyeceklerde bulunur,  magnezyum hangi yiyeceklerde vardır,  ]


Gönderen Unknown
Vitaminler ve İnsan Vücudu için Faydaları

İnsan sağlığı için gerekli olan ve vücudun sağlıklı, düzenli gelişimde rol oynayan vitaminler insan sağlığı için olmazsa olmazlardandır. Vitaminler vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından oldukça gereklidir. Ayrıca vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlarlar.


Şimdi sizlere vitamin çeşitleri ve insan vücudu için fonksiyonları, faydaları, hangi vitamin ne işe yarar, vücut gelişiminde vitaminleri yeri ve önemi hakkında bilgiler vermeye çalışacağım.


Vücudumuz için gerekli başlıca vitaminler; A, B grubu, C, D, E, K vitaminleridir.


Şimdi teker teker bu vitaminlerin vücudumuz için ne gibi yararları faydaları var onlara bakalım ve bu vitaminler hangi besinlerde bulur, vücudun vitamin ihtiyacını hangi besinler ile giderilebileceğine bakalım.


A Vitamini ve Faydaları;


A vitamini doğal yoldan iki farklı şekilde meydana gelir. Biri hazır besin maddesi olarak hayvansal gıdalarda bulunan retinoldür.


 


Diğeri pro-vitamin şeklindedir ve hem hayvansal hem bitkisel gıdalarda bulunur. İhtiyaç halinde retinole dönüşür.


 


A vitamini yağda eriyen bir vitamin çeşididir ve karaciğerde depolanır.


Yüksek miktarda alınan A vitamini zehirlenmeye neden olabilir.


 


Faydaları



  • A vitamini en çok göz sağlığına faydalarıyla bilinir. Gece körlüğü, görme bozuklukları gibi birçok göz problemine iyi gelir.

  • A vitamini vücudu enfeksiyonlara karşı korur.

  • Güçlü bir antioksidandır. Kansere karşı koruyucudur.

  • Kemiklerin gelişimine yardımcı olur.

  • Cilt problemlerine iyi gelir.

  • Yaşlanmayı geciktirir.

  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.

  • Anne karnındaki bebeğin sağlık gelişimi için anne adaylarının mutlaka A vitamini alması gerekir.

  • Yağ depolanmasına yardımcı olur.

  • Diş ve diş eti gelişiminde önemlidir.

  • Soğuk algınlığına iyi gelir.

  • Ülseri tedavi edici niteliktedir.


A vitamini eksikliği;


gece körlüğüne, göz bozukluklarına, cilt sorunlarına neden olur. Bağışıklık sistemi zayıflar ve vücut enfeksiyonlara karşı savunmasız kalır.


 


A vitamini fazlalığı ise baş ağrısına, mide bulantısına, kusmaya, iştah kaybına, saç dökülmesine, saç kuruluğuna, eklem ağrılarına ve karaciğer bozukluklarına neden olabilir.


 


A vitamini içeren besinler;


 


A vitamini hazır besin maddesi olarak karaciğerde ve hayvansal gıdalarda bulunur.


Balıkyağı, süt ve yumurta bol miktarda A vitamini içerir.


 


A vitamininin pro-vitamin şekli havuç, kabak, biber, brokoli gibi yeşil sebzelerde ve sarı meyvelerde bulunur.


 


Vitaminlerin vücudunuza faydaları saymakla bitmez, ancak siz yine de önce doktorumuza kulak verin ve vitamin kullanırken dikkat edilecekleri öğrenin.


 


B1 Vitamini;


B1 vitamini tiamin adıyla da bilinir.  B grubu vitaminler arasında ilk keşfedilendir.


Isı ve ışığa karşı duyarlı olan B1 vitamini suda erir. Vücutta depolanmaz, fazlası idrar yoluyla atılır ve diğer B grubu vitaminlerle alınırsa daha etkili olur.


 


Faydaları



  • Şeker hastalığını önler.

  • Alyuvarların oluşumunda önemli rol oynar.

  • Merkezi sinir sisteminin korunmasına yardımcıdır.

  • Sinirsel hastalıkları önler.

  • Zihni açar, hafızayı güçlendirir.

  • Sindirimi düzenler.

  • Vücuda alınan karbonhidratların enerjiye dönüşmesini sağlar.

  • Doku sertleşmesini önler.

  • Kan dolaşımını düzenler.

  • Sigara ve alkolün olumsuz etkilerinin giderilmesinde rol alır.

  • Damar sertliğini önler.


B1 vitamini günlük olarak en az 1 mg alınmalıdır.  Alkol kullanımında vücuttaki B1 vitamini azalır.


Vücutta B1 vitamininin eksikliği yorgunluk, depresyon, zihin bulanıklığı, göz sorunları, kas krampları, iştahsızlık, sindirim bozukluğu, kabızlık, baş ağrısı ve ödeme neden olabilir.


 


B1 vitamini eksikliği ile alkol kullanımı ciddi bir beyin hastalığı olan Wernicke-Korsakoff Sendromu’na neden olabilir.


B1 vitamini vücutta uzun süre eksik olursa merkezi sinir sistemini yıkan Beriberi hastalığı oluşur.


B1 vitamini kaynakları


Sebze, meyve, süt ve süt ürünleri, rafine edilmiş tahıl, et, balık, pirinç kabuğu, ayçekirdeği, bira mayası, buğday başağı, kuru fasulye, yumurta, deniz ürünleri, kepek ve bezelye bol miktarda B1 vitamini içeren besinlerdir.


 


Vitaminlerin vücudunuza faydaları saymakla bitmez, ancak siz yine de önce doktorumuza kulak verin ve vitamin kullanırken dikkat edilecekleri öğrenin.


 


B2 Vitamini;


B2 vitamini riboflavin adıyla da bilinir. Suda eriyen bir vitamin çeşididir ve vücutta depolanmaz. Işığa karşı hassas, ısıya karşı dayanıklıdır.

Bazı bağırsak bakterileri tarafından da az miktarda üretilebilir. Bu nedenle günlük B2 vitamininin alınmadığı durumlarda da eksiklik belirtisi görülmez.

Faydaları



  • Enerji üretimine yardım eder.

  • Sinir sistemini korur.

  • Göz sağlığına iyi gelir.

  • Cildi korur.

  • Büyüme ve gelişmede önemli rolü vardır.

  • Migren tedavisinde yardımcıdır.

  • Enfeksiyon ve yanık tedavilerinde kullanılır.

  • Mide ve karaciğer hastalıklarına iyi gelir.

  • Vücuttaki asit oranını düzenler.

  • Solunum sisteminin çalışmasında yardımcı rol alır.

  • Saç ve tırnak sağlığına iyi gelir.


Günde en az 1.5 mg B2 vitamini alınmalıdır.


B2 vitamini eksikliği genellikle alkol bağımlılarında ortaya çıkar. Eksikliğinde dil ve dudakta iltihap, kaşıntı, uykusuzluk, yorgunluk, deride yara, öğrenme güçlüğü, gözlerde hassasiyet ve yanma meydana gelir.


Fazla alınan B2 vitamini idrarla dışarı atılır. İdrar renginin koyu olması B2 fazlalığının belirtisi olabilir. Ayrıca B2 fazlası bulantı ve kusmaya da neden olabilir.


B2 vitamini içeren besinler


Badem, yerfıstığı, fındık, bira mayası, havuç, enginar, tavuk, peynir, sığır eti, mercimek, böbrek ve buğday B2 vitamini içeren besinler arasındadır. Ayrıca hayvansal gıdaların, açık yeşil sebze ve meyvelerin tümünde bulunur.


 


Vitaminlerle ilgili genel bilgi almak ve sağlığınız için vitaminlerden nasıl yararlanacağınızı öğrenmek için doktorumuza danışabilirsiniz.


 


B3 Vitamini;


Protein, yağ ve karbonhidrat metabolizması için gerekli olan B3 vitamini niasin adıyla da bilinir.


 


En dirençli vitaminlerdendir, ısıya ve ışığa karşı dayanıklıdır. Suda çözünür.


 


Vücutta triptofan adlı amino asitten üretilebilir ancak karaciğerde az miktarda depolanır.

Faydaları



  • Kan dolaşımını düzenler.

  • Deri sağlığına iyi gelir.

  • Şizofreni tedavisinde yardımcı rol alır.

  • Zihinsel hastalıkların tedavisinde yardımcıdır.

  • Kolesterolü dengeler.

  • Protein, yağ ve karbonhidratın vücutta kullanılabilmesini sağlar.

  • Beynin ve sinir sisteminin sağlıklı çalışmasını sağlar.

  • Hormon üretimine yardım eder.

  • Sindirim sistemine iyi gelir.

  • Toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.


B3 vitaminini kadınların günde 15, erkeklerin ise 19 mg alması gerekir. Ancak doktorunuza danışmadan alacağınız doza karar vermemelisiniz.


B3 vitamini eksikliğinde şu belirtiler görülebilir:



  • Yorgunluk

  • Sinirlilik

  • İştahsızlık, bulantı, kusma, ishal

  • Cilt sorunları

  • Diş eti hassasiyeti ve ağız kokusu

  • Sinir sistemi bozuklukları


Uzun süre B3 vitamini eksikliği yaşayanlarda pellegra adı verilen ciddi bir hastalık ortaya çıkabilir. Bu hastalık ishale, zihin bulanıklığına, depresyona, cilt sorunlarına, sinir ve sindirim sistemi bozukluklarına neden olur.


