Quas molestias excepturi

Yuksek Tansiyon Kolesterol

Yüksek tansiyon olarak adlandırılan korkunç bir hastalık sorunu ile karşı karşıya dünyada...

Quas molestias excepturi
Impedit quo minus id

Siddetli Dis Agrisi Nedenleri

Genel bir kural olarak, ebeveynler onlar büyümeye ve olgun gibi pek çok farklı şeyler çocuklar.

Impedit quo minus id
Voluptates repudiandae kon

Sedef Cilt Hastaligimidir

Sedef deri iltihabı ve ölçeklendirme özellikleri uzun ömürlü bir deri hastalığıdır. Bu kaşıntı, ağrı..

Voluptates repudiandae kon
Mauris euismod rhoncus tortor

Saglik Reformcuları Hemsireler

Dünyayı değiştirmek için adanmış küçük bir insan grubunun gücünü asla küçümseme. Nitekim şimdiye kadar...

Mauris euismod rhoncus tortor
             

20 Şubat 2013 Çarşamba

Başlama Noktası
Merhaba!

İlk yazıya başlamanın kolay olmayacağının farkındaydım. 

Aslında her şey yaklaşık 1 sene önce başladı. (hikayeli giriş...) Çevremdeki büyük çoğunluk gibi yaşıyorken Polonyalı bir çift, hayatımda sahip olabileceğim en büyük farkındalıklardan birini yaşamamı sağladı. O dönem sürdürdüğüm yaşam tarzımın, uzun vadede beni sağlık açısından pek de iyi yerlere götürmeyeceğini anlamış olmak ve bunu değiştirebileceğim bilgilerin varlığı bile beni heyecanlandırmaya yetmişti.

Daha sonra sürekli bir araştırma ve bilgi edinme dönemim başladı. Bu bilgiler ışığında eşim Seda ile beraber beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarımızda değişikliklere gittik. Olay bizden, anne-babalara sıçradı. Hatta bazı noktalarda onlar bizden daha tutkulu hale geldiler. İlerleyen yazılarda özellikle annemin son 1 senedeki yolculuğunu -daha eskilere de göndermeler yaparak- anlatmayı planlıyorum.

Nasıl bir blog olmalı, içeriğe ne gibi şeyleri yazarım diye düşünüyordum kaç gündür. Planım beslenme, cilt sağlığı, duygusal sağlık, zihin sağlığı, egzersizler vb. aklıma gelen, kaliteli bir yaşama katkı sağlayabilecek her konuda yazmak. 

Sağlık denen kavramın "hasta olmama durumu" olarak algılandığı bir dünyada, biraz daha farklı bir bakış getirmeye çalışacağım. Faydalı şeyler ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum, zamanla göreceğiz. :)

Bir fotoğraf paylaşmak iyi olabilir diye düşündüm.
Seda ve ben


Gönderen Unknown
Wellness Ne Ola Ki?
İngilizce'de anlamı yok ki Türkçe'de olsun! Well + ness bir araya gelip bir kelime uydurmuşlar. Bir nevi iyi olma durumu gibi... O yüzden yazı içeriğinde direk kelime anlamı olmayan wellness kelimesini olduğu gibi kullanacağım.

2004 yılında Judd Allen adlı bir psikolog ki kendisi National Wellness Institute (Ulusal Wellness Enstitüsü) adlı bir kuruluşun üyesidir, kurumunun şöyle bir tanım yaptığını söylüyor:
Wellness, başarılı bir varoluş için farkındalık yaşama ve kararlar verme sürecidir. 

John Travis, ki birazdan enfes bir diagram paylaşacağım onunla ilgili, "wellness'ın bir seçim, yaşam biçimi olması (...)" gibi bir tanım yapıyor.

Çok tekniğe dalmadan bakarsak, bana göre wellness, çok kaliteli bir yaşama ulaşmak için bilinçli tercihler yapmamızdan, iyiye yönelik kararlar vermemizden ve bunları uygulamamızdan oluşuyor. 


Daha önceki yazımda benzer bir cümle yazmıştım, sağlıklı olmak demek hastalığın olmaması durumu anlamına gelmiyor. (tüh) Wellness denilen kavram yani tam potansiyele doğru gidiş aslında dinamik bir süreç. 

Bu John Travis'in uzuuuun yıllar önce yaratmış olduğu bir diagram. "Evet ya" dedirtmişti bana ilk gördüğümde... Basitçe açıklama yapayım.

Sol tarafa doğru erken ölüme gidiş var, sağ tarafa doğru ise yüksek seviyede wellness'a gidiş var. Tam ortada ise nötr noktası var. Nötr'ün soluna geçtiğinizde yani hasta olduğunuzda tedavi başlıyor, nötr noktasına gelince tedavi bitiyor

Erken ölüme giderken sola doğru önce belirtiler, sonra semptomlar, sonra iş göremezlik var. Tüm hastalıkların gidiş yolu bu şekilde zaten.
Yüksek seviye wellness'a giderken ise sağa doğru farkındalık, eğitim ve büyüme var. 
Hangi taraf kulağa daha hoş geliyor? :)

En önemli fark şu: Sağa doğru gidiş hasta olduğumuz durumlarda da söz konusu iken (wellness paradigm), tedavi aşaması (treatment paradigm) hastalığın olmaması durumunda bitiyor. 

Dolayısıyla benim farkındalığını sağladığım şey şuydu; biz hasta olup doktora gittiğimizde tıp biliminin işlevi bizi nötr'e taşımak. Bunda anormal karşılanacak bir durum yok zaten. Fakat nötr noktasına ulaşmanın ötesiyle alakalı ne yapabileceğimiz konusunda destek alınacak nokta orası değil. Bu durumda her şeyi doktorlardan ve tıp dünyasından mı beklemeli yoksa doğru bilgiye ulaşıp hastalıktan mümkün olduğunca uzaklaşabilmek adına merkezin sağına doğru bir yolculuğa mı başlamalı? 

