Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             
negatif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
negatif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013 Çarşamba

Pozitif Düşünce Üzerine Tezler
Merhaba,

En değer verdiğim konulardan bir tanesine giriş yapıyorum. O yüzden yazılabilecek çok şey var. Biraz karakter etkisidir (mükemmelliyetçi/melankolik; ref: "Kişiliğinizi Tanıyın" - Florence Littauer), bir de garip eğitimlerin üzerine endüstri mühendisliği gibi hatalara odaklı bir alan seçmiş olmam (verimlilik artıracağız ya!) bunda etkilidir, çok sıkı negatif düşüncelerin insanıydım ben. İşin kötü kısmı, bunun farkında olmadığınızda normal gelebiliyor size. Farkına varınca, kendime yaptığım tahribatı gördükçe, orada durmam gerektiğini anlamış bulundum. Bununla ilgili birkaç kitap analizi yapacağım ilerleyen yazılarda, bana göre hayat değiştirebilecek nitelikte. :) (Projeksiyon ile reklam yapıyorum)


Bilinçaltı (bilinçdışı diye de tabir ediliyor ama farklı olduğuna dair şeyler de okuyorum, herneyse artık) diye duyduğumuz kavram aslında sandığımızdan daha karmaşık bir yapı. Bu başlı başına ayrı bir yazı konusu. Zaten ben de araştırmak istediğim için üzerine yazmam iyi olacak. Bilinçaltı bizim aslında bir nevi depomuz ama ne verirsek kabul ediyor maşallah. Genelde buzdağı örneği bunu çok iyi anlatır, bilinç kısmı görünen kısımdır ve aslında çok küçüktür. Bilinçaltı özelliği gereği negatifi, pozitifi falan ayırt edemiyor. Söylenen her şeyi doğru kabul ediyor. Size sürekli birileri aptal diyorsa, kendiniz aptal olduğunuzu düşünmüyor olsanız da bir süre sonra bilinçaltı bunu doğru kabul eder ve siz gerçekten aptal olduğunuzu düşünmeye başlarsınız. Bu kadar basit. O yüzden bir şeyi 40 kere söylersen olur gibi halk arası geyiklerinin bana göre bilimsel açıklaması budur. 


Dolayısıyla ne düşündüğünüze gerçekten dikkat etmeniz gerekiyor. Bazen insanların "korktuğum başıma geldi" ya da "şunu düşünüyordum ve oldu" dediklerini duymuşsunuzdur. Neden acaba? Tesadüfleri mi yaşıyoruz yoksa beyin gücümüz gerçekten bizim düşündüğümüzün çok ötesinde şeylere sebep olabiliyor mu? Sürekli kalpten öleceğini düşünen birinin kalpten ölmesi ne kadar tesadüftür? 
Bir makale buldum ki orada şöyle yazıyor: "Olumsuz düşünceler olumsuz davranışları doğurur. Dolayısıyla bir davranışınızı değiştirmek istediğinizde de kendinize olumlu telkinde bulunmak daha iyi sonuç verir." Aynı makalede gerginliği azaltmak ile ilgili güzel yollar anlatıyor. 

Depresyonla ilgili de şöyle bir yazı var. Burada da California Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, olumlu düşünce yapısına sahip kişilerin sıkıntılardan daha uzak yaşadığına dair sonuçlar var. Depresyonda hissediyorsanız, bedavaya tedavi olabileceğinizi söylüyor. :)

Bir kitap yazarı olan Harvay Mackay'in bir makalesinde; negatif düşünce içinde kendinizi yakaladığınızda, ona neyin sebep olduğunu bulun diyor. Yani stresli misiniz, yorgun musunuz, ne size onu düşündürüyor? Eğer sebebini bulabilirseniz, sizin üzerinizde çok büyük bir negatif etkiye artık sahip olamayacağını söylüyor. Ayrıca pozitif düşünce yapısının bir aktivite değil bir günlük yaşam biçimi olması gerektiğini söylüyor.