B3 vitamini fazla alındığında ise ciltte alerjik reaksiyonlar görülebilir. Deride kızarma, yanma ve kaşıntı meydana gelir. Ayrıca karaciğer ve mide zarar görebilir.


B3 vitamini kaynakları


Brokoli, karnabahar, havuç, patates ve domates gibi sebzeler bol miktarda B3 vitamini içerir.


Kırmızı ette de bolca bulunur. Peynir, mısır unu, yumurta, balık ve süt gibi besinler de doğal B3 vitamini kaynağıdır.


 


Vitaminlerle ilgili genel bilgi almak ve sağlığınız için vitaminlerden nasıl yararlanacağınızı öğrenmek için doktorumuza danışabilirsiniz.


 


B6 Vitamini;


B6 vitamini piridoksin adıyla da bilinir. Vücutta depolanmaz ve suda erir.


Isıya ve ışığa karşı hassastır, güneş ışınlarına maruz kaldığında ya da pişirildiğinde kolayca bozulur.

Faydaları



  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

  • Hormonların üretimine katkı sağlar.

  • Cinsel hormonları dengeler.

  • Kalbi korur.

  • Böbrek taşı oluşumunu engeller.

  • Karpal tünel sendromuna iyi gelir.

  • Serotonin üretimine katkıda bulunur.

  • Âdet öncesi sendromuna iyi gelir.

  • Dokuların kendisini yenilemesini hızlandırır.

  • Karaciğeri temizler.

  • Cildin parlak olmasını sağlar.

  • Antikor üretimini artırır.

  • Anemi tedavisinde kullanılır.

  • Depresyona iyi gelir.


B6 vitamini eksikliğinde kas sorunları, sindirim sistemi rahatsızlıkları, cilt problemleri, konsantrasyon bozukluğu, zayıf hafıza, çarpıntı, sinirlilik gibi belirtiler görülebilir ama eksikliğine az rastlanır.


Fazla alınması ise oldukça zararlıdır. Birkaç doz aşımıyla zehirleyebilir ve sinir sistemine zarar verebilir.


Günlük olarak 2 mg alınmalıdır ancak doktorunuza danışmadan hareket etmeyin.


B6 vitamini içeren besinler


Karaciğer, böbrek, ay çiçeği, ıspanak, pancar, patates, muz, tavuk eti, bezelye, avokado, bira mayası, yumurta, balık, baklagiller ve bütün kuruyemişler B6 vitamini kaynağıdır.


Ancak hayvansal ve bitkisel gıdalar fazla miktarda B6 vitamini içermez.


 


Vitaminlerin vücudunuza faydaları saymakla bitmez, ancak siz yine de önce doktorumuza kulak verin ve vitamin kullanırken dikkat edilecekleri öğrenin.


 


B11 Vitamini;


B11 vitamini, folik asit ve BC ismiyle de bilinir.


Bağırsak bakterileri tarafından da üretilebilen B11 vitamini karaciğerde depolanır.


 


Isıya ve ışığa karşı dayanıksızdır. Pişirildiğinde bozulur.

Faydaları



  • Kan hücrelerinin üretimine katkıda bulunur.

  • Hücre bölünmesinde rol oynar.

  • Büyümeyi hızlandırır.

  • Kalp sağlığına iyi gelir.

  • Sinir sisteminin etkin çalışmasını sağlar.

  • Sara hastalığına iyi gelir.

  • Vücut direncini artırır.


Az sebze ve meyve tüketimi B11 vitamini eksikliğine yol açan nedenler arasındadır.


 


Eksikliğinde kansızlık, çarpıntı, sinir ve sindirim sistemi sorunları görülebilir. Ayrıca hamilelik döneminde B11 vitamininin yetersiz alımı gebelik zehirlenmesi, düşük, erken doğum, bebekte beyin ve omurilik sorunlarına yol açabilir.


Fazla miktarda alınan B11 vitamini de uyku düzensizliklerine, sindirim sistemi sorunlarına ve cilt problemlerine yol açabilir. Gebelik döneminde fazla alınırsa bebek zarar görebilir.


Yetişkinlerin günlük 400 mg folik asit alması gerekir ama hamilelik döneminde bu miktar 2 katına çıkar.


B11 vitamini kaynakları


Havuç, yumurta, portakal, avokado gibi besinler doğal B11 vitamini kaynaklarıdır. Ayrıca bütün yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur.


 


Vitaminlerle ilgili genel bilgi almak ve sağlığınız için vitaminlerden nasıl yararlanacağınızı öğrenmek için doktorumuza danışabilirsiniz.


 


B12 Vitamini;


B12 vitamini kobalamin olarak da bilinir. Suda eriyen bir vitamin çeşididir ve karaciğerde depolanır.


Sadece et ve süt ürünlerinde bulunan B12 vitamini yetersiz alındığında ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.


Sağlıklı bir yetişkinin karaciğerinde depolanan kobalamin miktarı 5 yıl yeterli olabilir ancak bu süre içerisinde fazla eksiklik belirtisi görülmediğinden günlük B12 ihtiyacı karşılanmalıdır.


Faydaları



  • Kansızlığı önler.

  • Kalp sağlığına iyi gelir.

  • Sinir sisteminin sağlıklı çalışmasını sağlar.

  • Hafızayı güçlendirir.

  • Konsantrasyon bozukluklarına iyi gelir.


B12 vitamini eksikliğinde kansızlık, el ve ayakta uyuşma, kilo kaybı, zihinsel sorunlar ve sindirim sistemi bozuklukları ortaya çıkabilir.


Eksikliğine daha çok vejetaryenlerde ve yaşlılarda rastlanır.


B12 vitamini içeren besinler


Hayvansal gıdalarda bol miktarda bulunur. Yumurta, süt, peynir, balık, böbrek, karaciğer ve sığır eti B12 vitamini içeren besinler arasındadır.


Bitkisel besinler B12 vitamini içermez. Bu nedenle vejetaryenlerde eksikliğine sık rastlanır. İlaç takviyesi şarttır.


 


Vitaminlerle ilgili genel bilgi almak ve sağlığınız için vitaminlerden nasıl yararlanacağınızı öğrenmek için doktorumuza danışabilirsiniz.


 


C Vitamini;


C vitamini suda eriyen bir vitamin çeşididir. Isıya karşı hassastır, pişirilince etkisiz hale gelir.

Birçok hayvan ve bitki türü ihtiyaçları olan C vitaminini kendileri üretebilir, ancak insan vücudu C vitaminini üretemez.

C vitamini insan vücudunun en çok ihtiyaç duyduğu vitaminlerden olduğu için bol miktarda tüketilmelidir.


 


Faydaları


C vitamini vücutta birçok göreve sahip olduğundan oldukça önemli bir yere sahiptir.



  • Vücudu enfeksiyonlara ve bakterilere karşı korur.

  • Kalp krizini önleyici özelliğe sahiptir.

  • Güçlü bir antioksidandır. Kansere karşı koruyucu özelliği vardır. Birçok kanser çeşidinin oluşmasını önler.

  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.

  • Soğuk algınlığı gibi hastalıklarda vücudun direncini artırır.

  • Yara ve yanıkları iyileştirir.

  • Diş eti kanamalarına iyi gelir.

  • Kan damarlarının güçlenmesinde rol alır.

  • Damarlarda kan pıhtılaşmasını önler.

  • Kolesterolü dengeler.

  • Anemi tedavisinde yardımcı rol oynar.

  • Katarakt oluşumunu geciktirir ve önler.

  • Kurşun, civa, arsenik gibi metallerin ve aspirin, insülin, kortizon gibi ilaçların olumsuz etkilerini azaltır.

  • İdrar yolu enfeksiyonları için kullanılan ilaçların etkinliğini artırır.


Vücudun günlük C vitamini ihtiyacı 60 mg’dır. Herhangi bir sağlık sorunuyla özellikle soğuk algınlığı gibi hastalıklarla karşı karşıya kalındığında günlük olarak daha fazla C vitamini alınmalıdır.


C vitamini fazlalığı da eksikliği gibi çeşitli sorunlara neden olacağı için mutlaka doktorunuza danışarak hareket edin.


C vitamini eksikliğinde kılcal damarların geçirgenliği bozulduğu için dokularda ufak darbeler sonucu bile kanama meydana gelebilir.


Ayrıca C vitamini eksikliğinde skorbüt denilen bir hastalık görülür. Bu hastalık diş etinde, iç organlarda ve kemik zarı altında kanamalara neden olur.


Vücudun enfeksiyonlara karşı direncinin azalması da C vitamini eksikliğinin sonuçlarındandır.


C vitamini fazla alındığında ise bulantı, kusma, ishal ve böbrek taşına neden olabilir.


C vitamini içeren besinler


C vitamini en çok portakal, mandalina, greyfurt ve limon gibi turunçgillerde bulunur.


Özellikle maydanoz, kabak, karnabahar, domates, lahana, ıspanak ve kıvırcık salata, patates ve yeşil biberde bol miktarda bulunan C vitamini tüm taze sebze ve meyvelerde de yeterli miktarda yer alır.