Şahsen doktor doktor gezmek fikri bana hiç sıcak gelmiyor. Fakat hayatın bir gerçeği var ki; eğer farklı bir şeyler yapmazsanız, çoğunluk gibi yaşarsanız, çoğunluğun aldığı sonucu alırsınız. Bu size mantıklı geliyor mu bilemem ama hastaneler dolup taşıyor...

Okuduğum en çarpıcı şeylerden biri şuydu; insanın hasta olması normal bir durum değil. Yani biz, hasta olacak bir mekanizmaya sahip değiliz fakat o kadar dış etken ve kendimize yaptıklarımız var ki, sistem bir yerde çatlak veriyor. Çevremizdeki herkes de hastalık yaşadığı için normal olan oymuş gibi geliyor. Çoğunluğun tecrübe ettiği şey, bize normal olan, olması gereken gibi gelir...

Eğer bu noktalar size mantıklı geliyorsa, zaman içinde bu blogda kendiniz için çok şey bulacaksınız. Mantıksız geliyorsa da mantıklı hale getirebilecek şeyler bulacaksınız. Kendinizden umudu kesmeyin. :) Herkes için fayda var.


En Üst Potansiyele Ulaşma


Hoş bir şey buldum internette... Tam olarak sağlıklı olma durumunu üçgenin 3 kenarına benzetmişler; vücut, zihin ve ruh üçgeni yapmışlar. Bana mantıklı geldi.

Genel olarak açıklamalı bir yazı oldu. Uygulama noktalarıyla ilgili zaten yazılar yazacağım. Bir sonraki yazımda yüksek seviyede wellness kavramını 8'e bölerek inceleyeceğiz. İyice öğretmene bağladım yazının sonunu ama eğlenceli olacak. Ayrıca sizin şu anki hayatınızla ilgili kendinize harika bir harita çıkaracak bir araç da olacak. 

Görüşmek üzere.



Gönderen Unknown
Hayatınıza Bir Bakış: "Hayat Çemberi"
Merhaba,

Önceki yazımda, yüksek seviyede wellness ya da bizim tabirimizle harika bir hayata sahip olmak için gereken ögelerden bahsedeceğimi söylemiştim. Şimdi bu konuya el atma vaktidir. Yazıda paylaşacağım görüntüdeki aracı da nasıl kullanacağınızı anlatacağım. Hayatınıza bir göz atmanıza yarayacaktır. Yazının başlığı feleğin çemberi gibi oldu ama Türkçe'ye en uygun bu şekilde aktarabildim.

"The Wheel of Life" yani Hayat Çemberi 

Bu bir denge modeli. Hayatınız ne kadar iyi durumda ve ne kadar dengeli? Bu 2 parametre ön plana çıkacak. Bu aracın en önemli özelliği "bugün"ü temsil etmesi. Yani şu an ne durumdasınız? Hangi alanlara odaklanırsanız daha iyi bir hayatınız olabilir?

Fiziksel Çevre: Yaşadığınız çevre, eviniz, kullandığınız araba, iş yerindeki masanız... Kısacası çevrenizde olan her nesne fiziksel çevrenizi temsil edebilir. Fiziksel çevreniz yaşam kalitenize katkıda mı bulunuyor yoksa zorlayıcı bir faktör mü?
Kariyer: Misyon, vizyon, amaç gibi kelimeler akla gelebilir. İçinde bulunduğunuz kariyeriniz sizin için uygun mu? Ne kadar rahat hissediyorsunuz?
Para: Finansal durumunuzu gösteren kadran. Parasal anlamda kendinizi ne kadar iyi durumda ve güvende hissediyorsunuz? Para rahatlık mı stres mi yaratıyor?
Sağlık: Fiziksel anlamda nasıl hissediyorsunuz? Ağrıyan bir yerler, arasıra baş ağrıları, yorgunluk vb. durumlar var mı yoksa şikayetten muaf durumda mısınız?
Arkadaşlar ve Aile: Sosyal anlamda insanlar ile ilişkilerinizden duyduğunuz tatmin seviyesi. Ailenizle ne kadar zaman geçiriyorsunuz? Arkadaşlarınız pozitif ve sizi destekleyen kişiler mi? Çevrenizde tanıştığınız insanlar artış gösteriyor mu?
Duygusal Mutluluk: Aşk hayatı, romantizm gibi kelimelerle de tanımlayabiliriz. Sevdiğiniz ve sevildiğiniz biri var mı? Duygusal ve sevgi ihtiyaçlarınızı ne derece karşılayabiliyorsunuz?
Kişisel Gelişim: Kendi gelişiminize ne kadar vakit ve para ayırıyorsunuz? Gelişiminiz sizi ne kadar tatmin ediyor? Kişisel büyüme, ruhsal gelişim gibi alanları da kapsıyor bu kadran. 
Eğlence/Hobiler: Eğlence deyince sadece -o da güzeldir ama- "eller havaya" gelmesin... :) Ne kadar gülüyorsunuz? Eğlenmeye, oyuna ne kadar vakit ayırıyorsunuz? İçinizdeki çocuğun ortaya çıkmasına ne kadar izin veriyorsunuz?


Nasıl Kullanılıyor? Denge ve Tatmin Bir Arada...

8'e bölünmüş her bir alan için 1-10 (10 en yüksek) arası bir tatmin-doyum seviyesi var. Bu 8 alanla ilgili soruları yukarıda yazdım. Bunları kendinize sorup her kadran için bir seviyeyi seçebilirsiniz. Bu seçtiğiniz sayıları birleştirdiğinizde ise çemberin içinde bir başka şekil oluşacak. Bu şekil hem dengeyi hem de tatmin seviyesini temsil edecek. 2'si de eşit derecede önemli. 