Pollyanna? Hepimiz tanıyoruz kendisini. Yazının burasına kadar gelebilenler, pozitif düşünce içinde olmanın bir pollyanna olmak olduğunu düşünebilir. Bu elbette düşünülünce benzermiş gibi geliyor ama değil. Pollyannacılık her olayda iyi bir yan görmek üzerine odaklıdır ki aslında çok yerde işe de yarayabilir. Pozitif düşünce ise gerçekten olumlu bir tavır içinde olmaktır.
"Hiçbir zaman bu işi başaramayacağım." bir negatif düşünce örneğidir.
"Bu işi başaracağıma eminim. Kendime güveniyorum." kendinize verebileceğiniz pozitif ve doğru bir mesajdır. Başta da bahsettiğim gibi bilinçaltı iki söylemi de doğru kabul eder ve bunun doğruluğunu ıspatlamaya çalışır yani doğrulatır. Hiç başaramayacağınızı düşünürseniz, hiç başaramazsınız, bilinçaltı bunun mümkünlüğü için sürekli engel çıkarır...

Bu konuyla ilgili yazılar devam edecek. Çok enteresan, yaşadığımız olayları da paylaşacağım. 

Sevgiler.

Gönderen Unknown
Beni Oku!
Merhaba,

Bugünkü yazının konusunu beyin sağlığı ile bağdaştıracağım. Konunun esin kaynağı şuradaki haber oldu. 

Eminim çoğu zaman klişe bulunan haberlerden bir tanesidir bu. Haberin özeti şöyle:
 "Avrupa'da yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece on binde bir."
- Bir Türk ortalama olarak 6 saat televizyon izleyip 3 saat internette dolaşıyor.
- "Kitap Türkiye'deki ihtiyaç maddeleri listesinde 235'nci sırada yer alıyor."
İdeal tablo... Buradan toplumsal mesaj vermek gibi bir hedefim yok. Peki nasıl oluyor da bu konu sağlığa etki ediyor?

Pozitif düşünce ile ilgili yazımı okuyanlar vardır. Pozitif düşünebilmemizin en önemli destekleyicilerinden birisi de negatif şeylere maruz kalmamaktır. Bir kişi var mıdır ki TV'de haberleri izleyip negatif bombardımanına maruz kalmayan? Günde ortalama 6 saat pozitif olmayan şeyler dinleyen ve gören bir zihnin gelişmesini nasıl beklersiniz? Böyle bir kişi nasıl üretken olabilir? Hatta gerçekten kendi içinde nasıl mutlu olabilir?
Diğer bir konu da kitap okumak gibi aktivitelerin beyni gerçekten olumlu yönde geliştirebilmesi. TV izlemek genelde beyinde tembellik yaratırken (hazır bilgi), kitap okuyor olmak beyni düşünmeye sevk eder (yorum). TV izlemek, kitap okumak farkından ziyade beyni çalıştıran, pozitif besleyen eylemlerle, çalıştırmayan ve negatif besleyen eylemlerin farkına dikkat çekmeye çalışıyorum. Bunu hayatın her alanında yaptığınız aktivitelere uyarlayabilirsiniz. 

İnternet konusuna girmiyorum çünkü TV'de yayınlanan şeyleri değiştirme şansı yokken internette en azından doğru bilgiye ulaşabilme ve pozitif şeyler bulma şansınız var. 

Özetle kitap okumak, üniversite mezunlarının dahi, pek fazla tercih etmediği bir hadise. Bunu hepimiz biliyoruz. Ben kendimden de biliyorum. (kaynımda da var, aynısı) Fakat hayatın bir noktasında bunun iyi bir tercih olmadığının farkına varabildim. Gerçekten de oldukça fazla fayda sağladığım kitaplar oldu, oluyor ve olacak. Roman okumuyorum ama kişisel gelişimime katkıda bulunabilecek bir çok kitabı tercih ediyorum. 

Aslında soru şu: Haftada belli bir saat çalışıyor ve uyuyorsunuz diye varsayalım; kalan zamanlarda kendinizi ne kadar geliştiriyorsunuz? Kendinizi ne kadar doğru bilgiyle donatıp, geleceğe ne kadar umutla bakıyorsunuz? 

Sevgiler.



dip not: Bu konuda şöyle bir site var: www.other8hours.com
Robert Pagliarini'nin çok sevdiğim konsepti, diğer 8 saat üzerine. 8 saat iş, 8 saat uyku, eee diğer 8 saatte ne yapıyorsunuz arkadaşım?? şeklinde. :) İngilizce bilenler baksın, yoksa da google translate ile bakılabilir.

Gönderen Unknown