Kuşburnu, frenk üzümü, kivi, çilek ve misket limonu da içinde C vitamini barındıran önemli besinlerdendir.


 


D Vitamini;


D vitamininin iki çeşidi vardır. Biri D2, diğeri ise D3 vitaminidir.


D2 vitamini yani ergokalsiferol, ışınlanmış mayalarda bulunur.


D3 vitamini yani kolesalsiferol ise insan derisinde bulunur ve güneş ışınlarının etkisiyle oluşur.


D vitamini yağda erir ve karaciğerde depolanır. Isıya ve pişirmeye karşı dayanıklı olan D vitamini özellikle çocuk gelişimi için oldukça önemli bir yere sahiptir.

Kalsiyum ve fosforun bağırsakta emilimi ve vücutta kullanımı için gerekli olan D vitamini mutlaka alınmalıdır.


Faydaları



  • Kemiklerin gelişmesinde çok önemli bir rol oynar. Kemikleri ve dişleri kuvvetlendirir.

  • Kemiklerde kalsiyum birikmesine yardımcı olur.

  • Raşitizmi önler.

  • Romatizma tedavisinde kullanılır.

  • Cilt hastalıklarına iyi gelir.

  • Kasların zayıflamasını önler.

  • Kalp atışını düzenler.

  • Ameliyat sonrası oluşabilecek kas kasılmalarını önler.

  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

  • Kalsiyum emilimini artırır.


D vitamini günde en az 200 ünite alınmalıdır. Günlük olarak 400-800 ünite alınan D vitamini ise yaşlılıkta kemik erimesinden korunmaya yardımcı olur.


D vitamini eksikliğinde kemiklerde yumuşama ve kemik yapısında bozulma görülür. Çocuklarda raşitizm (kemik zayıflığı) ve yetişkinlerde osteomalasi (kemik erimesi) adı verilen hastalıklara neden olur.


Ayrıca D vitamini eksikliğine bağlı olarak böbrekler zarar görebilir.


Fazla alınan D vitamini ise zehirlenmeye neden olabileceği gibi iştahsızlık, bulantı, kusma, kabızlık, karın ağrısı ve kalp atışında düzensizlik yapabilir.


D vitamini kaynakları


D vitamini içeren en önemli kaynak güneş ışınlarıdır.


Bunun dışında balıkyağı ve sütte bol miktarda bulunur. Karaciğer, balık, tereyağı, yumurta, peynir ve mantar gibi besinler de D vitamini içerir.


 


E Vitamini;


Bileşiminde alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri bulunan E vitamini yağda erir ve karaciğerde depolanır. Isıya ve pişirmeye karşı dayanıklıdır.


Deriden emilebilme özelliğine sahip olan E vitamini cilt sağlığı açısından oldukça önemlidir. Gündüz cildi nemlendirir, gece ise önceden meydana gelen yıpranmaları onarır.

Faydaları



  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

  • Güçlü bir antioksidandır.

  • Kansere karşı koruyucudur.

  • Göz sağlığına iyi gelir.

  • Hücrelerin yenilenmesini sağlar ve hücre yapısını korur.

  • Yaraların iyileşmesine yardımcı olur.

  • Cilt sorunlarına iyi gelir, cildi güzelleştirir.

  • Yaşlanmayı geciktirir.

  • Vücuda alınan toksin maddelere karşı koruyucudur.

  • Katarakt oluşumunu önler.

  • Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatır.

  • Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucudur.

  • Damar tıkanıklığını ve sertliğini önler.

  • Kolesterolü dengeler.

  • Kalbe yararlı kolesterolü yükseltir, zararlı kolesterolü düşürür.


E vitamini ayrıca bebeğin zeka gelişimini etkilediği için hamilelik döneminde mutlaka alınmalıdır.


 


E vitamini eksik alınırsa göz bozukluklarına, halsizliğe, kansızlığa ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Cinsel isteksizlik ve kısırlık da E vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkabilir.


E vitamini fazlalığı idrarla dışarı atılır. Daha fazla alınan E vitamini bulantı ve kusmaya neden olur.


Günlük olarak bebeklerin 5-6 mg, çocukların 7 mg, yetişkinlerin ise 8-10 mg E vitamini alması gerekir.


E vitamini kaynakları


E vitamini özellikle bitkisel tohumlarda ve mısırözü, ayçiçeği, susam ve fındık gibi bitkisel yağlarda bol miktarda bulunur.


Ispanak, kabak, lahana ve marul gibi yeşil sebzeler, zeytinyağı, yumurta sarısı, patates, buğday, pirinç, mısır, domates, darı, çavdar, balıkyağı, fındık, ceviz ve ton balığı da E vitamini içeren besinler arasındadır.


Günlük E vitamini ihtiyacı, 1 avuç fındıkla veya 3-4 tane cevizle sağlanabilir.


 


K Vitamini;


K vitamini bağırsakta bulunan bazı bakteriler tarafından üretilir. Işığa karşı hassas, ısıya karşı dayanıklıdır.


 


Bağırsaklar ağır bir hasar görmediği sürece K vitamini üretimi devam eder ve insan vücudunda depolanır.


 


Kimyasal özellikleri nedeniyle suda çözünemeyen K vitamini yağda erir.


 


Faydaları


 


K vitamininin en önemli görevi kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır. Kanama ve pıhtılaşma sorunları K vitamini eksikliğinin belirtisidir.


 


K vitamini yeterli ölçüde alınmazsa idrar yollarında, diş etlerinde, sindirim sisteminde, akciğerde ve deride kanamalar meydana gelir.


 


K vitamini eksikliği;


basur, burun kanaması ve aşırı regl kanamalarına neden olabilir. Ayrıca yeni doğan bebeklerin sarılıkları da K vitamini eksikliğinden kaynaklanabilir.


 


K vitamini fazlalığında ise


kan gereğinden çok pıhtılaşır. Damar tıkanıklıkları ve karaciğerde bozulmalar meydana gelebilir. Ancak K vitamini fazlalığı çok nadir görülür.


 


Yetişkinler günlük olarak 80-150 mg K vitamini almalıdır. Ancak bu miktar besin ve yararlı bakterilerden rahatlıkla karşılanır.


 


K vitamini içeren besinler


 


Ispanak, lahana, Brüksel lahanası, yeşil biber, marul, karnabahar, yeşil domates, fasulye, bezelye, kabak ve patates gibi sebzelerde bol miktarda bulunur.


 


Ayrıca yumurta sarısı ve yoğurt da K vitamini içeren besinlerdir.


Google arama etiketleri:
[  vitaminler,  vitamin çeşitleri,  depresyonda hangi vitaminler alinmali,  ]


Gönderen Unknown

28 Aralık 2012 Cuma

Bol ve çeşitli vitaminleri, mineralleri ve faydalı organik asitleri ile tıbbi değeri çok yüksek bir sebze olan domatesin, vücuda kükürt, fosfor ve organik sodyum verdiğini vurgulayan uzmanlar, bir domatesteki C vitamininin, tavsiye edilen günlük miktarın yüzde 50’sinden fazla olduğunu bildiriyor.

Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.


Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.


Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor.

Gönderen Unknown
Fındık Yağı ve Faydaları

TMO tarafından imalatı yaptırılan ve perakende olarak ülke genelindeki 150
satıs noktasında satısa sunulan rafine fındık yağının diğer bitkisel yağlarla
karsılastırılması ve insan sağlığına olan faydaları asağıda yer almaktadır:
• Fındık yağının yağ asitleri bilesiminde % 80 oranında oleik asit bulunmakta olup bu oran
zeytinyağı da dâhil diğer bitkisel yağların üzerindedir.
• Oleik asit; yüksek tansiyon riskini azaltmakta, kötü kolesterolü (LDL) düsürmekte, iyi
kolesterolü (HDL) arttırmakta, kalp damar hastalıklarına karsı koruyucu etki göstermekte,
diyabetli hastaların insülin ihtiyacını azaltmakta, kan sekerini düzenlemekte ve tümör gelisimini engelleyerek kansere karsı koruyucu etki yapmaktadır.
• E vitamini fındık yağında diğer bitkisel yağlardan daha fazla miktarda bulunmaktadır.
• E vitamininin; üreme sistemine olumlu katkıda bulunduğu, alyuvarların parçalanmasını
önleyerek kansızlığa karsı koruyucu etki yaptığı, vücut hücrelerini koruyarak yaşlanmayı
geciktirdiği, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarını önlediği bilinmektedir.
• Fındık yağının yanma noktası diğer yağlardan çok daha yüksektir. Yanma ısısı 220 0C
olan fındık yağı ısıya karsı en dayanıklı yağdır. Fındık yağı dısındaki diğer yağların, yüksek ısıya dayanamadığından pisirildiklerinde, (özellikle yüksek dereceli kızartmalarda) fiziksel ve kimyasal yapıları değiserek zehirli (toksik) özellikleri açığa çıkmaktadır.
• Fındık yağının, kızartmalarda kullanıldığında ortamda ve yiyecekte koku bırakmadığı,
hafif ve lezzetli olması nedeniyle hamur isleri de dâhil her türlü yemek yapımında çok iyi
sonuçlar verdiği bilinmektedir.