Çizdiğiniz şekle baktığınızda; hayatınız ne kadar engebeli ya da dengeli görünüyor? Zira çıkan şekil ne kadar düzgünse o kadar denge var demektir. Fakat bu tek başına yeterli değil.

İçeride çizmiş olduğunuz şekil ne kadar büyük. Sadece 3'leri seçip oluşturacağınız şekil çok düzgün olur yani dengeli görünür ama yeterince mutlu bir hayatı temsil edebilir mi? Kesinlikle hayır çünkü gelişime oldukça yer var demektir.

Hayatınızın nasıl olmasını istiyorsunuz? İlgi göstermeniz gereken alanlar var mı?

Örnek bir görünüm şöyle:

Bütün bu soruları kendinize sorup, şekli oluşturduğunuzda hayatınızın şu anki durumunu ve hangi alanlara ilgi gösterirseniz daha iyi olabileceğinizi görme şansınız var. Elbette bu sadece bir farkındalık yaratabilir. Farkındalık sonrası hareket gelmediği sürece sonuç pek de değişmeyecektir. 

Umarım bu yönden daha iyi bir hayata adım atmanız üzere faydalı bir araç olur. İlerleyen yazılarda zaten her bir alanla veya birkaç alanla birden alakalı olabilecek yazılar yazacağım. Yazabilecek o kadar çok şey var ki! Bu bile heyecan verici bir durum bana göre. :)

Sevgiler.


Gönderen Unknown
Farkında Olmak ya da Olmamak...
Merhaba!

Farkındalık üzerine yazmak istedim bugün. Aşağıdaki videoda bir farkındalık testi var. Bir bakın bakalım ne olacak...


Farkındalık derin derin incelenebilecek bir konu ama bu yazı bir başlangıç olsun niyetindeyim. Yoksa kaybolabilirim içinde. Kaybolduğumu da farketmezsem çok fena :)

Önce farkındalığı tanımlamak gerekiyor sanıyorum. Google'a sorsanız tanım bol ama şahsen şöyle tanımlıyorum; farkındalık bana göre an'da kalabilme durumu. O an olan biten şeyler, nesneler, yaptıklarınız, insanların yaptıkları vb. akla gelen her konunun neden öyle olduğunu bilme ve anlamlandırabilme yeteneği. Fakat çok fazla duyduğum şeylerden bir tanesi; geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygılarıyla yaşıyorsanız an'da kalamazsınız. İnsanların büyük çoğunluğunun böyle yaşadığını varsaysak yanılmış olmayız herhalde. Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz bilemem. :)

En klişe görüntüsüyle böyle bir durum (daha klişesini bulamadım):


Bir bilinç durumundan bahsediyoruz aslında. Fakat sokağa çıkıp anket yapsak ve tek soru sorsak; "bilinçli yaşıyor musunuz?", cevaplayan herkes "elbette, tabii ki, muhakkak" diye cevap verir. Herkes kendisinin bilinçli yaşadığını düşünüyor. Bilinçsiz olduğunu kabul etmenin negatif bir anlamlandırması var. Kulağa hoş gelmiyor.

Bilimsel bir gerçek var ki yaptığımız çoğu şeyi "otomatik" yapıyoruz yani bilinçaltımızdan gelen, önceki bilgilerimize, tecrübemize vs. dayanan bir sistemimiz var. (Psikolojik detaylara girmiyorum, konu konu ileride detaylandırırız.) Yani el yıkarken aha şimdi sabunu sürmeliyim, sonra ellerimi ovuşturmalıyım diye düşünmüyoruz. Diş fırçalarken de hmm şimdi biraz da azı dişlerimi çapraz fırçalayayım demiyoruz. Bu da bize zaman kazandırıyor. Otomatik davranışların sunduğu en iyi avantaj bu; zaman kazandırmak. 

Fakat küçükken köpekten korkmuş bir çocuğun yetişkin halde de gördüğü en ufak, saldırgan görünmeyen köpekten bile korkması da aynı otomatik davranıştır. Kişi bunun farkında olmadığı sürece korkmaya devam eder çünkü neden korktuğu konusunda bilgisi ve farkındalığı yoktur. Otomatiğe bağlamanın en önemli dezavantajı geçmişte bilinçaltımızda oluşan tahribatın ya da kalıpların (şema) bize her zaman yardımcı olmayan şeyler yaptırmasıdır. Bu arada deminki uydurma anket yapsak sorusu vardı ya, ona verilen cevaplar bile çoğunlukla otomatik olur, o derece. :)

 http://blog.lib.umn.edu/meyer769/section16&17/Phobia-Symptoms.jpg

Dr. Phil diye bilinen Phil McGraw'un şöyle bir sözü var: "Hareket olmaksızın farkındalık değersizdir." Dolayısıyla sadece farkında olmak, "ben acayip farkındayım ya xd" demek de yetmiyor. Farkında olmak kavramından sonra içgörü geliyor yani farkında olduğunun farkında olmak. Kişinin kendisiyle empati kurabilmesi, davranışlarının neden olduğunu anlamlandırması gibi bir durum. 

Karışık geliyor kulağa biliyorum ama şahsen yaşadığım tecrübe; yaşadığım farkındalıklar arttıkça içlerinden bazılarıyla ilgili yavaş yavaş içgörülerimin de oluşmaya başladığıydı. Bu da aynı davranış kalıplarının, örneğin "bazı şeylere sinirlenmek", neden ortaya çıktığını o an farkedebilmemi, dolayısıyla kendimi mümkün olduğunca durdurabilmemi, davranışlarımı kontrol edebilmemi sağladı. Hala sinirlendiğim şeyler oluyor elbette, o ayrı. Dolayısıyla bunu bir süreç olarak görüyorum. İçgörü oluştuğunda hareket ve değişim başlıyor. 