Gönderen Unknown
Yüzme, yüzmenin faydaları

Kalp-dolaşım sistemi üzerine etkileri
Antrenmanlar ile kalbin dakika volümünü arttırmak mümkündür. Bu artışın gerceleşmesi maximal ve submaximal yapılan yüklenmelerle mümkündür. Yapılan araştırmalar kalbin dakika volümünü arttıran en iyi yolun submaximal (%70 ve altı) yüklenmeler olduğunu ortaya koymuştur. Kalbin dakika volümünün artması, dokuların oksijen ihtiyacının karşılanması bakımından çok önemlidir. Bu sebeple orta ve uzun mesafe yüzücülerin bu özelliğini geliştirmeleri önemlidir.

Bilindiği gibi, kalbin dakika volümünün artması, öncelikle atım volümünün (her atımda pompalanan kan miktarı) ve de kalp atım sayısının artırılması ile olanaklıdır. Su içindeki yatay pozisyon, kalbin atım volümünün ayakta duruşa oranla daha iyi olmasını sağlar.

Çünkü, bu pozisyonda, kalbin kan ile doluşu daha iyi olur. Su içinde, suyun kaldırma kuvveti yerçekimine karşı koyar. Bu konumda kalp, kanı yer çekimine karşı atmak zorunluğunda kalmaz. Ayrıca, suyun kaldırma kuvvetinin yer çekimini karşılanması ve suyun alt ekstremitelere uyguladığı hidrostatik basınç, havada dik durumda iken karşılaşılan "Kanın alt ekstremitelerde toplanma eğilimini" elemine eder. Diğer taraftan, su içinde kalp, ısı düzenlemesine yardım amacıyla deriye fazla kan göndermek zorunda kalmaz. Bu kan çalışan kaslara aktarılır.

Özetlersek, yüzücülerdeki dolaşım diğer spor dallarındaki sporculara oranla farklılıklar gösterir. Bu durum, su içindeki vücudun yatay pozisyonda olmasına bağlıdır. Bu pozisyonda kalp kan ile tamamen dolar ve sonuçta kalbin tek bir kasılışında daha fazla kan vücuda pompalanır.

• Düzenli antrenmanların kalp üzerine yaptığı olumlu etkiler şunlardır.
1. Antrenman ile kalp odacıklarının hacmi büyür. Kalp odacıklarının büyümesi ile kalbin içine aldığı kan miktarı artarken, dakika volümü artar. İyi antrene edilmiş sporcularda kalbin yük altında bir dakika içinde pompalandığı kan miktarı 35-40 litreye kadar çıkabilmektedir.
2. antrenman sonucunda, kalp kaslarında "hipertrofi" denilen gelişme, kalınlaşma, kuvvetlenme meydana gelir. Bu gelişmelerle kalbin pompalandığı kan daha güçlü bir şekilde organizmaya dağılır

YÜZMENİN SOLUNUM SİSTEMLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Temel görevi, kana oksijen vermek ve kandaki karbondioksiti almak olan solunum sistemi, ağızdan ve burun dan başlayarak akciğerde sonlanır. Ağızdan ve burundan alınan hava "trakea" adı verilen ve havanın iletilmesini sağlayan boru yoluyla akciğerlere gelir. Akciğerlere gelen ve akciğerlerin yapısında bulunan "alvoel"lere (hava kesecikleri) yerleşe havada % 14-15 oksijen ve % 4.9-6.9 oranında karbondioksit vardır. Çevresi kılcal damarlarla sıkı bir şekilde çevrilmiş ola alveollerle kılcal damarlar arasında gaz alış verişi olur. Gaz değişimi diffüzyonla meydana gelir. Örneğin, vennler (toplara mar) içinde akciğerlere gelen karbondioksitten zengin kan, akciğer yapısındaki alveol keselerine geçerken burada bulunaı oksijen de kana geçer.

Eritrosit içinde dokulara gelen oksijen il bağlanmış hemoglobin molekülü, oksijenini aktif dokulara verir. Bu alışveriş ise aşağıdaki şekilde belirtilmiştir. Antrenmanlar sırasında organizmanın oksijen gereksinimi ortar. Bu artışa paralel olarak, bu gereksinimi karşılayacak dolaşım ve solunum sistemlerinin de bu duruma fizyolojik bir uyum göstermesi gerekir. Dokuların oksijene olan gereksinimi arttıkça, solunum sisteminin organizmaya soktuğu oksijen miktarı ve bu oksijeni dokulara taşıyacak olan dolaşım sisteminin faaliyeti artar.
Dinlenme durumunda bir kişi dakikada 12-16 kez soluk alırken, atrenmanlar sırasında solunum frekansı 40-50'y kadar çıkabilir.

Kişinin bir dakikada aldığı hava miktarı ise o kişinin dakika başına solunum volümünü (hacmini meydana getirir.

Dakika Başına Solunum Volümü= (Bir Solukta Alınan Hava Miktarı) x (Bir Dakikadaki Solunum Sayısı)

Dinlenme durumundaki bir kişinin dakika başına solunum volümü 5-8 litre/dk. civarındadır. Bu miktar, yük altında 120 It./dk.'ya, bazı durumlarda da 140 It./dk.'ya kadar yükselebilir.

Fiziksel çalışmalarda bir taraftan solunum volümü, diğer taraftan da solunum frekansının artırılmas ile solu-num-dakika volümü artırılmış olur.

Gönderen Unknown
Mandalinanın Faydaları, Yararları
Sonbahar ve kış aylarının sevilen meyvalarından olan mandalina, zengin bir B ve C vitamini kaynağıdır. Aynı zamanda yüksek miktarda şeker içerir, serbest asit oranı oldukça düşüktür. Bir ufak mandalinada bazı büyük portakallardan daha fazla C vitamini vardır.Portakalı sindirmekte güçlük çeken birçok kimse, mandalinayı rahatlıkla yiyebilir.

Kanı temizler. Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur. Kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Damar setliği ve felçte faydalıdır. Sinirleri yatıştırır.

Akşam yemeğinden sonra yenecek 1-2 mandalina uykusuzluk çekenlere faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Grip olanlara iyi gelir.

Mandalina Nasıl Kullanılır? Taze meyve olarak yenebileceği gibi reçeli de yapılabilir. Ayrıca, kabuklarından esans elde edilir. Özellikle Kabukları ince kıyılıp doğrudan ya da kek, pasta gibi tatlılara katılıp yenirse kalp ve damar sağlığı açısından faydası görülür.

Gönderen Unknown
Havuçtaki vitaminler , faydaları
A, C, B1 ve B2 vitaminlerince zengin bir ürün olan havuç, çiğ olarak ya da pişirilerek tüketilir
Havucun yararları
Tohumlarından halk arasında gaz söktürücü, idrar artırıcı, adet getirici ve mide ilacı olarak yararlanılır

Haftada beş kere yendiği takdirde araştırmalara göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor

Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10oranında azalttığı görülmüştür

Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor

Anne sütünü arttırır

Yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir

Havuçtaki kompleks karbonhidratlar vücuda ererji verir

Havuçlar kirli olsa bile kabuğunu soymamak gerekir Çünkü yarım kilogram havuçta 30 mg C vitamini, B1-B-B6 vitaminleri, kalsiyum, demir ve potasyum mineralleri bulunur ve bunların büyük bölümü kabuğun altındadır

Kabuğu soyulduğunda havuç besin değerinden çok şey kaybeder

Havucun kabuğunu soymak yerine musluğun altında hafifçe fırçalamak yeterlidir

Görme bozukluklari, bas dönmesi, düsük tansiyon, bitkinlik gibi rahatsizliklari iyilestirir

Bronşları açar, kuru öksürüğü keser ve bağırsakları yumusatır

Havucun, süratle kan yapıcı, kuvvetlendirici, ishal kesici, peklik giderici, mide ve bağırsağın yakın dostu, safra akıtıcı, karaciğeri kuvvetlendirici ve yeri doldurulamayan bir sebze olduğunu biliyormusunuz

Kansızlık halinde, sabah-öğle-akşam taze çıkarılmış 1 çay bardağı havuç suyu içilmesi, suyu çıkarılamazsa ince rendelenmesi ve iyice çiğnenerek yenilmesi öneriliyor

Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını , kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriliyor

Havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın yeterli olduğu bilinmektedir

Aşırı havuç suyu içildiğinde cilt hafif portakal rengi alırsa da bunun bir zararı söz konusu değildir

Gönderen Unknown
Portakal , Portakalın Yararları
Diğer İsimleri: Citrus aurantium, Citrus sinencis, Orange

Portakal: Turunçgiller familyasından bir ağaçtır. Boyu 2-10 m arasında değişir. Yaprakları sert dayanıklı ve düz kenarlıdır. Kabuğunun altında sarımtırak, bazılarında ise kırmızı renkte sulu ve dilimli bir öz bulunur. Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılır. Başta C vitamini olmak üzere P, B ve E vitaminleri ile fosfor, magnezyum ve potasyum minerali açısından zengindir. Bakır, çinko, demir ve manganez mineralleri ile protein de bulunur.