Diyelim farkındalığımız arttı, içgörümüz arttı. Sonra hareket başlıyor. Bunu hayatımızın her alanına mümkün olduğunca yansıtabilmek herhalde ulaşılabilecek iyi noktalardan bir tanesi. O zaman bilinçli seçimler, bilinçli davranışlar, anda kalabilme, hayattan daha çok zevk alabilme, pozitif tutum ve düşünce gibi daha sayamayacağımız birçok fayda beraberinde geliyor. Bugün pozitif zihnin gücünü şahsen hiçbir şeye değişmem.

Video'ya gelirsek, orjinalinde sonunda; "bakmadığınız bir şeyi kaçırmak çok kolaydır" diyor. O yüzden ne aradığımızın, ne beklediğimizin, ne kadar anda kalabildiğimizin bir önemi var mıdır? Kesinlikle. Belki bazılarınız ortadan geçen ayıyı farketti, ben bu video'yu izleyeli çok yıllar oldu, o zaman kesinlikle görmemiştim. Görüp görmemek de aslında çok önemli değil ama konuya iyi vurgu yapıyor. Bir gününüz içinde kimbilir neler kaçırıyorsunuz, bir günüm içinde kimbilir neler kaçırıyorum? Kendinizi gerçekten ne kadar tanıyorsunuz ve ne kadar farkındasınız? 

Farkındalık konusunda nirvanaya ulaşmış falan değilim. Sadece kendi çapımda pozitif yönde bir şeyler yapma çabasındayım. Bu bir yolculuk ama adımı atmak için başta kabullenilmesi gereken şeyler var. Belki siz de bu yönde adımlar atmaya karar verirsiniz, bugün olmasa da yakın bir gelecekte. Daha sonraki zamanlarda geçmişteki "kendiniz" ile şimdikini kıyaslayınca farklar şaşırtabiliyor. 

Bir önceki yazımda, hayatınızın durumuyla ilgili size farkındalık yaşatmaya yardımcı olabilecek bir araç var. Onu da incelemenizi tavsiye ederim.

Zaten kaybolmuş hissediyorum, daha yazarsam iyice çıkamam içinden. O yüzden şimdilik bu kadar. Farkındalık konusuna ara ara vurgular yapıp, arada da onla ilgili yazılar yazacağım. Bu konu burada bitmez, bitemez. :)

Sevgiler. 

Gönderen Unknown
Küçük Kararlar Büyük Sonuçlar
Merhaba!

Önceki yazımı farkındalık üzerine yazdım. Farkındalık oluşunca içgörünün oluşması, sonra da hareketin gelmesinden bahsettim. İyi de hareket neden gerekli? Kim herhangi bir konuda durup dururken harekete geçmek ister ki? Kaliteli bir yaşam, daha sağlıklı olabilmek adına bir takım şeylerin hayatınızda değişmesi gerekebileceğini siz benden daha iyi biliyorsunuzdur. O yüzden konuyu alakalı buldum. 


Hareket; değişmek için, hayatta istenen farklı sonuçlar varsa onları elde etmek için, daha kaliteli bir hayat için aslında en önemli gereksinim. Hareket yoksa sonuç da olmaz. Fakat harekete geçmek için bir amaç gerekiyor. Bu ayrı bir yazının konusu. 

Herkes sigara içmenin akciğer kanserine sebep olduğunu biliyor. Harika, çok bilinçliyiz! Peki sonuç belliyse neden birçok kişi içmeye devam ediyor? Cevabı basit: Son içilen sigaradan hemen sonra kanser olunmadığı ya da ölünmediği için... Sonuçları hemen göremiyoruz, görmediğimiz için de bir etkisi yokmuş gibi düşünüyoruz ya da belki insan algısı bu şekilde işliyor, bilemiyorum. Kaç kişi o içilen tek bir sigaradan hemen sonra öleceğini bilse sigara içer? 

Geçenlerde oldukça başarılı İtalyan bir işadamını dinliyordum. Onun söylediği bazı şeyler aslında bu yazı için esinlenmemi sağladı. Anlamamız gereken şey; eğer elde etmek istediğimiz bir sonuç varsa, bunu elde etmek için gereken anahtarın zaman olduğudur. Elbette eldeki zaman kaynağı sınırlı olduğu için, doğru kullanılırsa bu böyle. Bir birey için zaman sonsuz ve sınırsız değil. İnsanlar sigara içerek, zamanlasağlık sıkıntıları yaşar. İnsanlar fazla yiyerek, zamanla kilo alır... Yani her gün yaptığımız, çok da önemsemediğimiz şeyler, büyük sonuçları doğurur. Bana göre, bunun farkında olmamız aslında farkı yaratacak şeydir. 

Diyelim ki iki arkadaş her öğlen bir restoranda buluşup yemek yiyor. Aynı kilo ve boydalar. Her öğlen bir tanesi salata yemeyi tercih ediyor, öteki ise kocaman bir pizzayı bitiriyor. Diğer öğünlerde de aynı alışkanlıkların devam ettiğini düşünelim. Ertesi gün görünümde fark yok. Bir hafta sonra yine yok ama bir yıl sonra bir fark olur mu? Kesinlikle. 

Değişim denen şey, bir seferde yapılacak bir şeyin sonucu değildir her zaman bir süreçtir. Süreci sevmek gerekiyor. Yani bir gün boyunca yemek yemeyerek, yıllarca kötü beslenme alışkanlıklarının etkilerini sıfırlayamayız değil mi? Bunu kabul ettiğinizde, istediğiniz sonuçları almanızı sağlayacak değişimin de düzenli olarak yapılacak şeyler ile gerçekleşeceğini bilmek gerekiyor. Zaten bir şeyi düzenli olarak yapıyor olmak zaman içinde o eylemi bizim hayatımızda zaman kazandıran alışkanlıklar haline geliyor. Farkındalık yazımda bundan bahsettim. Kendiniz için doğru alışkanlıkları yakalayabilirseniz, istediğiniz sonuçları alırsınız. Kendiniz için doğru alışkanlıkları elde etmek için de, o eylemi düzenli olarak tekrar tekrar yapmak gerekiyor ki eski alışkanlıkların yerini alabilsin. 

Kulağa çok bariz geliyor ama uygulaması öyle değil... Amerikan girişimci, yazar ve konuşmacı (rahmetli de olmuş) Jim Rohn şöyle demiş: "Yapması kolay olan şeyleri yapmamak da kolaydır." Oldukça güçlü bir söz. Deminki salata, pizza örneğini düşünelim. Pizza yiyen kişi salata yemeyi tercih edebilir mi? Evet. Tercih etmek kolay bir karar mıdır? Evet. Peki bu kadar barizse sorun nedir? Kilo problemi olup da kilo vermek isteyen milyonlarca insan var ama birçoğu başarılı olamıyor çünkü değişmesi gereken bazı alışkanlıklar var. Bunlar zor şeyler değil ama yapmamayı tercih etmek de oldukça kolay. 

Değişim zordur. Değişim, bir insanın karşısına çıktığında kişi çoğunlukla direnç gösterir. Değişim rahatlık bölgesinin dışına çıkmak yani gün boyunca rahat hissederek yaptığımız bazı şeyleri, ilk başta rahat hissetmeyerek yaptığımız başka şeylerle yer değiştirme sürecidir ve bu maalesef hiç de kolay değildir. Hatta değişim kelimesini sürekli kullandığım için -yazının burasına kadar gelmeyi başarabildiyseniz- içinizde bana karşı bir öfke başlamış bile olabilir, o derece kesin konuşuyorum. Farkında bile olmazsınız ama bilinçaltınızdan ağır küfürler geliyor olabilir bana. :)

Çoğu şey bir günde radikal bir biçimde değişmiyorken, neden arzu ettiğimiz sonuçları almak için bu kadar sabırsız oluyoruz hep merak ediyorum? Ben hiç farklı değilim bu konuda! Biraz göbeğim çıktığında ertesi gün yok olsun istediğim çok olmuştur! Her sabah kalkıp tartılan insanlar tanıyorum! :) 

Deminden beri hep arzu ettiğiniz sonuçlar ve bir şeyleri değiştirmekten bahsediyorum, bunun bir sebebi var. Hayatta her elde ettiği ve edeceği sonuç tam olarak istediği sonuç olan çok az kişi gördüm. Kendi tanımlarıyla ideal mutluluğa ulaşmış olan insanlar tanıdım ve tanıyorum ama onların hepsi ciddi değişimler sonucunda bunlara ulaşabilmiş durumda. Hepsi farklı eylemleri, sürekli hale getirerek, doğru alışkanlıklara dönüştürerek istediklerine ulaşmış durumda. Tesadüf değil. O yüzden ne istiyorsanız isteyin, (maddi, fiziksel, duygusal, ruhsal vb.) istediğiniz sonuca ulaşmanın yolunun buradan geçtiğini şahsen gözlemledim. Kendi hayatımda da benimsediğim en önemli şey bu oluyor. 

Farkındalık sonrası hareket üzerine, değişim üzerine bir yazı oldu. Bilinçaltınızdan gelen bana karşı veya yazılanlara karşı sinir geçtiyse, bir düşünün derim. :) Küçük küçük attığınız adımlar, bu adımları atarkenki verdiğiniz basit kararlar, büyük sonuçları doğuracak ve istediklerinize sizi ulaştıracak. Tabii ki yeterince istiyorsanız!

Son olarak soru şu; rahatlık bölgenizin dışında ne var biliyor musunuz?
İstediğiniz her şey. 

Sevgiler.


Gönderen Unknown
En İyi Kilo Kontrolü 101!
Merhaba.

Dünyada en çok ilgi duyulan konularından bir tanesi de kilo kontrolüdür herhalde. Bunu bir giriş yazısı olarak kabul ediyorum. Genel bir yazı olacak, özel noktalara ilerleyen yazılarda inerim.

 "Önce antakya biberini yiyorsunuz, ardından içinde zeytin yaprağını kaynattığınız suyu içiyorsunuz, ardından da 1,5 adana dürüm yiyorsunuz ve kilolarınızdan kurtuluyorsunuz." gibi fantastik beyanları çok fazla duyuyoruz. Neden kestirmeden çözümlere bu kadar meraklıyız acaba? Neden zamanla aldığımız kiloları vermeye kalktığımızda kısa sürede sonuç alamayınce yine eski alışkanlıklara dönüyoruz? Önceki yazımda küçük adımların büyük sonuçlara ulaşmanız konusunda yardımcı olacağını yazmıştım...


Öncelikli soru şu ki; neden kilo kontrolü denilen bir kavram var? Neden kilomuzun kontrolü kaçıyor da daha sonra geri döndürmek için çözüm yolları arıyoruz? Neden canımız gecenin 2'sinde waffle istiyor? :)

Her insan anatomik yapısı itibariyle, kas kütlesi, kemik yapısı vb. durumlardan kaynaklı "ideal" bir kiloya sahiptir. Fakat beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları yüzünden bu idealden oldukça uzaklaşıldığı da bir gerçek. Ntvmsnbc'de geçen sene yayınlanan bir haberde; Türkiye'de 10 kişiden 3'ünün (%32) obez olduğu yazıyordu. Neden ideal kilodan uzak olmak "ideal" değil?

Sağlık Riski
Aslında bu durumun görüntüden çok sağlık ile alakası var. Elbette görüntünün, kendimize olan özgüveni etkileyebileceği bir gerçek ama esas nokta sağlıktan geçiyor. National Geographic'de yayınlanan bir araştırmada şöyle bir grafik var.

Burada göze çarpan nokta, kilo arttıkça sözkonusu tüm hastalıklar için riskin de katlaya katlaya artması. Her obez kişinin diyabet olacağı elbette bir kesinlik değil ama obez kişi ideal kilolu kişiye göre 6 kat fazla risk taşıyor. Risk budur! O yüzden ideal kilo ve sağlıklı yaşam arasında ciddi bir bağlantı olduğu bir gerçek.