Portakalın Faydaları

* Ateşi düşürür.
* Susuzluğu giderir.
* Kansızlığa iyi gelir.
* Hazmı kolaylaştırır.
* Vücuda enerji verir.
* Nekahat devresini kısaltır.
* Şeker hastalarına faydalıdır.
* Yatarken yendiğinde uyku verir.
* Zayıflatıcıdır, şişmanlamayı önler.
* Damar sertleşmesini ve felci önler.
* Portakal kabuğu iştahsızlıkta etkilidir.
* Vücuttaki zararlı maddeleri temizler.
* Sinirleri yatıştırır ve yorgunluğu giderir.
* Yüksek tansiyonu ve kolesterolü düşürür.
* Vücudu ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
* Çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su, spazm giderir.
* Grip ve nezle gibi soğuk algınlığına iyi gelir ve öksürüğü azaltır.
* Kabuklarından yapılan şurup ise, mide hastalıklarında kullanılır.
* İçerdiği folik asit özellikle hamileler ve bebek için çok yararlıdır.
* Karaciğeri çalıştırır ve safra ifrazatını artırır.sifalibitkileriniz.com
* Cilt kırışıklıklarını önler, cildin taze ve pürüzsüz görünmesi sağlar.
* Kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır.
* Damar sertliğini ve tıkanıklığını önleyen portakal kalp ve damar hastalıkları ile kansere karşı koruyucudur.
* Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.sifalibitkileriniz.com
* Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan cevherler dolu bir meyvedir.

Gönderen Unknown
Çayın Faydaları ve Zararları...
Ülkemizde oldukça fazla tüketilen siyah çay, faydaları ve zararları ile yine gündemde. Son günlerde açıklanan araştırma sonuçlarına göre; günde iki bardak çay tüketmek, kalp krizi sonrası ölüm riskini oldukça azaltıyor.

Araştırmacılar, bu şaşırtıcı sonuç karşısında çayın daha iyi incelenmesi gerektiğini söyleyerek siyah ve yeşil çayda kalbi koruma özelliğine sahip maddeler bulunabileceğini tahmin ettiklerini söylediler.

Söz konusu çalışma 13 Mayıs’da Amerikan Kalp Birliği Dergisi’nde yayınlandı. Çalışmayı yöneten Dr.Kenneth Mukamal, sonuçların beklediğinden çok daha şaşırtıcı olduğunu ve çay bitkisinin kalp sağlığı üzerindeki gerçek etkisi, araştırma sonucundan daha az olması durumunda bile, kalp krizinden kurtulmak için hatırısayılır bir fayda yaratabileceğini belirtti.

Çalışmada çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları araştırıldı. Çay tüketimi fazla olanlarda (günde 2 veya daha fazla bardak), araştırma sonuçlarına göre : çay tüketmeyenlere oranla %44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor; bir haftada 14 bardaktan daha az çay tüketenler ise, hiç tüketmeyenlere oranla kalp krizi sonucunda % 28 daha az ölümle karşılaşıyorlar. Bu geniş çaplı araştırmada, araştırmacılar kalp krizinden sonra hayatta kalan 1900 kişinin, kalp rahatsızlıklarından önceki çay tüketimlerini not alıp bu kişileri 4 yıl boyunca izlemeye devam edecekler. Araştırmaya katılmış olan doktorlar; denek olarak alınan kişilerin başka bir kalp krizine ya da kalp rahatsızlıklarına daha yatkın olan yüksek risk grubundaki insanlardan seçildiğini belirtiyorlar.

Araştırmacılar flavonoidlerin (bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antidoksidanlar) kan damarlarını genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını daha kolay sağladığını ve böylece kalbi doğal yoldan korumanın mümkün olabildiğini söylüyorlar. Ayrıca flavonoidlerin, LDL kolestrolünün daha kötü bir kolestrol haline dönüşmesini önleyebileceğine dair kanıtlar da sözlerine bulduklarını ekliyorlar.

Kalp krizi sonrası ölümü önlemek için herkesin çay içmeye başlaması mı gerekir?

Doktorlar araştırmaların bitmediğine dikkat çekerek, fazla çay tüketimini henüz tavsiye etmemekle birlikte, kalp krizi geçirmiş olan ve çaydaki kafeinden endişe edenlerin bu konuda korkmasına gerek olmadığını belirtiyorlar. Araştırma yapılırken hastalara ne tür çay (kafeinli, kafeinsiz) tüketikleri ile ilgili soru sorulmamış; çünkü araştırmacılar tüketilen çayın kafeinli ya da kafeinsiz oluşunun, ortaya çıkan bu olumlu sonucu değiştireceğini düşünmüyorlar. Bütün bitki çaylarının farklı özellikler taşıdığı ve bu önemli etkiyi hepsinin yaratamayacağı belirtiliyor; yeşil ve siyah çaydaki kimyasal bileşimin de birbirinden farklı olduğu ve bu nedenle farklı faydalar sağlayabileceği uyarısı yapılıyor.

Bitkilerden yapılan diğer içeceklerin kalp üzerinde faydalı etkileri olabilir mi?

Bitkilerle yapılan siyah bira, şarap ve viskide de flavonoid maddesi bulunur fakat bunların miktarı çayda bulunandan çok daha azdır. Eğer bitkilerin olumlu faydalarından yararlanmak istiyorsanız, katkısız bitki çayları tüketmeniz, alkol içeren bitki içeceklerinden çok daha yararlı olacaktır. Alkol ve bitki özleri içeren bir içecek tüketmeyi düşünürken içerdiği az miktardaki flavonoid maddesinin yararından daha çok, barındırdığı alkol oranı ile uzun vadede karşılaşacağınız sağlık problemlerini göz önünde tutmalısınız.

YEŞıL ÇAY VE KANITLANMIŞ SONUÇLARI

Yeşil çayın yaşlanmayı geciktirdiği, doğal kafeini ile rahatlık sağladığı; yapılan araştırmalar sonucunda bilinen özelliklerindendir. Yeşil çayın kanser olasılığını azalttığı belirtiliyor. Yapılan farklı araştırmalara göre bunun nedeni; yeşil çayın kolesterol ve yağ değerleri üzerindeki olumlu etkisi, tansiyonu düzenlemesi ve damar sertliğini önlemesi olarak açıklanıyor.

Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre; Polifenoller, polisakkaritler ve değişik vitaminler içeren Yeşil Çay`ın yemek borusu kanserini erkeklerde yüzde 57, kadınlarda ise yüzde 60 oranında önlediği bildirildi.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç. Dr. Hayri Çoşkun, yeşil çay`ın, oksidasyon olmaması için toplandıktan sonra ezilme gibi işlemlerden korunduğunu, böylece doğal bileşenleri ve aromasının da korunduğunu belirtiyor.

Coşkun, Yeşil Çay`ın değişik kanser risklerini azalttığını, kan kolestrol seviyesini düşürdüğünü, yaşlanmayı geciktirerek değişik bakterilerin gelişmesini engellediğini kaydederek, ``Ultra viole ışınlarının deride kanser ve buruşukluklara neden olduğu bilinmektedir. Yeşil çayın ise bu tür deri hastalıklarını koruyucu özelliği vardır. Sigara dumanında potansiyel kanser yapıcı madde olan NNK, akciğer kanserine neden olmakta, Yeşil çayın bu hastalığa karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır`` diye ekliyor.

SıYAH ÇAY VE KANITLANMIŞ SONUÇLARI

Chicago’da yapılan araştırmanın sonucuna göre; Siyah çay kalp hastalarında damar sağlığını korumakta. Amerikan Kalp Derneği`nin ``Circulation Journal`` adlı yayın organında yer alan araştırmaya göre, daha önce kalp sağlığında olumlu etkisi belirlenen siyah çayda, siyah üzüm, greyfurt suyu, soğan ve kırmızı şaraptaki flavonoid maddesi, yüksek oranda bulunuyor.

‘Flavonoid`in, kötü kolesterolün (LDL) yol açtığı oksidasyon durumunu ve damar cidarlarının kalınlaşmasını önlediğini kaydeden uzmanlar, bu etkinin ancak çok miktarda flavonoid özü alınmasıyla kendini gösterdiğine dikkati çekiyorlar.

Boston Üniversitesi Tıp Merkezi`nde yapılan bir araştırmada, deneklerin bir kısmına bir süre boyunca belirli miktarda çay, bir kısmına ise su içiriliyor.

Gönderen Unknown
Okaliptüs, birçok türü bulunan geniş bir ağaç (nadiren çalı) cinsi.
Türleri Avustralya'nın ağaç florasında egemendir. Çoğu Avustralya'ya özgü olan, 700'den fazla türü mevcuttur; bazı türler de Yeni Gine ve Endonezya'da bulunur. Kıtanın neredeyse tüm bölümlerinde bulunan okaliptüs, Avustralya'daki her türlü iklim koşuluna adapte olmuştur

Anavatanım Avustralya’dır. Sıtma Ağacı olarak da bilinirim. Sürekli yeşil kokulu yapraklarım ve kokulu çiçeklerim vardır. Gövdem krem-gri, pembe ve açık yeşil karışımıdır. Güçlü tekli orta gövdem veya çok gövdeli çalı biçiminde türlerim de vardır. Boyum 40 metre’ye kadar uzayabilir. Yaprak boylarım 12 - 22 cm. kadar olup, gençlerde yapraklarımız küçük ve oval, yetişkinlerimizde ise uzun ve sivridir. İlkbahar aylarında türüme göre beyaz, sarı veya kırmızı çiçekler açarım. Kış aylarında - 6°C’ye kadar dayanabilirim. Odunumdan mobilya sanayiinde, kabuklarımdan, yapraklarımdan ve tohumlarımdan boya ve ilaç sanayiinde faydalanılır. Üretimim tohumla yapılır. Sulak toprakları sevdiğimden bataklık kurutma işlevimde vardır. Türlerim; Kırmızı Okaliptüs, Sarı Limon Okaliptüs, Mavi Okaliptüs.