Nasıl kilo alıyoruz konusuna çok girmiyorum. Fotoğraf konuşsun :)
Gıdalar artık olması gereken formdan çok uzak, paketlenmiş ve sağlığa yararlılıktan uzak hale getirilmiş durumda. Süpermarketlerde taze meyve-sebze reyonunun en küçük reyonlardan biri olması ne kadar ilginçtir. 

Zannediyorum Amerika'da yapılan bir araştırma ortaya çıkarmış ki insanlar yiyecek satın alırken ilk olarak lezzetine dikkat ediyormuş. Kaç kişi markette -her şey eşit derecede zararlı/yararlı olsa- bir paket cips yerine brokoli alır? Gıda firmaları da daha çok satış yapabilmek amaçlı bu isteği dikkate alıyor ve daha lezzetli gıdalar üretmeye çalışıyor. Bir şey çok lezzetliyse çok da zararlı olması hiç dikkatinizi çekti mi? Geçen yazımda belirttiğim gibi zararlı yiyecekler bizi yediğimiz saniye öldürmediği için pek de farketmiyormuş gibi geliyor. 
  

Spor ve Kilo Kontrolü
Sporun kilo kontrolü sağlanması için tartışılmayacak faydaları var. Fakat ben spor salonuna gittiğimde ciddi kilosu olan kişilerin aynı ciddilikle spor yaptığını görüyorum. Bana göre kilo verme amacıyla spor yapılırsa sıkıntılı olacaktır. Yüksek kilolarla koştura koştura spor yapıp akabinde ağırlık kaldırmanın şahsen faydasını düşünemiyorum. Spor, egzersiz ideal kiloya yaklaştıkça yapılması faydalı olan bir eylem. Spor konusunu başka yazıda daha detaylı ele alabilirim.

Dr. Ross Walker, "Sağlığa Giden Yol" adlı kitabında şöyle diyor: "Egzersiz sizi yalnızca egzersiz yaptığınız süre için korur. Egzersizi kestikten itibaren yaklaşık altı hafta içinde faydalar yok olur." Dolayısıyla egzersiz/spor bizim hayatımızın ancak bir parçası olursa bize fayda sağlayabilir. Bir adet BigMac 480 kalori (kcal) ve bunu yakmak için kendi kiloma göre hesapladım, 6 km falan koşmam gerekiyor. Şaka mı yapıyorsunuz?

Bu kadar şey anlattın da nasıl idealime döneceğimi söylemedin diyenler için yardımcı olabilecek bir yazıyı yakın zamanda yazacağım. Genel olarak vücudun işleyişini anlatmaya çalışmak gibi bir hedefim var. 

Eğer hedefinizde sağlıklı olmak için kilo kontrolü yapmak varsa, harika. Sadece kilo kaybetme amaçlı bir şey hayal ediyorsanız, tek tavsiyem; uzunca bir süre sadece su için. :) Gerçi böyle bir şey hedeflemeden bir daha düşünün derim.

Düşüncelerimde özel olarak bir değişim olmazsa direk olarak beslenmeyle ilgili çok fazla şey söylemek veya yazı yazmak istemiyorum. Zira benim inandığım bazı düşünceler bir başkasına aynı derecede mantıklı gelmeyeceği için bu konular oldukça sıkıntı verebilecek konulardır. Sonra "vay sen bizim ekmeğimizle nasıl oynarsın" diye kafama fırıncılar federasyonundan kürek yemek istemem. :) 

Yakın gelecekte kilo kontrolü ve sağlıklı yaşamla ilgili annemin yolculuğunu röportaj tadında paylaşacağım. 

Görüşmek üzere.

Gönderen Unknown
Kilo Kontrolü Enerji Kaynakları
Merhaba.

Kilo kontrolü kavramına giriş yaptıktan sonra devamlılık olması açısından bir yazı yazmak istedim. Şu ana kadar en ilgi çeken yazı "Hayat Çemberi" konusu olmuş ki benim de hoşuma gitti bu durum. 

Bugün genel olarak enerji kaynaklarından bahsedeyim istedim. Bir şeyler yiyoruz da neden yiyoruz? Yediklerimize neler oluyor? 
Az önce yediğimiz 1,5 iskender nereye gitti? 
"Valla hiçbir şey yemiyorum yine de kilo alıyorum." 
"Su içsem yarıyor..." diyorsanız, bir bakın size yarayan nedir acaba? :)






Yediklerimizin nasıl bir düzende vücudumuzda işlediğini bilirseniz belki bir nebze fayda sağlayabilirsiniz diye düşündüm. Çoğu insanın kısmen bilgisi olduğuna eminim ama benim birebir bilgi paylaştığım, benden danışma alan kişilerin genelde pek de bilmediğini keşfettim. Tabii ki bu bir sorun değil.

Yediğimiz gıdalarda tek tek veya kombinasyon olarak üç enerji kaynağı var: Proteinler, yağlar ve karbonhidratlar. 
 
Proteinler

Röaaarr, et kokusu alıyorum... Bu yazıyı okuyan vegan ve vejetaryenler olabilir elbette. Onlar için protein kaynağı daha azalıyor maalesef. Protein en basit anlamıyla bizim yapıtaşımız. Yenildikten sonra parçalanıp aminoasitlere dönüşüyor. Kaslar, kemikler, DNA vs. hep protein içerikli. Aminoasitlerin bazılarını kendimiz üretiyoruz bazılarını dışarıdan almamız gerekiyor. Dolayısıyla bizim protein kaynaklarından bir miktar yemeye ihtiyacımız var.

Dr. Ron Rosedale'ın "The Rosedale Diet" adlı kitabında proteinle ilgili şöyle bir bilgi var: Protein vücuda alındığında eğer yeni hücre üretimi, onarım vb. yapısal faaliyetlerde kullanılmayacaksa, basit şekerlere dönüşür, kana karışıp kan şekerini yükseltir ve insülin direnci oluşmasına katkı yapar. Dolayısıyla proteini bir seferde çok almak pek mantıklı bir seçim değil. Ayrıca yüklü protein alımları (özellikle proteine yüklenen diyetler olduğu için söylüyorum), kandaki ürik asit miktarını artırıp böbreklere ciddi tahribat yapıyor.

Uzmanlar ideal kilonuz kadar gram protein tüketmemiz gerektiğini söylüyor. Sporcularda bu biraz daha artabiliyor. Her öğün içinde azar azar protein almayı ben mantıklı buluyorum. Protein kaynaklarını google'a sorabilir ve içlerinden uygun gördüklerinizi seçebilirsiniz. Ben yumurta ve tavuğun en mantıklı kaynaklar olduğunu düşünüyorum. 

Karbonhidratlar

Tatlı yiyelim tatlı konuşalım... 
Yediniz mi? Bakın bu sondu!!

İçinde karbonhidrat bulunmayan çok az şey var. O şekilde bile sınıflandırılabilir. Karbonhidrat kaynaklı bir şey yediğimizde hızla "şeker" denilen yapıtaşlarına parçalanır ve kana karışır. Vücut birinci öncelik şekeri yakmaya çalışır çünkü kandaki şeker yüksekliği ciddi bir tehlikedir. Bu tehlikeden korunmak adına vücut 2 yol izler:
1- Mevcut enerji ihtiyacı için yakmaya uğraşır.
2- Yağ dokularındaki boşluklara fazla şekeri bırakır. AHA!

Yağ dokularına gelen fazla şeker ile şeker bayramını şenliklerle kutlayan yağ hücreleri, büyür. Sonra aynada göbek, kalça bölgelerinde çıkıntılar başlar. (allah allah?) Bu böyle gider. Her fazlalık karbonhidrat kısa bir süre glikojen olarak karaciğerde depolanır, fakat yakılmazsa kaderi böyledir çünkü bizim yağ depolamak dışında uzun vadeli depolama şeklimiz yok.

2013 senesi itibariyle, tanıdığım kimse (şehir hayatının getirdikleri volume 1) yediği karbonhidratları enerji olarak kullanabilecek aksiyonda yaşamıyor. En hareketli insanın bile hareketi, yediği karbonhidratın tamamını enerji olarak kullanabilecek durumda değil. Bir de zaten yediklerimiz daha bir tatlı, pek bir leziz modda olduğu için enerjileri de yüksek oluyor. Geçen yazımda bahsetmiştim, gıda üreticilerinin bir numaraları hedefi ürettikleri ürünlerin tadının iyi olması ki bunu da karbonhidrat ile sağlamak en mantıklı yol. 

Sözün özü, yağlanma varsa aldığınız karbonhidrat seviyesini kontrol etmeniz faydalı olabilir. Ekmek vb. tahıllı ürünler (un içerikli), patates vb. nişastalar, pirinç ve makarna gibi şeyler, baklagiller, meyveler... diye giden uzun bir içerik listesine sahip. Kaynakları internetten araştırmanızı tavsiye ederim. 


Yağlar
 
Yıllarca duyduğumuz şey yağlı şeyler yemeyin oldu fakat bütün yağlar insan düşmanı değil. Beynimizin çoğu su ama kalan kısmın çoğu yağdır. Dolayısıyla yağ vücudumuzda gayet işlevselliği olan bir yapıtaşı olarak düşünebiliriz. Protein ve karbonhidrattan farkı ciddi seviyede bir enerji kaynağı olması.

Genelde kaçınılması gereken en önemli yağ çeşidir trans yağlardır. Trans yağlar sentetiktir, doğal koşullardan elde edilmez. Margarinlerde, paketli hemen hemen her şeyde vardır. Trans yağ yoktur yazısı ise tam bir şehir efsanesidir. Paketlerin üzerine içeriği belli miktarın altındaysa yoktur yazılabilmektedir. Trans yağ yoksa alıp da 6 ay sonra açtığınız paketli bisküviyi çıtır yapan sihirli formülü ben çok merak ediyorum... :)

Doymuş yağların diğer çeşidi (trans yağ da doymuş yağdır) hayvansal olanlardır ve onları da çok yüklü tüketmemek iyi bir seçim olabilir, uzmanların görüşü böyle en azından. Yağ asitlerinin bizim açımızdan en önemlileri bana göre omega 3, omega 6 ve omega 9. Sanırım bu başka bir yazının konusu olmalı. 
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjWd9H0wtfNZXKrqbDItGOPa_uej7ljizMSBmQoPw1Tq1tRT5tZKvPPVPznL7LSw6TvnMHZCnQ8YnNc-48XeTklK6z4CqTYxeHXwRjZWbIRgZbh_wc3S7WchZBlHdW45dOy3HHkD1gbmWrH/s1600/Chart+Blood+Glucose+Fat+Protein+Carbohydrate.jpg
Yağlar ile karbonhidratları kıyaslarsak karbonhidratlar gazete yakmak gibi, yağlar ise kömür yakmak gibi enerji verir. Biri kısa sürede yüklü enerjidir, biri ise uzun vadede sürekli enerji kaynağı gibidir. Yukarıdaki grafik bu anlamda çok hoşuma gitti. (Ek bilgi: Fat = Yağ)
Yazıdaki amacım genel olarak enerji kaynaklarımızı anlayabilmenizi sağlamaktı. Diyet yazma amacında olmadığım için çok genel bilgi gelebilir. Düşüncem şu ki; yediğiniz şeylerle ilgili bir miktar farkındalığınız olursa araştırmaya başlayabilirsiniz. Oldukça fazla kaynak var bu konularda ama çok fazla da farklı alternatif bakış açısı var. Sizin kendi hayatınız için en iyi yapabileceğiniz şey kendinize doğru gelen bilgiyi seçmek ve onun detayını araştırmak olabilir. Ben öyle yapıyorum genel olarak. 