Okaliptüs: (Eucalyptusbaum / Heberbaum / Eucalyptus / Ökaliptüs / Sıtma ağacı)
Haziran-temmuz ayları arasında, mor renkli çiçekler açan büyük ağaçlardır. Yaprak şekli bitkinin yaşına göre değişir. Gençlerde sapsız, oval, açık yeşil; yaşlılarda ise uzunca saplı, orak seklinde, derimsi ve koyu yeşildir. Çiçekler morumsu kırmızı renkte olup, her bir yaprağın koltuğunda birkaçı bir arada bulunur. Meyve küçük ve çok miktarda tohum taşıyan oval şekilli bir kapsüldür. Ana vatani Avustralya olan bu ağaç, halk arasında sıtma ve kinin ağacı olarak da tanınmaktadır.

Anadolu’ya ilk defâ, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında Dalaman’da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından, süs ağacı olarak sokulmuştur. Diğer taraftan Mersin-Adana demiryolu uğrağındaki istasyonlarda 1886 yılında Fransızlar tarafından istasyon ağacı olarak kullanılmıştır. 1830’a doğru Avustralya’dan Italya’ya getirilen çeşitli cins ökaliptüslerin kış olması dolayısıyla çoğunluğu kuruduğundan bu ağacın yumuşak iklimde yaşamadığı kanaatine varildi. 1852’de Cezayir’de tekrar denendi. Daha sonra da Kuzey Afrika ve Güney Avrupa’da denenerek sıcak mıntıkalarda yetişeceği anlaşılmıştır. 1893’te, Osmanlı Devleti idâresinde bulunan Suriye’de M.H. Morel, Beyrut’taki mâlikânesinde çok miktarda ökaliptüs yetiştirmiş ve bu mâlikânesine Lâtince olarak “Villâ Eucalypta (Ökaliptüs Köşkü) adını vermiştir. Çok miktarda ökaliptüs bugün Afrika, Avrupa, Asya sıcak iklimlerinde yetiştirilerek, iktisâdî, sihhî maksatlarla dünyanın her kıtasında üretilmekte ve gün geçtikçe de rağbet bulmaktadır. Ökaliptüs ağaçları, çok yüksek olan kâbiliyeti, fazla miktarda toprak suyunu alıp havaya vermesi sâyesinde bataklık yerlerin kurutulmasında insanlığa olan hizmetlerinin tanınmasını müteakip, yalnız Avustralya’da olan gelişme alanı kısa bir zamanda çok genişlemiştir. Bir ökaliptus ağacının yılda ortalama 250 ton suyu alıp havaya verdiği tecrübelerle anlaşılmıştır. 1938’den beri, yurdumuzun güney bataklıklarında da yetiştirilmesine büyük önem verildi ve kısa zamanda çok ümit verici neticeler alindi. Tarsus’un Karabucak bataklığının kurutulmasıyla bölgede, sıtma hastalığının yayılmasında önemli rol oynayan sivrisineğin nesli kesildi.

Çesitleri: Yüzden fazla çeşidi olmakla birlikte, tanınmış ve önemli çesitlerinden bazıları şunlardır:
1. Eucalyptus alpina
2. Eucalyptus amplifolia
3. Eucalyptus amgydalina
4. Eucalyptus andreana
5. Eucalyptus calophylla
6. Eucalyptus citriodora
7. Eucalyptus cocciféra
8. Eucalyptus cordata
9. Eucalyptus cornuta
10. Eucalyptus cosmophylla
11. Eucalyptus diversicolor (Collossea)
12. Eucalyptus globulus
13. Eucalyptus gomphocephala
14. Eucalyptus leucoxilon
15. Eucalyptus robusta
16. Eucalyptus rostrata
17. Eucalyptus viminali
18. Eucalyptus longifolia.

Dünyanın birçok yerinde, bilhassa Brezilya’da, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa’da, Doğu ve Batı Asya’da bir zaman sıtma saçarak insanları ölüme sürükleyen korkunç bataklıklar, bugün ökaliptüs ağacının gölgesinde sağlık ve varlık kaynağı olmuştur. Ökaliptuslar, bataklığı kurutarak etrafını da tarıma elverişli hâle getirmektedir. Ökaliptus ormanları, hava tesirlerini yumuşatarak büyük rüzgârlara mâni olurlar, bitkilere zararlı olan toz ve dumanları tutarlar, fırtına ve dolu zararlarını kısmen önlerler. Üç yaşından büyük olan ormanlardaki çayır ve ot miktarı da büyük ölçüde olduğundan, hayvanlarda verimi arttırmaktadır. Ayrıca arıcılıkta da büyük faydaları görülmüştür. İlk yıllarda, aralarına mısır ekilerek değerlendirilebilir. Yurdun güneyinde kurulan ökaliptus ormanlarından, büyük ölçüde yakacak temin edilmektedir.

Kullanıldığı yerler: Tâze yapraklarının su buharı ile distillenmesi sûretiyle elde edilen ökaliptus, muhtelif cila, kafuru, çam sakızı ve zamk, yine bir nevi vernik olan kokulu reçine îmâlinde kullanılmaktadır. Halk hekimliğinde, özellikle solunum yolu hastalıklarında tercih edilir. Öksürüğü keser, boğaz ve burun iltihaplarını giderir. İdrar yollarını temizler. Hâricen deri üzerine sürülmek sûretiyle antiseptik olarak da kullanılır. Ökaliptus yaprakları doğrudan doğruya kaynatılarak kullanıldığı gibi, yağının tıpta da pek çok faydaları vardır. İlaç olarak veya kaynatma ile buğu, koku hâlinde de kullanılır. Yapraklar nefes darlığı, kabız, balgam söktürücü olarak, haşere sokmalarına, her nevi ateşlenmeye, nezle, nevralji, bronşit, romatizma, seker, üremi gibi hastalıklarda, yağ veya eksitilerek sirke, toz sabun, pudra ve mâcun seklinde kullanılır. Ayrıca ökaliptus kabuklarından, kino reçinesi adi verilen ve içinde bol miktarda tanen bulunan bir madde, kuru damıtım yoluyla elde edilmektedir. Yine ökaliptus odununun kuru damıtımıyla elde edilen diğer ürünler; 100 kilo odundan; 25-27 kilo kömür, 7 kilo asit asetik, 2 kilo alkol metilen, 3 kilo katran elde edilebilir.

Özellikleri: Tazelik verici, kuvvetlendirici, Antiseptik, temiz olmayan derilerde, akne, kepek, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, virüslere karşı, grip ( boğaz iltihaplanması, sinüzit iltihaplanması, bronşitte-Antibiyotiğe yardımcı ) bahar nezlesi..romatizma ağrılarında ve sinir iltihaplanmasında. Haşerelere karşı çok kuvvetli tesir eder. Soğuk algınlığı, nezle, kas tutulmaları, sinüs gibi rahatsızlıklarda güçlüdür. Migren ve romatizma ağrılarını dindirir, cilt ülseri ve yarayı iyileştirir.

Kullanıldığı yerler:
Losyon olarak(yoğunluğu azaltılmış): Nefes darlığında göğüs üzerine sürdüğünde nefes açıcı etkisi vardır.

Buhar yolu ile: Soğuk algınlığı rahatsızlıklarında boğaz ve solunum yolları şikayetlerinde ve bronşitte özellikle uçucu yağından dolayı inhalasyon (buğu) yoluyla yararlanılmaktır. Burun tıkanıklığı ve burun akıntısına karşı (kaynar suya drog parçaları veya uçucu yağ damlaları ilave edilerek hazırlanan) buğu yöntemiyle kullanılmaktadır

Banyo suyuna ve kompres olarak: Yanıklarda ve yaralarda; Ayrıca üzüntü ve sıkıntıyı dindirici etkisi bulunur. Ev içinde buharla kullanılırsa evdeki bakterileri öldürür.

Uyarılar: gebelikte kullanmayın, çocuklara ve bebeklere verilmez, yoğun olan formu cilt zararlıdır. Yüksek kan basıncı olanlara sakıncalıdır. Asla ağız yolu ile almayınız. Bir haftadan fazla kullanımda ve tekrarlayan periyodik rahatsızlıklarda hekimle görüşmek gerekir. Nadiren de olsa bazı kişilerde bulantı, kusma ve ishal yapabildiği kayıtlıdır.

Gönderen Unknown
Elma ve Yeşil Elmanın Faydaları

Bir İsveç atasözü vardır “Her gün bir elma ye, bir doktoru uzaklaştır.” Elma, aynı zamanda Havva anamızın uğruna cennetten kovulduğu ‘mistik’ bir meyve. Bu meyvenin tıbbi önemi pek çok hastalıktan koruyucu özelliğinden kaynaklanıyor. Bu özelliği de içerdiği organik asit ve tuzlardan, vitaminlerden ve güçlü antioksidan maddelerden.


Organik asitler vücut dengesi için çok önemli, şöyle ki; bu asitler, potasyum, magnezyum, kalsiyum gibi elementlerle birleşerek birtakım organik tuzlar oluşturuyor. Bu tuzlar, oksijenle temas ettiklerinde, geride alkali özellikte maddeler kalır ve vücut için çok hayati olan asit-baz dengesi korunmuş olur. Bu denge her gün yeniden yapılandırılan, sınırları olan ve birçok sistemin bir arada işlediği, enerji sarf edilen bir döngü gerektirir ki ve elma vücudun bu asit-baz dengesini korumaya yardımcı olur. Asit-baz dengesinin korunması organizma için hayati önem taşıyor. Bu organik asitler ayrıca, mide barsak ve idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu. Sivilce ve egzamada da faydalıdır. Ben birçok cilt rahatsızlığında hastalarıma aç karnına taze sıkılmış elma suyunu yavaş yavaş yudumlayarak tüketmelerini öneriyorum, kahvaltıyı da bundan en az yarım saat sonra yapmak gerekiyor.


Kuvvetli antioksidan

Madensel tuzlardan da en çok potasyum bulunur elmada. Sinir ve kas güçlendirici, kronik yorgunluğu giderici ve zihin açıcı özelliği vardır. Potasyum kalp kasından bacak kaslarımıza hatta damarların büzüşüp genişlemesini sağlayan damar etrafındaki kaslara kadar tüm kas sistemi için çok önemlidir. Ayrıca çinko ve bakır açısından da zengindir, çinko birçok cilt hastalığında olumlu etkileri olan bir mineraldir, hatta bazı cilt hastalıklarında kapsül olarak verilir. Önemli bir C vitamini kaynağıdır ki; C vitamininin çok kuvvetli antioksidan özelliği olduğunu artık duymayan kalmadı sanırım, üstelik elmanın içerdiği antioksidanlar C vitamini ile de sınırlı değil. Bu kuvvetli antioksidanlar, “nöron” adı verilen ana sinir hücrelerini oksidatif stresten koruduğu için Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğuna dair önemli bilimsel yayınlar var.



Elmanın içerisinde ‘pektin’ adında çözünebilir bir lif var ki bu lifin düzenli kullanıldığında kandaki kötü kolesterol miktarını düşürüp, iyi kolesterolü artırdığı gözlenmiş. Kötü kolesterol yüksekliğinin kanda lipid yüksekliğiyle paralel gittiğini ve damar tıkanıklıklarına zemin hazırladığını size hatırlatmak isterim. Bu özelliğine içeriğindeki kuvvetli antioksidanlar da eklendiğinde elmanın sizi kalp ve damar hastalıklarından koruması hiç de sürpriz değil. Ben, kalp damar hastalıklarına da yine sabah aç karnına taze sıkılmış elma suyu içmelerini öneriyorum. Antioksidanlar, başta damar hücreleri olmak üzere tüm hücrelerimizi, oksijen kullanıldıktan sonra oluşan oksijen yan ürünlerine karşı korurlar.

Oksijen yan ürünleri hücreye zarar verir ve yaşlanmadan kansere kadar birçok şeyden sorumlu tutulmaktadırlar.


Her derde deva

Çeşitli tıbbi deneysel çalışmada elmadaki birtakım etken maddelerin kanser hücre çoğalmasını engellediği gözlemlenmiştir, bu bulgu tek başına ‘elma kanseri tedavi eder’ olarak yorumlanamaz asla ama en azından koruduğuna dair önemli ipuçları verir. Elmadaki, kanserden koruyucu özelliği olduğu düşünülen maddeler triterpenoidler, quercetin, catechin, phloridzin and chlorogenic asit gibi önemli fitokimyasallar. Laboratuar deneylerinde özellikle karaciğer, kalın barsak ve meme tümörlerinde etkili bulunmuşlar.


Dr Elif Güveloğlu

Gönderen Unknown
Kefir Nedir ? Faydaları Nelerdir?
KEFİR
Kefir Kafkasya’ da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür. Son yıllarda Avrupa ve Amerika’da yapılmaya başlanmış ve ülkemizde de Ziraat Fakültelerinin Teknolojisi bölümlerinde üretilmekte olup, sınırlı miktarda satışı yapılmaktadır.

KEFİR NEDİR ?
Kefir, kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.

KEFİR NERDEN GELMİŞTİR ?
Kefirin anavatanı Kafkaslardır. İlk kez Batı Asya’ da Türkler tarafından yapılan ve günümüzde pek çok ülkeye yayılan fermente bir süt ürünüdür. Kafkasyalılar kefiri su yerine içmekte ve gençlik iksiri olarak kullanmaktadırlar. Kafkaslardan dünyanın her tarafına yayılan Türkler bu içeceklerini beraberinde dünyanın her tarafına götürmüşler ve yaymışlardır. Şu anda bilimsel araştırma yapan fakülteler başta olmak üzere kuruluşlar kefirin faydaları üzerinde ciddi çalışmalar yapmakta ve önemli sonuçlara ulaşmaktadırlar.

KEFİR NELERE İYİ GELİR ?
Kullanımı ( içimi ) ve hazmı çok kolay olan kefir hücre yenileme özelliğine sahiptir. Mucize içecek kefir özellikle bağırsaklardaki maddelerin küreselleşmesini önlediğinden ömür uzatıcı olduğuna inanılır. Kafkasyalıların kefirin yararlarını bildiklerinden çocuklarına ile su gibi içirirler. Kafkasya’ da yüzyıldan fazla yaşamak çok sıra dışı bir durum değildir. Protein , yağ , laktoz ve mineraller bakımından hayli zengin ilaç tedavisi kesilmeden kullanıldığı zaman kandaki kötü kollestrolü azaltır, tansiyonu düşürür, idrarı sulandırır, vücuttan atılması gereken maddelerin gidişini kolaylaştırıyor, bağırsak hareketlerini hızlandırıyor, bulaşıcı, sarılık , eklem hastalıkları, ishal , kabız , kan kaybı, idrar torbası hastalıları, doğum sorunları, şeker düşürüyor ve en önemlisi KANSERİ GECİKTİRİYOR... Hazmının kolay , proteince zengin oluşu NEDENİ İLE Kefir hastalar ve çocuklar için önemli bir besindir.Hatta 20-30 günlük çocuklara bile günde bir iki kaşık içirilmesi önerilmektedir. Doktorlar, hastalarına ilaçların yanında birde kefir içmelerini tembihliyor.
Ayrıca yapılan araştırmalarda kefirin kadın ve erkeklerde cinsel gücü arttırdığı da bildirilmiştir. Hücre yenileme sayesinde de kadınlar tarafından cilt maskesi olarak kullanıldığı da bilinmektedir.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel SEZGİN, Japonya’ da fareler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre kefirin içinde yer alan maddelerin kanseri %53,6 oranında azalttığını ve ayrıca kefirin kanseri önleyici ilaçlarla kullanılması halinde kanserin tekrarlanma riskinin %67 oranında azalttığını da ortaya çıkarttığını belirtmiştir.( 22.02.2002 Star Gazetesi )
Ayrıca kefir sinirsel rahatsızlıklara, iştahsızlık ve uykusuzluk içinde yararlı olmaktadır.Ülser yüksek tansiyon , bronşit, astım hastalarının tedavisinde de kullanılmaktadır.

KEFİRİ KİMLER KULLANIR ?
Kefiri yaşı ne olursa olsun her yaştaki insan kullanabilir. Yan etkisi yoktur. Çocuklara bile rahatlıkla verilebilir.

KANSER HASTALARI TERCİH EDİYOR ?
Kefir, vücut direncini arttırıyor, sindirim sistemine yararlı oluyor. Bağırsakta kanser oluşturan etkenleri engelliyor. İlaç değil ama, kanser hastası olanlar, bu özellikleri nedeniyle kefiri tercih ediyor... Yapılan çalışmalar, kefirin, iştahsızlık ve uykusuzluğa da iyi geldiğini göstermiştir.

KEFİR TANESİ
Kefir Tanesi; fındık yada buğday büyüklüğünde, renkleri beyaz, beyaz-sarı arasında küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir. Boyutları 0,5-3 cm arasında değişir. Taneler sütü fermente edici rol oynar, en önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tekrar kullanılabilmesidir.Kefir taneleri kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluştururlar. Çok karışık bir mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Değişik araştırmacılar, değişik bölgelerden aldıkları kefir tanelerinde farklı sayıda, oranda ve cinste mikroorganizma tespit etmiştir.Tanede genel olarak laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden ve edemeyen mayalar mevcuttur. Bazı tanelerde enterokok ve koliform grubu bakterilere de rastlanmıştır. Kefir tanesinde saf toz halde liyofilize kültürler üretilmiştir. Avrupa ülkelerinde ve A.B.D. de genellikle saf kültürlerden kefir üretilirken , Rusya , Asya , Doğu Avrupa ve Ortadoğu bugüne kadar laboratuvar koşullarında kefir tanesi üretmek mümkün olmamıştır.