Aklıma iki konu gelmiş oldu bu yazı sayesinde; birincisi kilo vermeyle ilgili uygulanan yanlış şeylerden bazılarının üzerinden geçmek, ikincisi ise omega 3-6-9'u yazmak. Kısa zamanda görüşürüz.

Sevgiler.

Not: Paylaşımlar ve beğeniler için çok teşekkürler. Harikasınız. Başka insanlara fayda götürmek isteyenlerin olduğunu bilmek çok sevindirici. Facebook sayfanızda beğendiğiniz yazılarımı paylaşabilirseniz daha fazla insana ulaşırız. Yazıların altında Facebook'ta paylaşma linki oluyor veya Facebook sayfamızı takip ederek oradan paylaşabilirsiniz. Hep beraber bunu bir toplumsal fayda projesi olarak görmeyi başarırsak ne ala. Umarım mutlu insanların sayısı hep artar. :)

Gönderen Unknown
Omega 3 - 6 - 9 Besinleri ve Gıdalar
Merhaba.

Matematik sever biri olarak başlığı 12, 15, 18 diye devam ettirmek isterdim ama henüz bilim buna müsaade etmiyor.

Kilo kontrolünde enerji kaynaklarından bahsettiğim yazımda, omega 3-6-9'dan bahsedeceğimi yazmıştım. 

Bu 3 yağ asidinden omega 3 ve omega 6'yı dışarıdan vücudumuza almak zorundayız çünkü eksiklikleri problem yaratacaktır. Fakat omega 9 esansiyel yani gerekli olarak kabul edilmemektedir. 

Omega 9
Doğadaki gıda kaynaklarında bol miktarda bulunan bir yağ asididir. En bilinen kaynağı zeytinyağıdır. Tertemiz bir enerji kaynağıdır diyebilirim. Zeytinyağının oldukça fazla faydası olduğu bilinir, bu faydaları elde edebilmek adına yemeklerde kullanılmasını tavsiye edebileceğim bir yağdır.

Omega 6
 
Vücudumuza alma gerekliliği olan bir yağ asididir. Eksikliği olabileceğini hiç düşünmüyorum, yediğimiz hemen her şeyin içinde mevcut. Yemek pişirmede kullanılan yağlar (ayçiçek, mısırözü vb.), çerezler, tavuk, yumurta... Dolayısıyla alınmasıyla ilgili bir problem olmayacaktır ama birazdan yazacağım sebeplerle fazla alınması sıkıntı yaratabilir.





Omega 3

Son dönemde o kadar çok bilgi çıkıyor ki hakkında, burayı daha uzun tutmak gerekiyor. Omega 3'ün en bilinen özellikleri beyin ve kalp-damar sağlığına olan olumlu etkileri. Faydalarını yazmaya kalksam buradan Paris'e yol olur. O yüzden birkaç link paylaşacağım. (yazılar uzun değil, açıp bakın en azından :) )
Okutuyor olması
Beyin işlevleriyle ilgili bir araştırma
Hamilelerde düşükleri önleme

Omega 3 içeren kaynaklar maalesef çok sınırlı. Her ne kadar ceviz, semizotu gibi bitkisel kaynaklarda olduğu bilinse de bunlar yeterli gelecek miktarları oluşturmuyor. En sağlam kaynak derin su balıkları oluyor. (ör: Norveç Somonu)

Alaska bölgesinde Yup'i denilen insanları incelemişler ve fantastik bulgulara ulaşmışlar. Burada yaşayanların aynı oranda (ABD) obeziteye sahip olmalarına rağmen obezite yüzünden sıklıkla görülen kalp, diyabet gibi hastalıkların etkilerinin görülmediğine ulaşmışlar. Alaska bölgesinde tüketilen omega3'ün haddi hesabı yok elbette.
İngilizce bir yazı ama bakmak isteyen olursa tıklayınız.

Omega 6 / Omega 3 Oranı
 
En çok üzerinde durulan noktalardan biri bu. Kaynakların beslenmemizdeki orantısızlığı yüzünden bizde ve hemen hemen dünyanın çoğunluğunda 1 birim omega 3'e karşılık 15 ile 50 birim arasında omega 6 yeniliyor. Yani oran 15-50 arasında seyrediyor. Bu konuda bir araştırma şöyle diyor; bu oran ne kadar düşük olursa o kadar iyi. İdeal seviyenin 1 olduğunu yazıyor ve 4'ün altına indirerek kronik hastalıklarının riskini azaltabileceğimizi yazıyor.
 
Omega 3 kaynakları oldukça kısıtlı olduğundan ve biz derin su balıkları tüketen bir toplum olmadığımızdan dolayı, aslında bünyemizde ciddi bir omega3 sıkıntısı yaşanıyor. O sebeple de artık omega3 tabletleri, balık yağları vb. ürünler piyasaya çıkmaya başladı. Bu konuda nasıl bir seçim yapabilirsiniz, bunu anlatan şöyle bir yazı var.

Omega 3'ün dışarıdan kesinlikle takviye edilmesi görüşündeyim. (veya haftada 3-4 kez Norveç somonu yiyebilirsiniz!) Ben buradan marka tavsiye etmiyorum ama size tavsiyem güvenilir bir markanınkini tercih etmeniz ve balık yağı tarzı şeyler yerine direk olarak omega3 yağlarını (EPA, DHA) içeren bir ürüne bakmanız. Şahsen görüştüğüm kişilere zaten gereken tavsiyeleri yapıyorum bu konuda. :)

Gıdaları tüketirken bu noktaların da bilincinde olmak belki fark yaratabilir diye düşündüm. 

Görüşmek üzere.

Gönderen Unknown