BESİN DEĞERLERİ
Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın , mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir.Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların , yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır. Kefir B12 , B1 ve K vitamini bakımından da zengindir. B u vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.

Gönderen Unknown

18 Aralık 2012 Salı

Kuzu Kulağının Faydaları
Kuzu Kulağının Faydaları: İdrar söktürücü ve kabızlığı giderici etkilere sahiptir. Ateşi düşürür. Kanamayı durdurmaya yardımcı olur.Diş ağrılarını dindirir. Mide şişliğini giderir. Kanı temizler.Egzama, sedef ve sivilce gibi cilt hastalıklarına karşı faydalıdır. C vitamini açısında zengin bir besin olan kuzukulağı, C vitamini eksikliğinden kaynaklanan Skorbüt hastalığına karşı da faydalıdır.Kansızlığa iyi gelir.


Kuzu Kulağı Nasıl Kullanılır? Yaprakları salata gibi yenebilir. Haşlanan bitkinin suyu içilebileceği gibi gargara olarak diş ağrısına kesmek için kullanılabilir. Haricen ise sivilce ve egzamaya karşı lapa olarak sorunlu bölgeye sürülür. Böbrek rahatsızlığa olanların ve romatizmalıların yememesi tavsiye edilir.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Lavantanın Faydaları
Lavantanın Faydaları: Yatıştırıcı ve uyarıcıdır. İdrar ve gaz söktürür. Karın şişliği ve migren ağrılarında faydalıdır. Romatizma şikâyetlerini azaltır. Mikrop öldürücüdür. Kokusu vücuda kuvvet ve ferahlık verir. Ateşli hastalara iyi gelir. Özellikle Karaciğere çok faydalı olan Lavanta, karaciğerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Bu özelliği ile karaciğer yetmezliği, hepatit B ve C, sarılık gibi hastalıklarda faydası görülür. Lavanta çiçeği yağı kapalı göze kompres yapılırsa gözleri kuvvetlendirir ve rahatlık verir.


Lavanta Nasıl Kullanılır? Çoğunlukla kokusu için kullanılır. Lavantadan lavanta yağı ve lavanta kolonyası elde edilir. Kokusu tahtakurtu, güve gibi böcekleri uzaklaştırır. Lavanta çayı, romatizma ağrılarını hafifletir, ayrıca saç derisine sürülürse saç dökülmesini azaltır. Lavanta yağı bulantı ve kusmaları giderir. Lavanta yağı ayrıca, başta egzama ve yanık olmak üzere sedef, akne gibi cilt rahatsızlıklarında kullanılmaktadır. Yemek ve salatalara 2� damla lavanta yağı katmak cinsel gücü arttırıcı etki gösterir. Lavanta yağı zehirlenmelere ve çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği için günde 5 damladan fazla almamak gerekir.Alkol kullananlar, hamileler ve emziren anneler lavanta kullanmamalıdır.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Mahlebin Faydaları
Mahlebin Faydaları: İdrar ve balgam söktürücüdür. Nefes darlığı ve sıtmaya karşı faydalıdır. Ağrı kesicidir. Vücuda kuvvet verir ve cinsel isteği arttırır. Şeker hastalarına ve prostat şikayeti olanlara iyi gelir.


Mahlep Nasıl Kullanılır? Mahlep ağacının tohumu kullanılır. Kurutulduktan sonra öğütülen mahlep tohumları simit, poğaça, kek ve kuru pastalara katılır. Ayrıca, parfümeri ve boya sanayinde de kullanılmaktadır.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Marrupun Faydaları
Marrupun Faydaları: Ateşi düşürür. İştah açıcı etkileri ile iştahsızlığı gidermeye yardımcı olur. Sindirim sistemi, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarına iyi gelir. Ülser yaralarını iyileştirmeye yardımcı olur. Safrayı arttırır. Kalp hastalıklarında faydalıdır. Kanserli hücreleri öldürücü etkileri ile özellikle lösemi de kanser tedavisini destekleyicidir. İltihap gidericidir. Hepatite karşı da faydalıdır.


Marrup Nasıl Kullanılır? Ağaç kabukları ve yaprakları tıbbi amaçla kullanılır. Çayı hazırlanabileceği gibi Marrup ağacından hazırlanan tablet şeklinde hazır ürünler de bulmak mümkündür. Ağacın kerestesi de değerlidir.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Melisa Otunun Faydaları
Melisa Otunun Faydaları: Sinirleri yatıştırıcı etkileri ile baş ağrısı, migren, baş dönmesi, kulak çınlaması, uykusuzluk, sara ve sinir krizlerinde faydalıdır. İnsanı ferahlatarak depresyon, melankoli, huzursuzluk ve iç sıkıntısını giderir. Kan şekerini ve tansiyonu düşürür. Hıçkırığı keser. Soğuk algınlığı, boğaz ağrısı ve nefes darlığına karşı faydalıdır. Mide ve bağırsak gazlarını ve ağrılarını giderir. Beyin damarlarını açar ve hafızayı güçlendirir. Kalbi kuvvetlendirir. Aybaşı kanamalarını düzenler ve ağrılarını azaltır. Hazımsızlığa iyi gelir.Ciltteki kırışıklıkları gidermeye yardımcı olur.


Melisa Otu Nasıl Kullanılır? Melisa otunun yaprakları kurutulduktan sonra kaynamış suda demlenerek hazırlanan melisa çayı içilebilir. Melisa bitkisinin yapraklarında elde edilen melisa yağı da çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Ayrıca, melisa otu tazeyken ezilerek çıkarılan suyu da kullanılır. Kaynatılarak vücuda sürülürse ter kokusunu giderir.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Melek Otunun Faydaları
Melek Otunun Faydaları: İştah açıcıdır. Sindirim  sistemini rahatlatır ve gaz söktürür. Sinirleri rahatlatıcı ve spazm çözücüdür. Bu etkileri ile cinsel soğukluk, ağrılı adet şikayetlerini azaltmaya yardımcı olur. Astım ve bronşitte faydalıdır. İshali keser. Yaraların iyileşmesini hızlandırır. Melekotu yağı romatizma ağrılarını kesici etkiler gösterir.


Melek Otu Nasıl Kullanılır? Melek otu kökü kurutulduktan sonra toz haline getirilir ve kaynamış suda demlenerek kullanılır. Ayrıca, bitkiden elde edilen melek otu yağı haricen romatizma şikayetlerine karşı kullanılabilir. Melek otunun kökleri ve tohumları farklı lezzetler vermek için baharat olarak da kullanılmaktadır. Bitkinin boyama amacıyla kullanımı da vardır.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Meyan Kökünün Faydaları
Meyan Kökünün Faydaları: İştahı açar. Hazmı kolaylaştırır İdrar söktürür ve kabızlığı giderir. Nezle, grip ve nefes darlığında faydalıdır. Göğsü yumuşatır, balgamı söktürür ve öksürüğü keser. Vücuda serinlik ve rahatsızlık verir. Bağırsakları rahatlatır. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri, gastrit ve ince bağırsak iltihaplarında faydalıdır. Antibakteriyel ve antifungal etkileri ile zararlı bakterilere ve iltihaplara karşı etkilidir. Kronik hepatit ve siroz tedavisinde oldukça faydalı olan meyan kökü antiviral etkileri ile özellikle Hepatit A ve Hepatit C hastalıklarına neden olan virüslere karşı etkilidir. Kanseri önlemeye yardımcı olur.


Meyan Kökü Nasıl Kullanılır? Meyan bitkisinin kökleri temizlenip kurutulduktan sonra toz haline getirilerek bitkisel bir tatlandırıcı olarak ya da tıbbi amaçlarla kullanılır. Meyan kökünün dövülüp lif haline getirildikten sonra karbonat ve tarçın ile çeşitli işlemlerden geçirilmesi ile elde edilen meyan şerbeti, özellikle sıcak günlerde sevilerek tüketilen bir serinleticidir. Meyan kökünden elde edilen meyan balı ise bilhassa yara tedavisi için oldukça faydalıdır. Bu özelliği ülser yaraları için de kendini gösterir. Meyan kökü fazla miktarda ve/veya uzun süreli kullanımlarda yüksek tansiyona neden olabilir.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown
Muşmulanın Faydaları
Muşmulanın Faydaları: Bağırsakların ve böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. Böbrek ve mesanedeki kum ve taşları dökmeye yardımcı olur. Bağırsak iltihabına karşı faydalıdır. İshal ve dizanteriyi giderir. Sinirleri güçlendirir. Mideyi kuvvetlendirir. Mide hastalıkları, lumbago ve nikriste faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler. Düşük yapmayı engeller.


Muşmula Nasıl Kullanılır? Muşmula meyvesi ilk koparıldığında buruk bir tada sahiptir. Bir süre bekletildikten sonra yumuşar ve lezzetlenir. Bu şekilde meyve olarak yenebileceği gibi çekirdekleri ve yaprakları da ilaç olarak kullanılabilir. Muşmula çekirdeği idrar arttırır. Muşmula yaprakları kaynatılıp içilirse şeker hastalığına iyi gelir.http://tr.mydearbody.com

Gönderen Unknown